Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Geçmişin mitleri

Nesillerimiz, Batı'nın mutlak gücü ve dolayısıyla Arapların mutlak çaresizliği hakkında iki mit ile yaşadı. Birincisi “İngilizler”di. Yani, her yerde sihirli bir nüfuza sahip olan Büyük Britanya ve Arapçayı zorlukla ve Essex aksanıyla konuşan casuslarıydı.

Her komplo “İngilizlere” atfedildi. Her siyasi hareket, her gizemli gösteri “İngiliz” olarak nitelendirildi. İngiliz nüfuzunun gerilemesi ve imparatorluğun zayıflamasıyla, Batı'nın yerini Amerika Birleşik Devletleri'nin alması ile birlikte bu saf suçlama ABD'ye yönetilir oldu. Başarılı olan her hükümetin arkasında ABD vardı ve başarısız olan her hükümet de ABD yüzünden başarısızdı. Ve eğer ne başarılı ne de başarısızsa, bunun nedeni ABD'nin müdahale etmekten kaçınmasıydı.

ABD ve Amerikalılar, devlet büyüklerinin veya ajanların unvanı haline geldi. Birçoğu umutsuzca onu hoşnut etmek istedi ve birçoğu da ona karşı savaşlara katıldı; çünkü hoşnutluğu işe yaramazsa, düşmanlığı işe yarayacaktı.

Elbette, bunda bir doğruluk payı vardı. Savaştan sonra yükselen süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri, hemen Soğuk Savaş'a geçiş yaptı. Herhangi bir savaşta olduğu gibi, doğası veya yoğunluğu ne olursa olsun, süper güçlerin hem açık hem de gizli güçlere ve kılıçlarını kullanacak adamlara ihtiyacı vardır.

Ancak ABD'nin rolüne dair popüler ve saf abartı, tıpkı ondan önceki İngiliz rolü gibi, gülünçtü. ABD, hedeflerine ulaşamayan 500 resmi müdahalede bulundu. Birçok savaşta, özellikle de Vietnam'da başarısız oldu. Amerikan gücü, beklenen zaferden çok uzakta, mevcut çatışmada da tökezliyor ve eski cazibesine ne olduğunu kimse bilmiyor. Peki, geçmişte gerçekten bir Amerikan cazibesi var mıydı, yoksa halklar sadece dostlarını ve düşmanlarını mı abartıyorlar?