Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Bin Ladin ve uzun gölge

11 Eylül 2001'de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve başkent Washington'daki Pentagon'a yapılan şok edici saldırılar ile Beyaz Saray'a yönelik başarısız saldırıdan çeyrek asır sonra, el-Kaide hâlâ aynı amaç ve yöntemlerle faaliyet gösteriyor mu?

Hâlâ mevcut mu? Ve varlığı ne biçimde kendini gösteriyor?

Biraz geriye gidelim; modern Suudi Arabistan tarihinin en ünlü müteahhidi “usta” Muhammed bin Ladin'in oğlu olan Usame bin Ladin’in birçok kardeşi vardı. Annesi Suriye kökenliydi. Cidde'deki Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde öğrenciyken Müslüman Kardeşler'e katıldı (Lawrence Wright, “The Looming Tower” adlı kitabından).

Erken bir dönemde Kabil hükümetine ve Rus destekçilerine karşı Afgan “mücahitlerin” verdiği mücadeleye katıldı ve şartlar onu ve ortaklarını 1988'de el-Kaide sicilini kurmaya yönlendirdi. Bu “Arap-Afgan Mücahitler”in hareketleri, gelişleri, gidişleri ve cephelere konuşlanmaları hakkında eksiksiz ayrıntılar içeren bir veritabanıydı. Daha sonra da el-Kaide'nin çekirdeğini oluşturdu.

1988'in şubat ayında Usame bin Ladin, Eymen el-Zevahiri ve Mısır, Pakistan ve diğer yerlerden silahlı köktenci örgütlerin diğer liderleri birlikte “Yahudilere ve Haçlılara Karşı Cihat İçin Küresel İslam Cephesi”ni kurdu.

Örgütünün gerçekleştirdiği en önemli eylem 11 Eylül saldırılarıydı. 11 Eylül'den önce ve sonra Arap ve Müslüman ülkelerde düzenlediği eylemleri da unutmamalıyız.

O zamanlar sosyal medya veya X ve TikTok gibi platformlar yoktu ve henüz yapay zekâ çağına girmemiştik. Buna rağmen, el-Kaide'nin propagandası destekçiler ve aktif katılımcılar buldu.

Batı'da bugünlerde el-Kaide'nin çeyrek asırlık faaliyetlerinin mirası hakkında birçok tartışma yapılıyor. Örneğin, Jason Burke'ün İngiliz The Guardian gazetesinde yayımlanan makalesinde, 11 Eylül saldırılarından 25 yıl sonra, savaşın yol açtığı muazzam insani ve ekonomik maliyete rağmen, Usame bin Ladin'in projesinin temel hedeflerine ulaşmakta başarısız olduğu belirtildi. Bununla birlikte Burke, tarihsel olarak el-Kaide ile bağlantılı örgütlere mensup bireylerin sayısının arttığı konusunda da uyarıda bulundu.

“Bin Ladin'in ideolojisinden ilham alan saldırılar sona ermedi ve el-Kaide'nin varlığını sürdürmesi, örgüt ve kurucusu için bir tür başarıyı temsil ediyor, ancak bu zafer anlamına gelmiyor” dedi.

Ben el-Kaide'nin çeyrek asır önceki küllerinden yeniden doğduğunu görüyorum; asla tamamen yok olmadı. Somali, Yemen, Batı Afrika ve bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerinde, ancak yeni bir görünümle ve farklı isimler altında varlığını sürdürüyor.

Daha da tehlikelisi, İran'da ikamet eden el-Kaide'nin Mısırlı askeri komutanı Seyful Adil liderliğinde örgütün yeniden canlanması ve el-Kaide ile İran’a bağlı fraksiyonlar arasındaki ittifakın yeniden güçlenmesi olasılığıdır. Elimizde daha önce de bahsettiğimiz, el-Kaide'ye bağlı Somali’deki el-Şebab örgütü ile Husi milisleri arasındaki ittifak veya iş birliğine dair yakın tarihli örnekler var!

El-Kaide ağları –örgüt demeyeceğim– bugün de dün olduğu gibi bir tehlike oluşturuyor; hatta daha da tehlikeli ve kurnazlar. Buna karşılık uyanıklık ve farkındalık düne nazaran daha az.