Yıllardır Yemen sorununa yaklaşımda yapılan en tehlikeli ve en kötü hatalardan biri, sorunu sadece yerel bir Yemen çekişmesi, Yemen'in daha büyük komşusu Suudi Arabistan'ı ilgilendiren bir sorun olarak göstermek olmuştur.
Batı medyasının, önyargılı liberalizmi ve İran-Husi söylemiyle beslenen yaklaşımı, Yemen halkının -yani Husiler tarafından yönetilenlerin- bağımsızlık arayan savunmasız bir halk olduğu, Suudi Arabistan ve müttefiklerinin ise bağımsız olmasını reddettiği ve onu kontrol etmek istediği yönündedir. Ardından insani boyuta, ilaç, gıda ve hayatın her alanında yaşanan kıtlığa odaklanılır. Husi-İran anlatısıyla harmanlanmış bu Batı yorumuna göre, bu durumun faili Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’dur.
Yıllar önce Batı müdahalesinin Hudeyde Limanı’nın Husi işgalinden kurtarılmasını engellediği dönemde de bu iklim hakimdi. Uzun yıllardır Amerikan siyaseti konusunda Uzman Suudi Arabistanlı Profesör Ali Şihabi, Amerikan Fox News sitesinde yayınlanan makalesinde bu anla ilgili şöyle yazdı: “Mevcut çatışmalar, 2018'de Hudeyde'de yapılan hatanın büyüklüğünü de ortaya koyuyor. Suudi Arabistan ve BAE'nin desteğiyle Yemen güçleri şehrin eteklerine kadar ilerleyerek, Husilerin Kızıldeniz'deki ana limanına büyük bir baskı uyguluyorlardı.”
Peki, Batı, özellikle de Avrupa ve bilhassa İngiltere ve Almanya, o dönemde Hudeyde'nin kurtarılmasını neden engelledi? Şihabi bunu şöyle yanıtlıyor: “Batı hükümetleri, liman çevresindeki çatışmaların gıda, yakıt ve ilaç tedarikinin aksamasına neden olmasından korkuyordu. Bu endişeler meşru olsa da dayatılan çözüm stratejik olarak felaket oldu.”
Bazıları, Batı'nın motivasyonlarının bununla sınırlı olmadığını, aynı zamanda eski bir ilkeyi gerçekleştirmek ile bağlantılı eski bir sömürgeci iz taşıyan motivasyonları da olduğunu düşünüyor. O ilke de güç dengesini korumak, her iki tarafın da hakimiyet kurmasını engellemek ve bu dengeyi yönetmeye yatırım yapmak. Ancak bugün, kol olan Husilerin baş olan İran adına üstlendikleri rolün, yani tıpkı Hürmüz Boğazı'nda olduğu gibi, Babul Mendeb Boğazı'nı da dünyaya şantaj yapmak için kullandıklarının gün yüzüne çıkmasıyla birlikte, Batı'nın göz ardı ettiği sonuç şudur: Husiler sadece diğer tarafları ilgilendiren bir sorun değildir.
Şihabi makalesinde önemli bir noktayı da vurguladı: ABD'nin Husileri yenme çabasına katılımı öncelikle ABD'nin kendi çıkarınadır. Bu, Suudi Arabistan ve Yemen hükümet güçlerinin bu görevi yerine getiremeyeceği anlamına gelmiyor; bugünlerde karada ve havada iyi performans gösteriyorlar. Ancak, “Amerikan hava gücünün özenli ve stratejik kullanımı, bu mücadelenin etkinliğini artırmada etkili bir faktör olacaktır.”
Bu aynı zamanda Arap medyasının Yemen meselesine yaklaşımıyla ilgili önemli bir konuyu da gündeme getiriyor; medya çatışmayı sadece bir Suudi-Husi “savaşı” olarak tasvir ediyor. Husiler, kurnazca tek sorunlarının Suudi Arabistan olduğunu, çünkü Suudi Arabistan'ın Husilere karşı olan güçleri ve oluşumları desteklediğini iddia ediyorlar ve bazıları da safça buna inanıyorlar. Husiler, Amerikan ve bazı Arap ülkelerinin gemilerine güvenli geçiş izni vereceklerini, ancak Suudi Arabistan gemilerinin geçişine izin vermeyeceklerini vurguladıklarında bu durum açıkça görüldü. Ancak, bazı yorumcuların bu safça veya belki de zekice tasviri, Mısır'ın ticaretinin ve güvenliğinin de hem kısa hem de uzun vadede, İran'ın Kızıldeniz'e yönelik bu kötü niyetli genişlemesinden zarar gördüğü gerçeğini göz ardı ediyor.
Batı ve bazı Arap devletleri, birkaç yıl önce Hudeyde zaferinin önlenmesinin kanıtladığı gibi, Yemen'i ve halkını hayal kırıklığına uğrattı. İş işten geçti ve Hudeyde'yi kurtarma fırsatı kaçırıldı.