Memun Fendi
TT

Soykırım bir zanaat ve deneyimlerin birikimidir

“Dua ederken paylaştığımız Tanrı’nın sözleri adına, sizden günahlarımız ve taşkınlıklarımızdan dolayı bizi bağışlamanızı istiyorum. Bilinçli bir hatırlama, pişmanlık ve özür olmadan uzlaşma diye bir şey olamaz.”

Yukarıdaki sözler, 1884-1885 tarihleri arasında düzenlenen Berlin Konferansı ile resmen Alman sömürgesi altına giren ve şu anda Namibya olarak bilinen ülkedeki Herero ve Nama kabilelerine yönelik Alman soykırımının 100. yılını anma programında dönemin Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul tarafından söylenmişti.

Bu hikaye basitçe bizim şu anda Gazze’de gördüklerimizdir; tabi sadece öldürme teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte zulüm ve öldürme konusundaki deneyim birikimi, ustalaşma ve el çabukluğunun eklenmiş haliyle. Yerleşimci bir sömürge; ülkenin asıl sahiplerinin topraklarına zorla el konuluyor ve hak sahipleri ayağa kalkıp direniyor.

Namibya’da gaspçı yerleşimcilere karşı tepki ve isyanların şiddeti artınca dönemin Alman İmparatoru II. Wilhelm, İsrail’in Gazze’de Hamas’ı ortadan kaldırmak istemesine benzer şekilde Namibya’daki isyan hareketini bastırmak için General Lothar von Trotha’yı görevlendirdi. Gazze’de olduğu gibi Waterberg bölgesindeki kabileler kuşatma altına alındı. ‘Sabotajcılar’ (tabi ki bu sıfatı Gallant ve Netanyahu’dan duydum) kaçmasın diye tüm yollar kapatıldı. Daha sonra 1905 yılının Ağustos ayının ortalarında Herero ve Nama kabilelerine yönelik soykırım tüm şiddetiyle başladı. Teslim olmak veya ölümden başka yol yoktu. On binlerce insan zincirlendi ve öldürüldü. Eğer dünya Almanların Namibya’da yaptıklarına dikkat etseydi, Holokost, gaz fırınları ya da Yahudi soykırımı olmazdı. Namibya, başka bir yerde yaşanabilecek büyük bir olaya karşı adeta bir tehlike çanıydı. Peki bugün Gazze dünya için ne gibi bir tehlike çanı teşkil ediyor? Gazze soykırımında dünyanın dikkat etmediği en tehlikeli şey ve bunun sonuçları nedir?

Batı değerlerine inanan ve güvenen biriyken ABD’ye ve ardından Avrupa’ya göç ettiğimde hayran olduğum tüm değerler sistemine olan güvenimi neredeyse kaybeden biri olarak bu yazıyı kaleme alıyorum. Artık bu insanların eylemleriyle değerlerinin birbirini tutmadığını düşünüyorum. Belki de eskiden içimde Almanların ya da İngilizlerin Afrika halkına yaptıkları zulümden dolayı pişmanlık duyacakları umudu vardı. Ancak öyle görünüyor ki yanılmışım. Almanya’nın hikayesinde, katliamdan 100 yıl sonra Alman bakanın, Namibya halkıyla uzlaşma minvalinde söylediklerinde bile bir anlaşma yoktu. Bilakis dönemin Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, yalnızca Herero kabilelerinden ölen yaklaşık 60 bin kişi için herhangi bir uzlaşmayı veya tazminatı reddetti. Ne işkence ve ağır çalışma kampları için bir özür dilendi ne de herhangi bir şey yapıldı. Alman elitinin büyük bir kısmı arasında suçu kabul etme arzusu yokken Almanlar nasıl oldu da Yahudilere karşı suçlarını kabul ettiler? Peki neden iş siyahilere gelince ortak Tanrıları adına da olsa özür dilemeyi reddettiler? Almanların Afrika’daki soykırım kampanyalarını kabul etmesi için 100 yıl yeterli bir fırsat değil miydi? İsraillilerin Filistin halkına yönelik soykırım kampanyalarını kabul etmesi kaç yıl alacak?

İngiliz Gazzesi ise, Kenya’daki İngiliz yerleşimci sömürgeciliğiyle bağlantılıdır. Bu ülkede de ülkenin asıl sahiplerine karşı katliamlar, idamlar ve soykırımlar gerçekleştirildi. Filistin’de olduğu gibi Kenya’da da durum aynıydı. Nitekim 1945’te Jomo Kenyatta (Kenya Afrika Birliği’nin Mahmud Abbas’ı) gibi milliyetçiler, İngiliz hükümetine siyasi ve sivil haklar konusunda baskı yapıyorlardı. Yerleşim yerlerinin kaldırılması ve toprak mülkiyetinin sahiplerine geri dönmesi için 1993 Oslo anlaşmasına benzer bir anlaşmanın peşindelerdi. Ancak bunlar beyhude çabalardı.

Kenyatta ve grubuna karşın, Mau Mau grubu (bu isimlendirme yerel değil İngilizlerin) olarak bilinen radikal Kenyalı bir grup ortaya çıktı. Şu anda Gazze’deki Hamas’a daha çok benzeyen bu grup, Kenya Afrika Birliği içinde daha katı bir grup oluşturdular.

Hamas’ın İslami Cihad Örgütü ile kurduğu ittifak gibi, 1952’de Kikuyu savaşçılarından oluşan gruplar, diğer iki etnik grup olan Embu ve Meru’dan savaşçılarla ittifak kurup beyaz yerleşimcilere saldırdılar. Mau Mau, tıpkı El-Kassam Tugayları gibi üyelerinin davalarına bağlı kalma yemini ettiği ideolojik bir gruptu.

Ekim 1952’de Mau Mau soykırım kampanyası başladı ve 1960’a kadar devam etti. Bu sırada on binlerce Kenyalı öldürüldü. İngilizlerin 2. Kraliçe Elizabeth’in altın jübile kutlamalarını izlediği bir dönemde, İngiltere’de, aynı etnik kökene mensup yaklaşık 100 bin Kenyalının yargılanmadan 10 yıla kadar özgürlüğünden mahrum bırakılması da dahil olmak üzere, imparatorluk tarafından Kenya’da işlenen savaş suçlarına karşı açılan bir davayı takip ediyordum. Kenya’daki soykırımın gerçeklerini ortaya çıkarmak için yapılan tüm bu çabalara rağmen İngiltere, Mau Mau’nun mirasçılarına yalnızca 9 milyon pound gibi küçük bir miktar tazminat ödemeyi kabul etti.

Burada ahlaki bir felaketle karşı karşıyayız. Neden İngiltere’nin Gazze’deki Filistinlilere sempati duymasını bekliyorsunuz?

Kenya’daki Mau Mau grupları İslamcı mıydı? Nama ve Herero kabileleri İslamcı mıydı? Direnişin ideolojisine mi bakmak lazım, yoksa işgalcinin, katilin ideolojisine mi bakmak?

18 Nisan 2021’de bu gazetede tanıttığım 2020 yılı basımı ‘Genocide in Libya: Shar, a Hidden Colonial History’ (Libya Soykırımı ve Sömürgeciliğin Gizli Tarihi) kitabının yazarı arkadaşım Dr. Ali Abdullatif Ahmida ile yaptığım sohbette kendisi bana Alman Nazilerinin, İtalyanların Libya’da öldürme konusundaki ustalığını öğrenmek için heyetler gönderdiğini söyledi. Naziler için soykırımın sıradan bir eylem ya da sıradan bir savaş değil, bir zanaat olduğunu vurguladı. Ahmida “Gazze’de yaşananlar, tıpkı İtalyan faşistlerinin 1929’da Libya’da yaptığı gibi soykırımın yeniden üretimidir. Hesap verme ve yargılamanın olmayışı, çağdaş hafızanın zehirlenmesine yol açıyor” dedi.

Bu kısa sunumdan, bugün Gazze’de yaşananların, katliam ve soykırım uygulamasında ustalaşan Alman, İtalyan, İngiliz ve İsrail deneyimlerinin birikimi olduğunu anlıyoruz. Bu yüzden Cezayir’de 132 yıl boyunca en korkunç şeyleri yapan Fransa’nın da aralarına katıldığı bu ülkeler, İsrail’in soykırım kampanyasına doğrudan destek vermek için toplandılar. Yalnızca, bir devlet olarak ABD’liler (devletin kurulmasından önce Yerli Amerikalıların başına gelenleri bir kenara koyacak olursak) bu meslekte yeni.