Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

Libya’nın şubatı: Hükümet kutlaması ve halkın yokluğu

Sevinç ve kutlama güzel ve sağlıklı bir şeydir. Ancak hükümet, kapsamlı sağlık, başarılı ve düzenli eğitim, insan onuruna saygı gösteren ve ona gerekli olanakları sağlayan altyapı dahil olmak üzere halkına yönelik hizmet görevlerini tamamladığında, böyledir.

Şubat ‘Devrimi’nin 13’üncü yıl dönümünde yaşananlar; büyük ve masraflı bir hükümet kutlamasına, kirası yüz milyonlarca doları bulan bir sahnenin önünde alkışlamak için hükümetin ücretli otobüslere doldurarak getirdikleri dışında, Libya'nın her yerinde halkın ve toplumun katılmamasıydı. Bu, ülkede benzeri görülmemiş bir kitap ve sıra sıkıntısı çeken okulların yanı sıra ciddi bir tıbbi malzeme eksikliğinden mustarip devlet hastanelerinin milyon dolarlardan mahrum bırakılması, kamu parasının öncelik dışı şeylere israf edildiği bir durumu yansıtıyor.

Libya'daki halkın şubat ayındaki değişimi kutlama konusundaki isteksizliğinin nedenlerinden biri, belki de daha iyiye doğru bir değişimin sağlanamaması, önceki rejimin diktatörlüğünden kurtulduklarında Libyalıların 40 yıllık huyuna suyuna alıştıkları bir despot yerine yeni despotlarla karşı karşıya kalmalarının yarattığı hayal kırıklığıdır.

Libya’daki Şubat 2011 hareketi, yerel ve dış destekçileri arasında sıklıkla bir ‘devrim’ olarak tanımlanırken, muhalifleri ve Kaddafi destekçileri tarafından ise ihanet, NATO ile işbirlikçilik ve komplo olarak tanımlandı. Bunun nedeni, Şubat Devrimi'nin Siyonizm'e mutlak bağlılığı ile bilinen Fransız Bernard Levy gibi tartışmalı isimler ile ilişkilendirilmesidir. Bernard Levy ‘Sevmeden Savaş’ kitabında Şubat ‘devrimcileri’ni devrimci olarak bile tanımayarak “Onlar bir grup korkmuş, saf insan” demişti.

Libya'daki Şubat 2011 hareketinin net hedeflerinin olmayışı, onu Müslüman Kardeşler örgütü projesi gibi hazır ve önceden hazırlanmış herhangi bir proje için bir araç haline getirdi. Müslüman Kardeşler örgütü de fırsatı kaçırmadı, aksine hemen siyasal İslam trenine atladı ve siyasi boşluktan yararlandı. Üyelerini sivil toplumun geri kalanının dağınıklığına göre örgütledi ve kısa sürede iktidarı ele geçirdi.

Şubat devriminin kusuru belki de kendisini bir ‘devrim’ olarak tanımlamanın zorluğudur. Çünkü bu, toplumsal değişim arzusunu istismar ederek Libya'daki rejimi devirmeye karar veren uluslararası güçler tarafından desteklenen bir halk hareketlenmesiydi. Devrim ise özünde tamamlanmış ve radikal bir değişim, yani adaletsizlik, yolsuzluk ve bilgisizlikten daha iyi bir gerçekliğe geçiş olduğundan, bu harekete ‘devrim’ denildiğinde eksik kalıyor. Zira bunlar gerçekleşmedi ve ulaşılamaz bir hayal olarak kaldı.

Sonuçta ortaya bir devrim ya da karşıtlarının deyimiyle komplo veya şubat hareketinin destekçilerinin deyimiyle ‘şeytan’ ile de olsa ittifak yapma mantığı ortaya çıktı. Önemli olan bir diktatörden kurtulmaktı ve bu da olmuştu. Kolektif aklın değişimi kabul etmesini, yöntemi meşrulaştırmasını ve sırf despot liderden kurtulmanın bir yolu olduğu için ‘ihaneti’ kabul etmesini sağlayan da buydu.

Ancak ‘şubat rejiminin’ siyasetçileri ve babaları, zayıf yıllar olarak tanımlanan 10 yıl boyunca, demokratik dönüşümün ABC'sinin bir parçası olan, iktidarın barışçıl bir şekilde devredilmesi kültürünü demokratik bir ilke olarak yerleştirmeyi başaramadılar. Bunun yerine ‘şubat liderlerinin’ çatışması yeni diktatörlerin ve despotların ortaya çıkmasına neden oldu.

Şubat ‘devrimcilerinin’ iktidarın barışçıl devir-teslimini kabul etmedeki başarısızlıkları, onları iktidarın barışçıl devir-teslimine inanan devrimciler değil, önceki rejimin rakipleri haline getirdi. Sıkıntılar ve tartışmalar, Şubat 2011'de yaşananları hiçbir taraf kabul edilebilir bir şekilde tanımlayamadan devam ediyor. Şubat 2011 hareketi, Kaddafi'nin yönetimine ve dönemine dair görüşümüz ne olursa olsun, komplodan, ihanetten ve dış müdahaleden bağımsız, siyasi anlamda bir devrim miydi? Kaddafi’nin diktatörlüğü ve ülke yönetimiyle ilgili düşüncelerinin tuhaflığı konusunda hemfikiriz. Ortada bir anayasa ya da parlamento yoktu, yalnızca aylarca toplanan ve tartışan kongreler vardı. Onun döneminde ‘halkın iktidarı’ altında iktidar sahibi olduğu söylenen halk kongreleri gerçekçi olmayan ütopik bir slogandı. Gerçekte ise Kaddafi ülkeyi kendi mizacına göre ve gittiği her yere taşıdığı çadırının adamları ile yönetiyordu.

Libya’da şubat kutlamak, Kaddafi döneminde eylülü kutlamaktan farklı değil. Değişen tek şey yıllık takvimdeki bir ayın adı. Vatandaş ise aidiyet hissetmediği her iki olayı kutlamaktan kendini uzak hissediyor.

Zavallı Libya vatandaşı yoksulluk, hastalık ve bilgisizlik içinde boğulurken, ülkesi, hiçbir faydasını görmediği Afrika'nın en büyük petrol rezervi ve su kaynağı üzerinde yüzüyor. Tekrarlanan hükümet yolsuzluğu ve kamu parasını yağmalamanın gölgesinde, sevinç ve kutlamalar, halkın yokluğunda hükümetin iki güldürü oyunundan ibaret kalmaya devam edecek.