Donald Trump liderliğindeki yeni ABD yönetimi, üç aydan kısa bir süre içerisinde hem iç hem de dış siyaseti, içeride ve dışarıda ekonomik ve sosyal politikaları etkileyen çok sayıda karar aldı. Öyle ki, izlenmesi ve sonuçlarının tahmin edilmesi imkânsız hale geldi ve daha da önemlisi sonuçları beklenmedik olabilir.
Mevcut yönetimin net bir pusulasının olmadığı, bu kararların aceleci olabileceği yönünde yaygın bir söylem var. Ancak kalıpların dışında düşünmek, birbiriyle bağlantılı olan tüm bu kararların ana amacına bizi yönlendirebilir. O da devasa ve benzeri görülmemiş kamu borçlarını azaltıp devletin genel bütçesinde reform yaparak Amerikan ekonomik gücündeki çöküşü durdurmaktır.
Ekonomi siyasetin başını çeker ve Büyük Britanya, üzerinde güneş batmayan imparatorluğunu, ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturan İkinci Dünya Savaşı sonucunda biriken borçlar nedeniyle kaybetti. Savaştan sonra İngiltere'nin borcu yaklaşık 21 milyar sterlin, yani o dönemdeki GSYİH'nın yüzde 200'ü kadardı. Bu borçların çoğu Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'dan alınmıştı ve İngiliz ekonomisi açık hale gelmişti, bu nedenle Britanya İmparatorluğu, yerel ekonomiyi kurtarmak için yabancı mülklerinden veya gücünden vazgeçmek zorunda kaldı. Bu borçların faizini uzun yıllar ödedi ve ABD'ye ödediği son taksit 2006 yılında, yani savaştan 60 yıl sonraydı. Kamu borcu, Britanya İmparatorluğu'nun veya başka bir imparatorluğun çöküşünün nedenlerinden biridir. Adalet yönetimin temelidir ama ekonomi onun omurgasıdır.
Bu tarihi ders, son yıllarda Amerikan gücünün olası kötüleşmesine ilişkin birçok uyarı arasında yer alıyordu. Amerikan sağının güçlü bir şekilde benimsediği ve muhafazakâr Amerikan düşünce kuruluşlarından birinin (Heritage Foundation) hazırladığı 2025 Belgesinde yer alan plan da budur. Yani ABD'yi güçlü tutmak için kamu borcunu azaltmaya teşvik etmek.
ABD'nin kamu borcu 36 trilyon doları buluyor ve bu rakam, yüksek hükümet harcamaları nedeniyle sürekli yükselişte. Bu açığın yıllık faizi 1 buçuk trilyon doları buluyor ve bu da giderek artıyor. Yeni yönetimin bilimsel araştırmaların finansmanı da dahil olmak üzere çok sayıda sektörde programlı kesintilere gitmesinin açıklaması da budur. Ortakları finansal olarak katkılarını artırmaya teşvik ve ithalat vergilerindeki önemli artışın dışında, ABD'nin uluslararası kuruluşlara yaptığı katkı da bu kesintilerden kurtulamadı.
ABD ve Çin ekonomileri arasındaki yoğun rekabet de dahil olmak üzere yeni faktörler söz konusu olduğundan, Britanya'nın İkinci Savaş sonrası durumu ile ABD’nin bugünkü durumu arasında mekanik bir karşılaştırma yapmak analitik bir hatadır. Yeni değişken de burada gizlidir; Çin'in muazzam endüstriyel ilerlemesine rağmen Çin devletinin kamu borcu da az değil, bazı kaynaklar bunun yaklaşık 1,6 trilyon dolar olduğunu tahmin ediyor.
Aradaki fark, Amerikan askeri gücünün aktif olması ve harcama gerektirmesi, Çin askeri gücünün ise aktif olmamasıdır.
Ekonomik yarışta rakamlar ABD'nin lehine, ancak aynı zamanda Çin'in üçüncü dünya pazarlarına girişini de kendisine karşı bir rekabet olarak algılıyor. Üçüncü dünyadaki bir hükümet Çin ile liman yatırımı gibi uzun vadeli bir yatırım üzerinde anlaştığı anda, o hükümete karşı bir darbe gerçekleşiyor. Bunun pek çok örneği var; 2017'de Hambantota Liman Anlaşması'nın imzalanması sonrasında 2018'de Sri Lanka'da darbe oldu. Çin ile anlaşmalarından sonra Gine ve Myanmar’da 2021 yılında darbe oldu. Sudan’da ise aynı yıl darbe gerçekleşti. Pakistan 2021 yılında Gwadar Limanı için Çin ile bir anlaşma imzalamıştı ve 2022'de İmran Han iktidardan uzaklaştırıldı. Yönetimin Panama, Grönland ve Kanada ile başlattığı kriz bu rekabetin sadece bir kısmı ve aynı zamanda Avrupa Ortak Pazarı’nda olduğu gibi ekonomik tekellere karşı endişe uyandırıyor.
ABD yönetiminin Ukrayna'daki savaşa hızlı bir çözüm bulma çabası bir kısmıyla, Çin gibi ekonomik bir rakip değil, kâr ve kazanç kaynağı oluşturan Rusya Federasyonu pazarına açılmaktan mali olarak yararlanmaktır.
Bu büyük tabloya bakıldığında yönetimin “ABD'yi Yeniden Harika Yap” sloganı anlaşılabilir.
Ancak her ekonomi politikasının olumsuz yönleri vardır. İthalata uygulanan vergilerin yükseltilmesi ekonomide iç yavaşlama anlamına geliyor. Nitekim şu ana kadar görülen rakamlara göre bazıları Amerikan ekonomisinin bir durgunluk yaşadığından bahsediyor. Amerikalı tüketicilerin büyük bir yüzdesi fiyatların yükselmesinden, enflasyonun başlamasından şikayetçi. Ancak en önemlisi eğitim bütçesinde bir kesintinin ABD'nin bu alandaki liderliğini tehdit etmesidir.
Amerikan kamu borcunun azaltılmasına yönelik finansman arayışı, yönetimin attığı tüm adımların en öne çıkan başlığıdır ve “ABD'nin harika kalması” için gördüğü doğru yoldur! Soru şu: Küresel rekabetin sonuçları ve yeni güçlerin ortaya çıkışı önlenebilir mi? Bu sorunun cevabını zaman verecektir.
Son olarak küresel ekonomi yakın gelecekte köklü değişimlere sahne olacak, çünkü büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geçerli olan denklemi kendi yöntemleriyle değiştiriyorlar.