Cuma Bukleyb
TT

Libya... Karartma ve yağma devam ediyor

Albay Muammer Kaddafi’nin iktidarı döneminde Libyalılar, ülkelerinde olup bitenlerin perde arkasını öğrenebilmek için Arap ve uluslararası radyo-televizyon yayınlarını gizlice takip etmeyi öğrendi. Zira askerî rejim, medya aygıtları aracılığıyla bilinçli olarak Libyalılar ile dış dünya arasına demir bir perde çekmiş, böylece halk kendi ülkesinde yaşanan felaketlerden habersiz bırakılırken, dünya da Libya’da işlenen yıkımlardan bihaber kalmıştı.

Libya televizyonunda akşam saat başı yayınlanan haber bülteni iki bölümden oluşurdu. Birinci ve daha uzun bölüm, liderin haberlerine ve onun günlük, sayısız ‘fetihlerine’ övgülere ayrılırdı. İkinci ve daha kısa bölüm ise dünyanın dört bir yanındaki felaketler ve savaşlarla ilgili haberlerin aktarımına odaklanır, izleyiciye neredeyse canını kurtarmak için masanın altına saklanma ihtiyacı hissettirirdi. Bu, Libyalılara, tek şahinin himayesi ve koruması altında yaşadıkları için ne kadar şanslı olduklarını telkin etmeyi amaçlayan bilinçli bir politikaydı.

Bu politika, yurt dışından yayın yapan muhalif Libya radyolarının aniden ortaya çıkmasıyla sarsıldı. Rejim bunları görmezden gelemedi ve her yolla susturmaya yöneldi. Sudan’ın Omdurman kentinde bulunan Libya Ulusal Kurtuluş Cephesi radyosunun merkezini bombalamak üzere bir savaş uçağı göndermesi, bu pervasız girişimlerden biriydi. Ayrıca Libya kıyıları açıklarına, tek görevi tüm dış yayınları engellemek olan parazit cihazlarıyla donatılmış bir gemi kiralandı. Ancak beklenmedik darbe, dünyayı kasıp kavuran yeni bir teknolojik keşfin, internetin ortaya çıkmasıyla geldi. Libyalılar bu sayede, Libya sitelerinde ve diğer platformlarda yayımlanan içerikler üzerinden ülkelerinde perde arkasında yaşanan felaketleri keşfetmeye başladı.

2011 yılında Şubat Ayaklanması’nın (17 Şubat Devrimi) başarıya ulaşmasının ardından Libyalılar, daha önce benzeri görülmemiş bir medya açılımı yaşadı. Ancak bu dönem uzun sürmedi. Kısa sürede medya üzerindeki karartma politikası yeniden hâkim oldu ve bu durum, ülkede yeni filizlenen özel medyayı da kapsayacak şekilde etkisini hissettirdi. Başlangıçta yayınlarını ülke içinden yapan Libya gazeteleri, dergileri, radyoları ve televizyon kanalları, farklı silahlı grupların saldırılarının hedefi haline geldi. Bu tehditler karşısında medya kuruluşlarının sahipleri merkezlerini kapatmak zorunda kaldı ve güvenlik arayışıyla faaliyetlerini yurt dışına taşımaya yöneldi. Ülke içinde ise mali kaynaktan yoksun, güçsüz yerel radyolar ve televizyon kanalları dışında neredeyse hiçbir şey kalmadı.

Son dönemde Libyalılar, ‘klavye orduları’ olarak adlandırılan yeni bir olguyla da tanıştı. Söylenti yaymak, dezenformasyon yapmak ve rakipleri karalamak üzere devşirilen bu gençler, medya alanına kirli paranın girişine yol açtı. Silahlı grupların yanı sıra bu kez medya milisleri sahneye çıktı. Böyle bir ortamda doğruyla yanlış birbirine karıştı, gerçeğin kendisi ise en büyük kaybeden oldu.

Yabancı ülkeler tarafından finanse edilen özel televizyon kanallarının yaygınlaşması da medya karartması politikasında bir değişiklik yaratmadı. Gerçekler, skandallar ve felaketler ancak ganimet paylaşımı konusunda anlaşmazlık çıktığında gün yüzüne çıkabildi; tıpkı hırsızlar arasındaki kavgalarda olduğu gibi.

Yeni bir gazeteci kuşağı ortaya çıkmasına rağmen, medya karartma geleneği varlığını sürdürmeyi başardı. Örnek vermek gerekirse, son dönemde Arap ve uluslararası medya, Paris’teki Elysee Sarayı’nda Trablus ve Bingazi hükümetleri arasında gerçekleşen görüşmeleri haberleştirdi. Görüşmeler, ABD’nin Libya Özel Temsilcisi Massad Boulos ve Fransız mevkidaşı Paul Soler’in himayesinde, iki hükümeti tek bir hükümet çatısı altında birleştirme amacı taşıyor. Africa Intelligence internet sitesi, bu girişimin ülkenin iki ana güç merkezi arasında doğrudan bir anlayış sağlama amacını taşıdığını belirtiyor. Ancak sürecin önünde ciddi engeller bulunuyor; en başta iç uzlaşı eksikliği öne çıkıyor. Daha da kritik olan, radikal İslamcı akımın Mareşal Halife Hafter ile herhangi bir uzlaşmaya şiddetle karşı çıkması ve önceden kabul edilemeyeceğini bildiği şartları dayatması.

ABD-Fransa girişiminin başarıya ulaşması büyük önem taşıyor. Çünkü iki hükümetin varlığı, kamu kaynaklarının savurganca kullanılmasına ve milyarlarca dinarlık iç borçlarla hazineyi yıpratmalarına yol açarak Libya’yı geri dönüşü olmayan ciddi bir mali krize sürükledi. Bu durum, Merkez Bankası Başkanı’nın müdahale edip uyarıda bulunmasını ve krizin önlenmesi için önlem çağrısı yapmasını gerektirdi.

Şu anda Paris’te, ABD temsilcisi, taraflar arasındaki farkları azaltmayı ve hükümetleri tek bir çatı altında birleştirerek idari kaostan kaynaklanan yıkımı önlemeyi amaçlıyor. Paris’ten gelen haberler, anlaşmanın iki hükümetin birleştirilmesi ve egemen pozisyonların paylaşımı üzerine inşa edilen siyasi bir formül üzerinde şekillendiğini ortaya koyuyor. Görüşmelerin önemi ne olursa olsun, bu makalenin odak noktası görüşmeler değil, her iki hükümetin de görüşmelere uyguladığı resmi medya karartmasıdır. Her iki taraf da sessiz kalmayı seçti; altı milyon Libyalıya süreci açıklayacak resmi bir açıklama ya da sözcü ortaya çıkmadı.