Bir tarafını İsrail ve ABD’nin, diğer tarafını İran İslam Cumhuriyeti’nin oluşturduğu savaşın üçüncü haftasına girilirken, dünya genelindeki politika yapıcı çevrelerde iki önemli soru öne çıkıyor.
Birinci soru: Bu savaş ne kadar sürecek? Cevap: “İp ne kadar uzun?”, bu mecazi bir ifadedir ve kimsenin kesin bir cevabı olmadığı ve bu nedenle tahminlere yer olmadığı anlamına gelmektedir.
İkinci soru, bir gazetecinin mesleki yetki alanının ötesine geçebilir. Gazetecilik alanındaki üstatlarımdan birinin bana yıllar önce öğrettiği gibi, tarihi tarihçilere, geleceği tahmin etmeyi ise tahmincilere bırakmak en iyisidir.
Ancak, biraz sofistike bir şekilde, görüş yazılarının, teorileştirme yoluyla üstadımın söz konusu kuralından bir dereceye kadar muafiyet sağlayan melez bir gazetecilik biçimini temsil ettiğini savunabiliriz. Kabul ediyorum ki bu zayıf bir bahane ama yine de kendisine dayanarak bu savaşın nasıl bitebileceğine dair beş senaryo hayal edebiliriz.
Birinci senaryo: Başkan Donald Trump’ın, daha önce defalarca yaptığı gibi zafer ilan edip başka bir konuya geçiş yapmasıdır.
ABD geçen ay İran'a Tomahawk füzeleri atmaya başladığında, birçok kişi geçen yıl haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan saldırıya benzer hızlı bir askeri operasyon olmasını ummuştu; bu operasyon Trump'ın dünyaya Natanz, İsfahan ve Kolang Gaz La Dağı gibi yerlerin kül yığınına dönüştüğünü gösteren görüntüler sunmasına imkan tanıyacaktı.
Ancak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi de dahil olmak üzere birçok kaynaktan, İran'ın ülke geneline dağılmış çok sayıda açıklanmamış tesise sahip olduğu bilgisini duyuyoruz. Dahası, Tahran'ın kısa sürede nükleer savaş başlığı üretmek üzere geliştirilebilecek 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumu nerede sakladığı da bilinmiyor.
Bu senaryoya göre Trump, Grossi İran'a nükleer açıdan temiz olduğu belgesi vermediği sürece zaferini deklare edemez. Bu durum, Trump'ı, Hans Blix, Muhammed el-Baradey ve Yukiya Amano'nun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın başında olduğu dönemde dört selefinin yaşadığı aynı çıkmaza sokacaktır. O dönemde, bahsi geçen isimler Irak'ın ve daha sonra İran'ın nükleer bomba ürettiğini doğrulamayı kesinlikle reddetmişlerdi.
Bu nedenle, ilk senaryo risklerle ve belirsiz sonuçlarla dolu görünüyor.
İkinci senaryo: Trump, İran'ın füze cephaneliğine odaklanarak, tamamen imha edildiğini iddia eder ve böylece savaştan bir çıkış yolu bulur. Ancak bu, bir anlamda kaderin insafına kalmak demek; zira Tahran, Trump zafer ilan ettikten sadece birkaç gün sonra, tarihin en güçlü ulusunun liderinin erken teslim olduğunu kanıtlamak için tek bir füze veya insansız hava aracı fırlatabilir.
Üçüncü senaryo, Trump'ın yakın çevresindeki bazı üyeler tarafından tercih edilen, ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tamamen nefret ettiği senaryodur ve Venezuela modeline dayanmaktadır. Yani rejimin başı etkisiz hale getirildikten sonra, ikinci kademe liderlerin önderliğinde rejimin acı çekmesine ve hayatta kalmasına izin vermektir.
Ancak bu senaryo, iki nedenden dolayı İran için geçerli olmayabilir.
Birincisi, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro yönetimindeki Venezuela, İsrail'i haritadan silmeyi veya Amerikalıları Latin Amerika'dan kovmayı amaçlamıyordu. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin arka bahçesinde ve sınırları içinde uyuyan terör hücreleri de yoktu.
Chávez ve Maduro, Che Guevara gömleği giyen ve boş solcu sloganlar atan devrimcilerdi, ancak asıl ilgilendikleri konu sadece kişisel olarak zenginleşmekti. Öte yandan, İran İslam Cumhuriyeti temelde Amerikan karşıtlığı ve Yahudi karşıtlığı üzerine kuruludur. İran Eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in de belirttiği gibi, “ABD'ye karşı durmazsak kimse bizi dikkate almaz. Nükleer bombamız olsa bile, sadece başka bir Pakistan oluruz.”
İkincisi, Tahran'daki Humeyni hareketinin ikinci veya üçüncü kademe liderliği, rejimin geride kalan halk tabanını korumak için daha radikal pozisyonlar benimsemek zorunda kalabilir.
Geçen hafta, rejimin propaganda makinesinin, halen gözlerden uzakta saklanan yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'den naklettiği ve İran'ın komşularına yönelik saldırıları durdurmak için öne sürdüğü dört şart bize bunun bir örneğini göstermiş oldu. Dört şarttan ilki, Ortadoğu'daki tüm Amerikan üslerinin kapatılması; ikincisi, tüm OPEC üyelerinin Amerika Birleşik Devletleri ile ekonomik ve ticari bağlarını koparması ve Amerikan şirketlerini sınır dışı etmesi; üçüncüsü, tüm Arap devletlerinin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yatırımlarını geri çekmesi; dördüncüsü, bölge petrolünün dolar cinsinden fiyatlandırılmasının durdurulması ve BRICS para birimlerinin toplandığı sepet ile değiştirilmesi. En şaşırtıcı olanı ise Dini Liderin -veya sözcüsünün- İran altyapısına verilen zararlar için tazminat talep etmesiydi.
Bu Delcy Rodríguez’un (Venezuela'nın geçici cumhurbaşkanı) sözde İranlı versiyonu pantolon giyiyor, uzun bir sakalı var ve Kalaşnikov tüfeği ile birlikte uyuyor. “Venezuela seçeneğinin” İran'da başarısız olacak olmasının bir diğer nedeni de İsrail'in İran'da Delcy Rodríguez rolünü üstlenmeye çalışanları etkisiz hale getirmeye devam etmesidir. En son örnek, kendisine eski Sasani İmparatorluğu'nun kurucusu “Ardeşir” lakabı verilen Ali Laricani'ydi. Kendilerine “New York Çocukları” (reformist hareket içindeki bir fraksiyon) denilen grup, savaştan önce Rodríguez'in rolünü üstlenebilirdi, ancak şimdi daha radikal Humeyni yanlısı yoldaşlarının eliyle tasfiye edilme tehdidiyle karşı karşıyalar.
Bu savaşı bitirebilecek dördüncü senaryo, basitçe bombalamaya devam etmek ve ne gibi sonuçlar ortaya çıkaracağını beklemektir. Ancak bu senaryo da engellerle karşı karşıya gibi görünüyor. Bir veya iki hafta sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in askeri veya çift kullanımlı (sivil ve askeri) hedefleri tükenebilir. Bu, askeri hedefleri belirlediği söylenen yapay zekayı, her yere ve her şeye saldırmayı önermeye zorlayacak ve potansiyel olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den asla memnun olmayacak milyonlarca yerinden edilmiş insan yaratacaktır.
Bu da ABD ve hatta İsrail'in tarihsel olarak iyi ilişkiler içinde olduğu (kısmen Humeyni rejimine karşı muhalefet nedeniyle) birkaç ülkeden biri olan İran'ı, Batı Avrupa'da gördüğümüz gibi, Amerikan karşıtı ve İsrail karşıtı söylemlerin bir başka pazarı haline getirebilir.
Bu senaryo, “Sonny Liston ikilemi” olarak adlandırılabilecek başka bir riski de beraberinde getiriyor. Tarihin en güçlü boksörü olarak kabul edilen Liston, Muhammed Ali (Cassius Clay) ile ünlü maçında rakibini iplere kadar geriletmiş ve ona ardı ardına yumruklar savurmuştu. Ancak Clay bu darbeleri absorbe etmiş ve Sonny'nin yorulup daha zayıf bir rakibin yumruğu ile nakavt olmaya hazır hale gelmesini sabırla beklemişti.
Günümüz savaşında bu yorgunluk fiziksel bir biçim almayabilir, bunun yerine siyasi, ekonomik ve ahlaki boyutlarda kendini gösterebilir.
Beşinci senaryoya gelince, hayal ürünü gibi görünse de yine de bahsetmeye değer.
Başkan Trump'ın, ertelenen Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile zirvesinin gelecek nisan ayında Pekin'de yapılması planlanıyor. Bu, İranlıların kendileri bu ölümcül çıkmazdan bir çıkış yolu bulana kadar, Şi'den ölmekte olan Humeyni rejimini sıkı kontrol altında tutma garantisi karşılığında zafer ilan etmek ve savaşı sona erdirmek için uygun bir fırsat olamaz mı?