Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Dini Lider, ateşkes ve Sinvar’ın hayaleti

Mevcut İran rejimi, kaygıların küllerinden doğdu. Humeyni devrimi, konumuna ve zenginliğine rağmen ülkesinin kapasitesinin ötesinde bir misyona kendini adadı. Devrimler bireyler gibidir; zaferler onları abartıya, kibre, pervasızlığa ve aptallığa sürükleyebilir. Humeyni, kışlalara, okullara, üniversitelere ve hatta halkın hayal gücüne tek bir üniforma dayattı ve hâlâ ülkeyi mezarından yönetiyor.

Bir gencin ergenlik döneminde uzaklara uzanan, sorunlu hayallere kapılması yanlış değildir; ancak saçlarına ilk aklar düşmeye başlamasına rağmen ergenlik sözlüğüne bağlı kalması kesinlikle yanlıştır. Bu, devrimler için de geçerlidir ve abartılı, ergenlik hayallerine tutunmaları yıkıcı veya intihar niteliğinde bir projeye dönüşür.

İran devrimi, diğer devrimlerin deneyimlerinden ders çıkarmayı reddetti. Fidel Castro, on yıllarca Amerikan pelerinini yakmaya çalıştı. ABD ve Sovyetler Birliği arasında neredeyse yıkıcı bir nükleer savaşa neden olacaktı. Uzun denemelerden sonra, hayalindeki balığı yakalayamayan hayal kırıklığına uğramış bir denizci gibi adasına çekildi. Küba şu anda elektrik kesintileri ve yakıt kıtlığıyla boğuşuyor ve Castro'nun mezarının derin endişe duymaya hakkı var.

Vietnamlı komünistler Amerikan imparatorluğunu aşağıladılar; ona yenilgiyi tattırdılar ve küçük düşürücü bir şekilde geri çekilmeye zorladılar. Ama zafer onları intihara benzer bir pervasızlığa sürüklemedi. Öncelik yoksullukla mücadele ettiler. Bu yüzden Amerikalıları turist ve yatırımcı olarak ülkelerine çekmek ve Şi Cinping'in ülkesindeki “yoldaşlar” hakkındaki endişelerini azaltmak için çalışmaya devam ediyorlar.

Daha fazla örnek vermeye gerek yok, tarihin dersleri çok açık. Amerikan emperyalizmi, Mao Zedong'un ülkesinin başlıca düşmanıydı. Ekonomik rakamların, güç dengesinin ve uluslararası hegemonik projelerin incelenmesi, büyük oyuncu Çin Başbakanı Zhou Enlai'yi, kendisine emperyalizmin temsilcisi Henry Kissinger'ı getiren o gizli ziyaret fırsatını değerlendirmeye yöneltti. Zhou Enlai, ülkesinin konumunu savunmada ustaydı ama yine de Abbas Arakçi'nin Steve Witkoff ile son karşılaşmasındaki gibi davranmadı.

İran Devrimi, iki kutuplu dünya düzeninin sözlüğüne yabancı bir sözlükle doğdu. Aynı zamanda bu İslam dünyasındaki Sünni çoğunluğun sözlüğüne ve bölgedeki Arap çoğunluğun sözlüğüne de yabancıydı. Humeyni devriminin taşıdığı büyük devrim hayalinin üç güç veya taraf ile çatıştığını söylemek abartı olmaz. Birincisi, Ortadoğu'daki Amerikan varlığı ve bu kaynak zengini ve küresel ekonominin istikrarı için hayati önem taşıyan bölgedeki Amerikan ilişkileri ve çıkarları ağı. İkincisi, İran Devrimi'nin ortadan kaldırılması gereken “tümör” olarak adlandırdığı İsrail. Üçüncüsü ise özellikle ABD ile özel ilişki başta olmak üzere istikrarlı bir uluslararası ilişkiler ağıyla korunması gereken önemli ekonomik ağırlığa sahip komşu ılımlı Arap güçler.

Büyük devrimci programını gerçekleştirmesinin önünde durduğunu varsaydığı engellerden endişe duyan İran, bu programı gerçekleştirmek için her türlü şiddet yöntemini kullanmaya karar verdikten sonra kendisi endişe kaynağı haline geldi.

General Kasım Süleymani'nin birçok muhatabına itiraf ettiği gibi İran liderliği, sorunun başının İran'ın yıkmaya çalıştığı dengeleri koruyan “Amerikan bağı” olduğuna inanıyordu. Böylece İran, 1983'te Beyrut'ta ABD Deniz Piyadeleri’nin kaldığı kışlaya düzenlenen ve 200’den fazla kişinin ölümüne neden olan intihar saldırısı ile ABD ile savaşında ilk kurşununu sıktı. Sonraki aşamada İran, ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınmaya çalıştı ve Amerikan bağlarını koparma görevini çeşitli örgütlere ve milislere devretti. Buna paralel olarak ve özellikle Amerikan ordusunun Saddam Hüseyin rejimini devirmesiyle elde ettiği değerli hediyeden sonra, İran, bölgedeki kilit ülkeleri, özellikle İsrail'i, füze, insansız hava aracı ve tünel kuşağıyla çevreleme politikasını uygulamaya girişti. Bu kuşağın amaçlarından birinin, birkaç ülkeyi bir nevi rehin almak, iradelerini ve karar alma güçlerini kırmak ve ABD başta olmak üzere güvenliklerine katkıda bulunan askeri ve savunma ilişkilerinden vazgeçmeye zorlamak olduğu açıktı.

Son yıllarda, hoş sözler ve tatlı dilli açıklamalara rağmen, Körfez ve İran söylemleri arasındaki çelişki göze çarpıyordu. İnsanların yaşamlarını iyileştirmek için ilerleme, kalkınma, teknoloji, eğitim ve açıklık yolunu seçen ülkelere karşılık, diğer tarafta hegemonyada ısrar eden bir rejim vardı. İran, Körfez halklarını cezbetmeyi başaramadığı gibi, devletlerinin bağımsız karar alma iradesini kırmayı da başaramadı. Suudi Arabistan, zorlu komşusu İran'a iyi komşuluk dilini öğretmek için olağanüstü çabalar sarf etti, ancak eski alışkanlıklar kolay kolay değişmiyor. Savaş patlak verir vermez, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine, İsrail'e karşı atılanlardan çok daha fazla sayıda İran füzesi ve insansız hava aracı atıldı.

İran'ın en tehlikelileri de dahil olmak üzere tüm kozlarını oynadığı açık. Savaşın kapsamını Hürmüz Boğazı, enerji nakliye yolları, nükleer tesisler ve Körfez ülkelerinin güvenliği ve istikrarını da içerecek şekilde genişletti, hatta uzak Diego Garcia'yı bile hedef aldı. Şu anda, sona erdiğinde ilgili tarafların çehresini değiştirecek bir yıpratma savaşının ortasındayız. Soru şu: Yaralı İran Dini Lideri bu yıkıcı savaşı sona erdirmeyi istiyor mu? Ve eğer istiyorsa, ateşkes kararı alma gücüne sahip mi? Büyük İran darbe projesi, Kasım Süleymani'yi öldüren ABD ile aynı olan Donald Trump ABD’sine tosladı. Bazı sahneler İkinci Dünya Savaşı filmlerini anımsatıyor. İran'da karar alma gücü kimde? Dini Lider, büyük darbe projesinin yıkıntıları arasında ateşkesi kabul edebilir mi? Kendisi Humeyni gibi olmasa ve mevcut zehir çok daha ölümcül olsa da onun gibi ateşkes zehrini içecek mi? Peki ya Dini Lider veya temsilcisi, İranlı Sinvar gibi davranıp İran şehirlerini Gazze'den nakledilen aynı ölümcül sahnelere maruz bırakırsa? Sinvar Tufanı ile Süleymani tarafından tasarlanan “tünel, füze ve insansız hava aracı tufanı” arasında açık bir bağlantı olduğu sır değil. Mevcut savaş, mimarının yokluğunda yürütülüyor.