Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Amerikan üsleri ne zaman kaldırılabilir?

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, bu ülkeyle ilgili her olası savaş senaryosunda yer alan öngörülebilir bir ihtimaldi. 1980’lerde İran’ın mayın döşediği, gemileri hedef aldığı ve deniz trafiğini tehdit ettiği bir dönem, bu boğazın kapatılmasına dair bir emsal teşkil ediyordu. ‘Tanker Savaşı’ olarak bilinen bu çatışmada İran, füzeler ve sürat tekneleri kullanmıştı. Bu savaş, İran’ın yabancı donanma müdahalesine yol açarak Körfez’de kalıcı bir Amerikan askeri varlığının kurulmasını sağlaması nedeniyle tarihsel öneme sahiptir. İran’ın deniz taşımacılığına yönelik saldırılarından önce, Amerikalıların Körfez’de üsleri ve savaş gemileri yoktu.

İlk çatışma, İran-Irak savaşının en yoğun olduğu dönemde yaşandı. O dönemde Irak da İran petrol tankerlerine saldırıyordu. Tahran, tıpkı bugün Körfez’deki komşularına saldırdığı gibi, sadece Irak deniz kuvvetlerine değil, Körfez ülkelerinin deniz gemilerine de saldırdı. Beşinci Filo bölgeye girdiğinde, bir Amerikan savaş gemisi İran deniz mayınına çarptı. Bu olay, ABD’nin krizde aktif bir taraf haline gelmesiyle çatışma kurallarını değiştirdi ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez deniz savaşları yaşandı. İran, Kuveyt'in petrol tankerlerini hedef aldı ve Körfez'deki deniz tesislerine saldırdı; bunun üzerine Kuveyt destek talebinde bulundu ve tankerlere Amerikan bayrakları çekildi; tankerler, Amerikan deniz kuvvetleri gemileri tarafından eskort edildi. Savaşın uluslararası hale gelmesiyle, İran’ın deniz kuvvetleri ve petrol platformları imha edildi.

Bu, İran’ın yenilgisiyle sonuçlanan uzun savaşı sona erdiren önemli bir çatışma turuydu ve İran ateşkesi kabul etmişti. Bugünkü savaş, İran’ın niyetlerini ve politikalarını ortaya koyan, 1980’lerden bu yana süren bir dizi savaş ve çatışmanın devamı niteliğinde.

İran’ın Pakistan aracılığıyla ortaya koyduğu söylenen beş müzakere koşulu arasında, bölgedeki Amerikan üslerinin tahliyesi talebi de yer alıyor. Bu gerçekçi olmayan koşula karşılık, 15 maddelik bir Amerikan koşulları listesi sunuldu ve Beyaz Saray’ın bunların geçerliliğini teyit etmemesine rağmen, bu koşullar resmî açıklamalarla tutarlı görünüyor. Savaşı durdurmak için Washington, İran’ın programlar, sistemler ve stoklar gibi saldırı amaçlı askeri kapasitelerinden vazgeçmesini ve bir yürütme mekanizması benimsemesini şart koşuyor. Burada, İran bunu kabul ederse, Amerikan üslerinin kaldırılmasına dair konuşmalar makul hale gelir. Çünkü bu üsler, Körfez’i ve bölgeyi ele geçirmek için gizli niyetleri olduğu iddiasındaki komplo teorisi propagandasının yalanlarına rağmen, öncelikle İran tehditlerine karşı inşa edilmişti.

İran rejimine güven eksikliği var ve en azından öngörülebilir gelecekte Amerikan üslerinin terk edilmesine izin verecek bir güven inşa etmek zor. Rejim daha sonra politikasını olumlu yönde değiştirebilir veya tamamen değişebilir. Bu da İran tehdidiyle yüzleşmek için stratejilerin gözden geçirilmesini gerektirecek başka bir konudur.

Gelecekten söz etmek, koşullar değiştiğinde bırakılacaktır; ancak bugün bizler antik tarihin içinde yaşıyoruz. Hürmüz Boğazı’nı kapatma savaşı, 1980’lerdeki Tanker Savaşı’nın bir tekrarı; bu da aktörlerdeki, petrol piyasasındaki değişikliklere ve yarım asrın geçmesine rağmen kendini yeniden üreten İran rejimine güvenmenin ne kadar zor olduğunu teyit etmekte. O savaş Saddam’ın Irak’ı ile Humeyni’nin İran’ı arasındaydı; bugün ise İsrail ile İran arasında. Petrol ve gaz, dünya ekonomisi için stratejik emtialardı ve halen de öyle.

1980’lerin İran’ı, kaos ve terörizmi yayan bugünün İran’ıdır. Rejim, Saddam, Kaddafi ve Esed’in ortadan kaldırılmasından sonra ayakta kalan son haydut devlettir.

Ancak rejim, mevcut savaşta uyumlu ve ayakta duruyor gibi görünse de sekiz yıllık savaşı ve Tanker Savaşı’nı yürüten rejimle aynı değil; o zamanlar, rejim en parlak dönemindeydi ve popülaritesinin zirvesindeydi. Bugün ise rejim eskimiş ve popülerliğini yitirmiş vaziyette; özellikle de rejimin politikalarının farkında olan ve ülkelerinin servetinin Suriye, Lübnan, Irak, Yemen, Afrika ve Güney Amerika’daki savaşlarda israf edilmesini reddeden yeni nesiller arasında…

Hürmüz Boğazı, artık sadece ABD’yi ilgilendiren bir mesele değil; ekonomileri bu boğaza bağlı olan Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’yı da öncelikle ilgilendiren bir mesele. Bu ithalatçı ülkeler, gelecekte gemilerini Tahran’ın boğazı ve buradaki tesisleri komşularına karşı bir silah olarak kullanma politikasından korumak zorunda kalacaklar. İran’ın saldırgan eğilimleri nedeniyle ‘yeni’ küresel güçlerin ekonomileri tehlike altında.

Bu sefer ana savaşçı ABD. Ancak Başkan Donald Trump’ın da söylediği gibi, daha sonra bu ülkelerin çıkarlarını savunmayacak. Tahran, boğazı Körfez ülkeleri ile Çin ve Hindistan gibi ortaklarına karşı bir rehin olarak kullandı.

Bölgesel olarak İran, yadsınamaz bir askeri güç ve bu, nükleer ve füze kapasitesinin büyümesini durdurmak için önleyici savaşın patlak vermesinin nedenlerinden biri. Fabrikaları, ticari faaliyet değil, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bölgesel bir siyasi proje olan binlerce füze ve insansız hava aracı (İHA) üretmekte. Savaş, İran’ın genişlemeci projesinde silahlarını kullanmayı planladığını ortaya çıkardı; bu projenin çılgınca yıkıcı faaliyetlerini, Yemen, Lübnan ve Irak’taki milis güçlerinin yanı sıra altı Körfez ülkesine, Irak’a ve Ürdün’e yönelik saldırılarda ve Hint Okyanusu ile Akdeniz’e uzanan faaliyetlerinde görüyoruz. Niyetler sözlerle değil, eylemlerle ortaya çıkar.

İran, saldırgan askeri kapasitesini geliştirmeye geri dönmeyeceğine dair taahhütte bulunursa, Amerikan, İngiliz ve Fransız üsleri buradan ayrılacaktır. Zira bu üsler, İran’ın tehditlerinin bir sonucudur ve İran’ın tehditleri, bu üslerin varlığına bir tepki değildir.