Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Bağdat savaşı

Bugünün dünyasında kimse iyi haber beklemiyor. Gerçek şu ki artık hiçbir yerden sevindirici bir gelişme geleceğine dair umudumuz kalmadı. Ama söz konusu Irak olduğunda, haberlerin yankısı her zaman farklı olur. Savaşların kapısı, Darü’s-selam’ın yurdu… Dicle ve Fırat kurursa Arap coğrafyası susuz kalır; taşarsa, bereketi bütün bölgeye yayılır.

Bu kez Bağdat, Arap dünyasının uzun zamandır unuttuğu bir tele dokundu: yolsuzluk. Bu belayla, sanki başka ülkelerde yaşanıyormuş da biz ondan tamamen arınmışız gibi yaşamaya alıştık. Hırsızlığın ve yağmanın boyutuna ilişkin dolaşıma giren rakamlar ile isimler artık kimseyi sarsmıyor. Yargı, olup biten kendisini ilgilendirmiyormuş gibi davranıyor; hukuk ise sanki bu meseleyle ilgili değil. Irak ile Lübnan, uzun yıllardır alenileşmiş, hatta göz göre göre işlenen yolsuzluğun simgesi haline geldi. Irak’ta devlet kaynaklarının yağmalanması neredeyse açıkça yaşanırken, Lübnan’da bankacılık sistemi insanların mevduatlarını ve birikimlerini gasp etti. Yargının yokluğunda yalnızca servetler değil, canlar da yitirildi. Beyrut Limanı’ndaki patlamanın üzerinden beş yıl geçmesine rağmen, adalet hâlâ o insani, kentsel ve ekonomik felaket hakkında bir iddianame düzenlemeye cesaret edebilmiş değil.

Daha önce hiçbir yolsuzluk dosyası fısıltıların ve gündelik sohbetlerin ötesine geçememişti. Ancak bu kez Irak’ta tablo daha ciddi görünüyor. ‘Bağdat Hırsızı’ başlıkları ve Binbir Gece Masalları’nı hatırlatan alaycı benzetmeler yeniden gündeme geliyor. Yine de geçmiş deneyimler ve birikmiş örnekler nedeniyle, kimi çevreler kök salmış usulsüzlüklerin, çıkar ağlarının ve yerleşik alışkanlıkların bu kampanyanın hedeflerine ulaşmasını engelleyeceğine inanıyor.

Bununla birlikte Irak’ta yaşananlar örnek alınabilecek bir modele dönüşebilir. Artık yolsuzluğa gerçek kimliğiyle yaklaşmanın zamanı geldi: ‘Toplumları felakete sürükleyen bir afet ve kökünden kazınması gereken bir salgın’. Kronik yolsuzluk Lübnan devletini tüketti, direncini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Siyasi çöküş, ahlaki çürüme ve toplumsal çözülme yıllardır birbirine karışmış durumda. Bu yüzden bugün yapılması gereken, Irak deneyimine dikkatle bakmaktır.