Kaygı dolu zamanlar devletleri ve liderleri test eder. Çoğu ülke fırtınanın önünde geri çekilmeye, hasarı sınırlamaya çalışmaya ve başkaları tarafından şekillendirilmiş bir dünyada yaşamayı kabullenmeye meyillidir. Bazı devletler ise bu kaygı döneminden çıkmak ve ardından gelecek dünyayı inşa etmek için ulusal ve uluslararası sorumluluklarını üstlenmeyi seçerler. Bu katılım, krizlerin temel nedenlerinin sağlam bir şekilde anlaşılmasını ve insanların istikrar, ilerleme ve refah özlemleriyle uyumlu bir vizyon içinde gücün ustaca yönetilmesini gerektirir.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Fransa'ya yaptığı resmi ziyaret, fırtınaya boyun eğmemek ve hem Ortadoğu hem de Avrupa'da, çıkarları ve kaderleri iç içe geçmiş bölgelerde, daha az kaygılı bir dünya çabasıyla istikrar dayanakları aramak için yapılan bu seçimin parçasıdır.
Bugün dünya, eşi benzeri görülmemiş uzun bir türbülansın içine girmiş dev uçağa benziyor. Bu yolculuğun en zor yönü, emniyet valflerinin olmamasıdır. Uluslararası meşruiyet, güvenlik, istikrar ve küresel ekonomiye yönelik büyük tehditleri çaresizce izliyor. Bu duruma, özellikle iki üyesinin sadece askeri yollarla çözülemeyecek savaşlara karışmasının ardından, büyük güçler arasında asgari düzeyde bile bir fikir birliğinin olmaması eşlik ediyor.
Paris'te ziyaretçi, Avrupa ve Ortadoğu'nun, olağanüstü tehlikeler öngören mevcut uluslararası sahne hakkında derin endişeyi paylaştığını hissediyor. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en zorlu sınavını yaşıyor. Beş yıl önce Rus güçleri Ukrayna'yı işgal etti ve ateşkes sağlamaya yönelik bütün çabalar şu ana kadar başarısız oldu. Bu savaş, kıtanın Rusya'nın güvenilir bir ortak olup olmadığını veya hırslarının sınırlarının tahmin edilebilir olup olmadığını yeniden değerlendirmesine neden oldu. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana ilk kez “Rus tehdidi” ifadesi diplomatların ve generallerin dosyalarında yeniden ortaya çıktı.
Ortadoğu'da uzun süre çalışmış bir Fransız diplomat, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünün, sürprizlere, anlaşmalara, şoklara ve ani değişimlere dayalı, geçmişin yerleşik normlarının ve kısıtlamalarının dışında hareket eden tarzı nedeniyle uluslararası ilişkiler sistemini sarstığına inanıyor. Trump'ın NATO ve Avrupa Birliği'ne yönelik saldırgan açıklamalarına ve en önde gelen ülkeleriyle yaşanan bir dizi soruna işaret ediyor. Böylece Avrupa’nın güvenliği tehdit edildiğinde artık rahatına bakamayacağını ve silahlarını modernize edip bunlara büyük yatırımlar yapması gerektiğini keşfettiğini belirtiyor.
Avrupa'nın güvenliği ve ABD ile ilişkileri hakkındaki endişelerine, petrol ve doğalgaz akışının devamlılığı ile küresel ticaret yollarına ilişkin geniş çaplı uluslararası kaygı da eklendi. Hürmüz Boğazı'nın Devrim Muhafızları Ordusu generallerinin rehinesi haline gelmesi, bölge ülkeleri ve küresel ekonomi için son derece tehlikeli bir gelişme. ABD-İran çatışması ve olası sonuçları etrafındaki belirsizlik, kalıcı istikrarsızlığın önünü açacak yeni normların yerleşmesi korkusunu güçlendiriyor.
Diplomat, Avrupa'nın Amerikan davranışları, Rusya'nın katı tutumu ve Çin'in yükselişi gölgesinde gelecekteki konumunu sorguladığını söyledi. Konumunu ve dolayısıyla güvenliğini, ekonomisini, rekabet kabiliyetini ve çıkarlarını koruma kapasitesini sorguluyor. İran'ın istikrarsızlaştırma projesi, Binyamin Netanyahu hükümetinin pervasız politikaları, bazı ülkelerdeki ekonomik başarısızlıklar ile bazı ülkelerdeki parçalanmış devletler sorunları karşısında Ortadoğu ülkelerinin de geleceklerini sorgulamalarının doğal olduğunu düşünüyor. Prens Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki görüşmelerin, özellikle uluslararası alanda, Avrupa ve Ortadoğu'da zor bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle, son derece önemli olduğunu belirtiyor.
Son yıllarda Paris ve Riyad, mevcut ilişkilerini derinleştirmeye karşılıklı olarak önem verdiler. Bu doğal, çünkü her iki ülke de diğerinin öneminin ve çeşitli alanlarda sunabileceklerinin farkında. Fransa, yapay zekâ ve ardı ardına gelen teknolojik devrimler çağında zamana karşı yarışan gelişmiş bir sanayi ülkesi. Ayrıca, Avrupa'daki öncü rolüne zemin hazırlayan bir nükleer güç. Dahası, Güvenlik Konseyi'nin daimî üyesi, veto yetkisi var ve küresel krizlerin ele alınmasında önemli bir varlığa sahip. Ek olarak, Ortadoğu'daki uzun süreli varlığıyla Fransa, sorunlarını çözme konusunda ciddi istek göstermiş bir ülke. Filistin devletinin kurulmasının önünü açmak için Suudi Arabistan ile yürüttüğü ortak girişim, bunun en önemli örneği. Fransa savunma, diplomasi ve ticaret alanlarında sunabileceği çok şey varken, aynı zamanda zengin bir kültürel etkiye, turizm ve tarihi hazinelerin korunmasında geniş bir deneyime de sahip.
Öte yandan, Fransa, Suudi Arabistan'ın önemini ve Arap ve İslam dünyasında sahip olduğu ekonomik, siyasi ve dini ağırlığı biliyor. Ayrıca, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından başlatılan Vizyon 2030'un Suudi Arabistan'ın gücünü daha fazla ortaya çıkardığının da farkında. Son yıllarda Suudi Arabistan, planlamaya ve teknolojik gelişmelerden yararlanmaya dayalı hızlı ekonomik dönüşüme açık bir atölyeye dönüştü. Bir ilerleme ve açılım modeli hem Arap hem de uluslararası sahnelerde dinamik bir oyuncu haline geldi. Krallık büyük güçlerle ilişkilerini derinleştiren ve çeşitli ortaklıkları sağlamlaştıran aktif bir diplomasi ile öne çıkıyor. Suudi Arabistan, bazı ülkelerinin kolayca saldırgan hatta intihar eylemlerine başvurduğu, kaosun eşiğindeki bir bölgede ihtiyatlı politikalar izleme konusunda olağanüstü bir yetenek gösteriyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki Mekke Ortak Savunma Anlaşması, çalkantılı dünyada istikrar dayanakları inşa etme konusunda bir model teşkil ediyor.
Suudi Arabistan-Fransa Stratejik Ortaklık Konseyi'nin ilk kez toplanması son derece önemli. Aynı şey, yeni enerji koridorları ve büyük buhran sonrası dünyasını inşa etmeye yönelik siyasi girişimler hakkındaki diyalog için de söylenebilir. Riyad, Fransa'nın temsil ettiği Avrupa kapısının önemini kabul ediyor. Paris de Suudi Arabistan'ın temsil ettiği Arap ve İslam kapısının önemini kabul ediyor. Dolayısıyla, Muhammed bin Selman ile Macron arasındaki görüşme, yaygın uluslararası endişelere rağmen geleceğe yatırım yapma kararı gibi görünüyor.