Saddam Hüseyin rejiminin 2003'te devrilmesinden sonra Irak'ı farklı bir siyasi elit yönetiyor. Bu elit, bir tarafta Şii İslami ideolojik ve siyasi yönelimlere sahip partiler ve siyasi güçlerden, diğer tarafta Kürt milliyetçilerinden ve üçüncü tarafta Sünni Araplardan oluşuyor.
Geleneksel bir güç paylaşımı düzeni ortaya çıktı, cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şiilere ve meclis başkanlığı da Sünnilere verildi. Zamanla, başbakanlık pozisyonu diğer pozisyonlar üzerinde önemli bir etki kazandı. Zira silahlı kuvvetlerin başkomutanı ve Irak siyasetinde birincil karar verici konumunda. Bu, diğer siyasi güçlerle ara sıra uzlaşma ve ittifakların olmadığı anlamına gelmiyor, ancak gerçek bu. Dava Partisi Başkanı Nuri el-Maliki örneği bunun açık göstergesi.
Zamanla, şu soruda özetlenen bir sorun ortaya çıktı: Hangisine öncelik verilmeli; Irak hükümetinin çıkarları mı yoksa İran'ın çıkarları mı?
Iraklı Şii partiler bugün gelecek açısından çok önemli bir sınavla karşı karşıyalar; nüfuz ve iktidarı korumak mı, yoksa Tahran liderlerinin yorumladığı şekliyle İran'ın çıkarlarını Irak'ın çıkarlarının önüne geçirmek mi yol gösterici ilke olacak? Yani, bu çıkarlara ilişkin, ideolojik değerlendirmelerden bağımsız, iktidardaki partilerin kendi bakış açılarından bir perspektif benimseyecekler mi?
Bugün silahın devletin elinde toplanması meselesi etrafında dönen bu tartışma izlenmeli ve gelişmeleri takip edilmeli.
Irak İslam Yüksek Konseyi Başkanı ve Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen liderlerinden Humam Hammudi, yakın zamanda “Şii-Şii savaşı başlatma girişimi” olarak adlandırdığı bir durum konusunda uyarıda bulunarak, “görünürdeki amacı kamu çıkarlarını korumak iken, gerçek amacı Şii siyasi ve sosyal nüfuzunu sarsmak ve etkili güçleri konumlarından uzaklaştırmaktır” dedi.
Irak Diyalog Enstitüsü'nde düzenlenen bir panele katılan Hammudi, “Yüksek dini otoritenin varlığı, dini bağlılık ve Irak halkının bu hain komplonun gerçek doğası hakkındaki farkındalığı… tüm bunlar Şii-Şii savaşı başlatma girişimlerinin başarılı olmasını engelleyecektir” diyerek, “Başarılı olamayacaklar” diye vurguladı.
Sonuç olarak, Irak'ın çıkarlarını, bu parti ve liderlerinin kalbinde özel bir yeri olan İran da dahil olmak üzere diğer bütün dış etkenlerden bağımsız olarak önceliklendirmek, Irak'ı güvenliğe götürecek tek sağlam ve doğru yoldur.
Ayrıca, Irak'ın güvenliğini korumak ve onu bölgesel çatışmalardan uzak tutmak, kaçınılmaz olarak devletin sürekliliği, yönetim yapısının hayatta kalması ve hatta çıkarlarının daha fazla korunması demektir. Bugün Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi bir “Devlet Yönetim Konseyi”dir. Dünyadaki herhangi bir oluşumdaki herhangi bir yönetim konseyi kendi kendine zarar vermek ister mi?