Sam Mensa
TT

Avn'ın Washington ziyareti: Belirsizliği kaldıramayacak bir fırsat

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyareti, sadece yıllar sonra gerçekleşen ilk başkanlık ziyareti olması nedeniyle değil, aynı zamanda Lübnan'ın on yıllarca süren gerilemenin ardından Amerikan gündeminin ilk sıralarına geri döndüğü bölgesel bir dönemeçte gerçekleşmesi nedeniyle de son derece önemli. Ancak bu ilgi, Amerikan politikasında Lübnan'a yönelik kalıcı bir değişimi değil, daha ziyade son savaşın yankılarını ve Hizbullah'ın devlet dışı askeri bir güç olarak varlığını sürdürmesinin tehlikelerini ve bunun İsrail'in güvenliği ve bölgesel dengeler üzerindeki yansımasını göstermektedir. Bu nedenle, ziyaret sırasında Lübnan içinde veya güneyde İsrail ile çıkarılacak güvenlik hadiseleri ile ziyareti sabote etme girişimlerini önlemek için ihtiyatlı ve uyanık olmak gerekiyor.

Bu ziyaret, ikili ilişkilerde sadece Lübnan'ın taleplerini yeniden teyit etmeyi amaçlayan bir durak değil, aynı zamanda devletin egemenliğini yeniden tesis etmeye kararlı olduğuna ve siyasi, askeri ve ekonomik olarak yatırım yapılabilecek bir ortak olduğuna Washington'u ikna etme yeteneği için bir test gibi de görünüyor.

Avn, seleflerinin sahip olmadığı güç unsurlarına sahip. Cumhurbaşkanı ve Başbakanın pozisyonları, yıllarca süren bölünme ve tereddütten sonra ilk kez, silahın devletin elinde toplanmasının önceliği ve ilgili kararların tam olarak uygulanması konusunda örtüşüyor. Bu pozisyon, Amerikan, Arap ve Batılı ortakların talepleriyle de uyumlu ve uluslararası toplumla güveni yeniden inşa etmek için gerekli.

Mesele silahlarla sınırlı değil, aynı zamanda Amerikan himayesinde İsrail ile imzalanan çerçeve anlaşmasının uygulanmasına olan bağlılığı da kapsıyor. Anlaşmanın stratejik amacı sadece ateşkesi pekiştirmek değil, aynı zamanda barışı inşa etmeye yönelmektir. Anlaşma metninde “barış” ve “barışçıl” kelimeleri on kez geçiyor. Aynı şekilde “geri döndürülemez” ifadesinin kullanımı bu süreci kalıcı bir seçeneğe dönüştürme çabasını yansıtıyor. Bu ise Washington'un anlaşmanın uygulama aşamasının izlenmesi ve korunmasında kilit bir rol üstlenme konusundaki ısrarını açıklıyor.

Ancak ziyaretin başarısı Beyaz Saray'da söyleneceklere değil, Cumhurbaşkanı’nın Washington'a götüreceği şeylere bağlı olacak; Washington, Lübnan'dan ne istediğini biliyor. Ama şu soru hâlâ geçerli: Lübnan kendi için ne istediğine karar verdi mi?

Cumhurbaşkanı’nın başarması gereken en önemli husus, silahın devletin elinde toplanması konusundaki iç bölünmeler ve devletin, özellikle de ordunun, kararlarını uygulama gücüyle ilgili sorgulamalar sürse de söylemden eyleme geçme konusunda halen bir tereddüt olduğu izlenimini ortadan kaldırmaktır. İşte bu noktada, Cumhurbaşkanı’nın İsrail'in belirlenen bölgelere ve geri çekilmelere uyması için Amerikan baskısının artması gerektiğinin altını çizmesinin önemi ortaya çıkıyor.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı devleti geri kazanma projesi için yapabilirse Arap, özellikle Körfez ülkelerinin desteğini de kazanmalı. Bu ülkelerin İran'ın artan tehditleriyle meşgul olduğu doğru, ama aynı tehditler Lübnan devletini geri kazanmayı sadece Lübnan'ın iç meselesi değil, Arap güvenlik sisteminin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Destekleyici bir Arap duruşu, Cumhurbaşkanı’nın müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirecek ve Washington'a Lübnan'ın bu süreçte yalnız hareket etmediği konusunda daha fazla güven verecektir.

Üçüncü nokta ise Lübnanlı yetkililerin, Lübnan'ın artık İran projesi ile Arap ve Batı dünyası arasındaki gri alanda kalamayacağı kanaatine varmasıdır. Bu denge politikası amacını yitirdi, siyasi izolasyona, ekonomik kayıplara ve iç bölünmelere neden oldu. Bugün ihtiyaç duyulan şey, Lübnan'ı İran'ın nüfuz alanından kurtaran ve Arap çevresindeki yerini tanımlayan net bir stratejik vizyondur. Bu vizyon, Lübnan'ın Amerika Birleşik Devletleri ve Batı ile ilişkisinin, krizlerin dayattığı geçici bir ittifak değil, ülkenin istikrarına ve büyümesine hizmet eden stratejik bir seçim olduğunu teyit etmelidir.

Aynı derecede önemli olan, Cumhurbaşkanının silahın devletin elinde toplanmasının artık egemenliğin yeniden tesis edilmesi ve güçlü bir devlet inşa edilmesi için bir ön koşul haline geldiğini vurgulamasıdır. Bu ilkeyi yeniden vurgulamak yeterli olmayacaktır; bunun yerine, somut adımlara dönüştürülmesi için siyasi bir irade de gösterilmelidir. Zira Lübnan'ın ortaklarını endişelendiren husus, pozisyonların yokluğu değil, devam eden tereddüttür. Ayrıca, ABD himayesinde İsrail ile varılan anlaşmalara bağlı kalmanın sadece güvenlik düzenlemelerinin uygulanması değil, yeniden inşayı mümkün kılan, ekonomiyi canlandıran, yatırım çeken ve Lübnan'a olan güveni yeniden inşa eden kalıcı istikrara açılan bir kapı olduğunu vurgulamak da çok önemlidir.

Washington ile uzun vadeli bir ortaklık, askeri yardım ve kurumların güçlendirilmesiyle sınırlı kalmamalı, terörizmle mücadeleyi, sınırların güvenliğini ve yasadışı ekonomiyle mücadeleyi de kapsamalıdır. Washington, tereddüt eden bir devlete yatırım yapmayacaktır, ancak otoritesini yeniden tesis etme konusunda net bir vizyona sahip bir devlete yatırım yapacaktır. Avn'ın, Hizbullah'ı silahsızlandırma konusundaki kararlılığına dair ikna edici kanıtlar sunarak Trump'ı Suriye’nin Lübnan'a müdahale etmesi seçeneğinden vazgeçmeye ikna edebileceği umuluyor.

Washington ile müzakere kolay olmasa da  Lübnanlılar geçmişte ABD'nin bölgeden çekildiği ve onu terk ettiği dönemleri unutmamış olsa da bu fırsat bir daha gelmeyebilir. Bu nedenle, ziyaretin başarısı, Cumhurbaşkanı’nın Washington'u Lübnan'ın seçimini yaptığına ve amacın artık açık olduğuna ikna etme yeteneğine bağlı. O seçenek de süreci destekleyen uzun vadeli siyasi, güvenlik ve ekonomik ortaklığa yönelik Amerikan taahhüdü karşılığında, çerçeve anlaşmasına uygun olarak kapsamlı ve eksiksiz bir barıştır. O zaman ziyaret, yeni bir aşamanın başlangıcını işaret edecektir. Tereddüt ve belirsizliğin devam etmesi ise başarısızlığın maliyetinin yıkıcı hale geldiği bir dönemde, en nadir fırsatlardan birini heba edebilir.