Gazze'de Hamas'ın silahsızlandırılması hikayesinin tam olarak nereye vardığı belirsiz. Netanyahu'nun bunu büyük bir zafer olarak gösterme arzusunu göz önünde bulundurarak, silahlar İsrail'in ihtiyaç duyduğu görüntüler ile mi teslim edilecek? Yoksa bu mesele silahın etkisini sona erdirirken itibarını koruyacak şekilde mi çözülecek?
Nasıl yapılırsa yapılsın, olayın gerçek anlamı, hem savaş hem de müzakereler yönüyle Filistin örneğinde silahların rolünün sona erdiğidir.
Birkaç yıl öncesine dönelim ve bilhassa silahın birinci adamı Yaser Arafat'ın, Oslo Anlaşmasını imzalayarak ilk risk alan İsrailli İzak Rabin ile el sıkıştığı günü hatırlayalım.
Bu el sıkışma, silahlara veda olarak anlaşıldı ve İsrailliler de bunu, uzun süren savaşları boyunca eksikliğini hissettikleri güvenliği sağlayacak olan, birincil düşmanlarıyla yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumladılar.
Yaser Arafat, topraklarının ve halkının işgalcileriyle yapılan ön siyasi anlaşma karşılığında silahtan vazgeçti ve bu anlaşmanın şartları uyarınca vatanına döndü. Dönüşünden önce, sırasında ve sonrasında yüz binlerce Filistinli de geri döndü; Oslo Anlaşması ve sınırlı ve geçici bir özerklikten sonra bir Filistin devletinin kurulmasını vaat eden o tarihi el sıkışma olmasaydı, bunlardan hiçbiri anavatanına dönemezdi.
Acımasız Şaron ve Netanyahu ikilisi, Oslo'nun kaydettiği tüm başarıları yerle bir ettiler. Bununla yetinmeyip, umut edilen barışın öncüllerini radikal bir imha savaşına dönüştürdüler; bu savaş birkaç yıl sonra Batı Şeria'nın yeniden işgaline, Gazze'nin yıkımına ve Oslo'ya göre devletin öncülü olarak kurulan Filistin Yönetimi'nin hayatta kalmak için mücadele eden bir rehineye dönüşmesine neden oldu.
Tarihi olarak nitelendirilen bir deneyim bağlamında ve Şaron ile Netanyahu'nun selefleri Rabin ve Peres'in verdiği söz ve taahhütlerden caymaları nedeniyle Arafat, silahlı mücadeleye başvurmak zorunda kaldı. Böylelikle Oslo sürecine geri dönmesi ve Filistin devletinin kurulması hedefine doğru ilerlemesi için kendisini ikna etmeye ve yatıştırmaya çalışılacağına inanıyordu. Ancak oynadığı bu bahis başarısız oldu ve şimdi bunun sonuçlarını sahada görüyoruz; Arafat'ın suikasta uğramasıyla başlayıp Gazze'nin yıkımı, Batı Şeria'nın yeniden işgali ve ilhak tehdidiyle devam ediyor.
Filistinliler silahlarından tamamen vazgeçmediler. Oslo Anlaşmasının aşınmasının ardından ortaya çıkan yeni gerçeklik, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'da silahlı fraksiyonların ortaya çıkmasına, Hamas ve müttefikleri aracılığıyla Gazze'de bir savaş cephesinin oluşmasına neden oldu. Bu cephe, silahlı direniş için bir altyapı kurmayı, hayatta kalmak ve İsrail üzerinde etkili olmak için fon ve kaynak bulmayı başardı. Bu durum, Gazze'yi peş peşe çatışmaların yaşandığı bir savaş alanına dönüştürdü; bu çatışmalar, Hamas'ın ilk roketinin ateşlenmesinden bu yana İsrail tarafından uygulanan boğucu bir abluka ile daha da şiddetlendi.
7 Ekim 2023'teki büyük operasyona ve İsrail'in kapsamlı misilleme yanıtına kadar, birçok ülkenin İsrail'in Gazze üzerindeki ablukasını gevşetme ve yıkıcı askeri müdahaleleri önleme çabaları başarısız oldu.
Hamas, Gazze Şeridi'ne yönelik İsrail kara işgaline karşı direnişinde, mevcut tüm savaş araçlarını kullandı. Savaşın uzun sürmesine ve her iki tarafın da kayıplar vermesine rağmen, Hamas ve İsrail arasındaki güç dengesine göre sonucun, karada, denizde ve havada üstün askeri güce sahip olan tarafın lehine olacağı önceden belliydi ve nihayetinde mevcut duruma ulaştık.
İsrail, Gazze topraklarının dörtte üçünü işgal etti ve Hamas'ın sınırlı kontrolü altında kalan dörtte birini de kuşatma ve bombardıman yoluyla kontrol altında tutuyor. Bu durum, silah ve onu kesin bir şekilde ortadan kaldırma meselesini, Amerikan girişiminin tam olarak uygulanması için hayati bir İsrail, Amerikan ve belki de uluslararası koşul olarak gündeme getirdi. İsrail, silah meselesinin bittiğini ve Gazze'den kendisine uzun yıllar boyunca tek bir kurşun bile sıkılmayacağını kabul ettiğini deklare etmedikçe, yeniden inşa veya kısmi İsrail geri çekilmesi başlayamaz.
Amerikan girişimi açıklandıktan ve Şarm el-Şeyh ile Trump'ın başkanlığında Barış Konseyi'nin kurulduğu Washington'da bölgesel ve uluslararası olarak onaylandıktan bu yana, İsrail, Hamas kendisine herhangi bir askeri karşılık vermezken tüm silahlarını kullanmaya devam etti. Gazze Şeridi'nde ilerlerken neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadı ve Barış Konseyi'nin aldığı her karar üzerinde fiilen veto yetkisine sahip oldu. Bu yetki, Gazze'ye girmesine izin verilecek barış güçlerinin hangi ülkelerden olacağını, nerede konuşlandırılacaklarını ve Gazze Sivil Komitesi'nin hizmetlerini ne ölçüde yerine getirebileceğini belirlemeyi, hatta onun, çalışanlarının ve Gazze'nin farklı bölgeleri arasında gidip gelenlerin kimliklerini doğrulamayı da içeriyor.
Hamas silahını kullanabildiği zamanlarda, onu elinde tutmakta ısrar etmesi anlaşılabilir bir durumdu ve bu tutumuna makul bir gerekçe bulanlar bile vardı. Ancak silah kullanılamaz hale geldiğinde, Hamas nihayetinde rolünü sonlandırmayı kabul etti. Bu konuda geride kalan anlaşmazlıklar, sonuçların değiştirilmesiyle değil, yorumlanmasıyla ilgilidir.
Hamas silahlı mücadelenin sona erdiğini kabul ettiğinde, kaçınılmaz olarak şu soru ortaya çıkıyor: Gazze'deki silah, Filistin mücadelesinin bu aşamasındaki son silah mı? Onun teslim edilmesi, Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan ve kuruluşundan bu yana ilk kez bir Filistin devletinden bahseden Amerikan girişimine dayalı bir çözümün önünü açacak mı?
Mantıksal olarak, son silahın teslim edilmesi, halkının kendi kaderini tayin etme ve devlet kurma hakkının dünyanın onda dokuzu tarafından tanındığı derin ve önemli bir davanın ortadan kalkması anlamına gelmez.
Silahlı mücadelenin bir zamanı vardır, ancak her biçimiyle halk ve siyasi direniş her zaman vardır. Gazze'deki silah sorunu çözüldüğünde, Barış Konseyinin planını tüm aşamalarıyla uygulayıp uygulayamayacağı netleşecektir ve Filistinliler, Araplar, Müslümanlar ve dünya da bunu istiyor.
Doğum aşaması zordu ve bundan sonra olacaklar da zor görünüyor. Hikaye, Hamas'ın mütevazı silahlarından geriye kalanlarla ilgili değil, İsrail'in henüz bu çağın en önemli davası olduğuna ikna olmadığı büyük bir davayla ilgili.