30 yılı aşkın süredir İsrail ve Azerbaycan, resmi bir savunma anlaşması veya birbirlerini koruma taahhüdü olmaksızın, karşılıklı çıkarlara dayalı sessiz bir ortaklık sürdürüyor. İran ile savaş, bu ilişkiye yeniden önem kazandırdı, çünkü özellikle enerji ve güvenlik sektörlerinde çatışma zamanlarında pratik değerini ortaya koydu. İsrail, Azerbaycan petrolüne ve İran sınırına yakın bir konuma ihtiyaç duyarken, Bakü de İsrail'in askeri teknolojisinden ve istihbarat iş birliğinden faydalanarak çıkarlarını koruma gücünü artırıyor. Bununla birlikte, her iki ülke de geniş yükümlülükler getirebilecek resmi ittifaka dönüşmesini önleyerek esnek bir ilişkiyi sürdürmeye özen gösteriyor.
Diplomatik ilişkiler, İsrail'in Azerbaycan'ı tanıdığı ve Bakü'de bir büyükelçilik açtığı 1992 yılına uzanıyor. Azerbaycan ise işleri ağırdan alarak 2021'de Tel Aviv'de bir ticaret ofisi kurdu ve ardından 2023'te büyükelçiliğini açarak İsrail'de kalıcı bir diplomatik misyon kuran ilk Şii çoğunluklu ülke oldu. Şubat 2026'da iki ülke, süper bilgisayar altyapısı ve ortak araştırmaları kapsayan yapay zekâ konusunda bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu adımlara rağmen, aralarında bir savunma anlaşması yok; bunun yerine, duruma göre genişletilebilen veya daraltılabilen ticaret, enerji, silah ve istihbarat konularında ayrı ayrı mutabakatlar mevcut.
Petrol, bu ilişkinin en önemli ayağını oluşturuyor. 2025 yılında İsrail'in Azerbaycan ham petrol ithalatı yüzde 31 artarak yaklaşık 94 bin varile ulaştı. Böylece Azerbaycan, İsrail'in toplam petrol ithalatının yüzde 46,4'ünü karşılarken, ikinci sırada yer alan Rusya'nın payı yaklaşık yüzde 28 oldu. Ham petrol, Azerbaycan'dan Akdeniz'deki Türk kıyılarına uzanan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden akıyor ve daha sonra gemilerle Aşkelon'a taşınıyor. Bu rotanın değeri, Hürmüz Boğazı'nı bypass etmesinde yatıyor; bu nedenle İran, boğazdaki etkisini kullanarak doğrudan kendisini engelleyemiyor. Enerji akışının devamlılığı hem ekonomi hem de askeri güç için hayati önem taşıyor.
Ancak bu avantaj, İsrail'in petrol ithalatının neredeyse yarısı için tek tedarikçiye bağımlı olması nedeniyle bir zaafı da beraberinde getiriyor. Dahası, petrol Türk topraklarından geçiyor ve Ankara 2024'ten beri İsrail'e ticaret ambargosu uyguluyor. Türkiye, Ceyhan Limanı’nda yüklenen ham petrolün nihai varış noktasını resmi olarak belirlemese de bu rota siyasi dalgalanmalara karşı savunmasız olmayı sürdürüyor. Buna karşılık, Azerbaycan, petrolü için büyük bir alıcıya sahip olmaktan ve Hazar Denizi'ni Akdeniz'e bağlayan koridorun devamlı çalışmasından faydalanarak, Rus ve İran rotalarından bağımsız olarak önemli bir enerji tedarikçisi rolünü güçlendiriyor.
İlişkilerin güvenlik yönü ise en hassas ve gizemli olanıdır. İran sınırına yakın Azerbaycan'ın güneyinde İsrail özel kuvvetleri ve istihbarat personelinin varlığı ve bölgenin istihbarat toplama, insansız hava aracı operasyonları ve pilotlar için kurtarma ekipleri sağlama amacıyla kullanıldığına dair haberler yapıldı. Haberler ayrıca, İranlı bir yetkiliyi hedef alan saldırının arkasında da buradaki faaliyetlerin olduğunu öne sürdü. Bakü bu suçlamaları asılsız olarak nitelendirerek reddederken, İsrail yorum yapmaktan kaçındı. Bu nedenle, bu bilgiler doğrulanmamış bilgiler kapsamındadır ve özellikle geniş çaplı bir medya ve istihbarat savaşı ışığında kesin gerçekler olarak ele alınamaz.
Hazar Denizi'nin önemi, İsrail'in 18 Mart'ta Bender Enzeli'deki İran deniz üssüne saldırmasıyla öne çıktı. Haberlere göre saldırı bir gemiyi, dört füze botunu ve askeri altyapıyı imha etti. İmha edilen güç, İsrail için önemli bir doğrudan tehdit oluşturmasa da teorik olarak Azerbaycan petrol tesislerini ve Hazar Denizi'ndeki nakliye yollarını tehdit edebilecek kapasitedeydi. Bu nedenle, dolaylı olarak zayıflatılması Azerbaycan'a fayda sağladı ve İsrail'e giden ham petrolü üreten bölgeyi korudu. Batılı haberlere göre, bu durum Rusya ve İran'ın ticaret ve askeri teçhizat transferi için kullandığı deniz yolunu da etkiledi.
Ancak, İsrail ile yakınlaşma Bakü için muhtemel bir bedel anlamına gelebilir. 5 Mart'ta İran'dan fırlatılan insansız hava araçları Nahçıvan Havalimanı'nı hedef aldı ve dört sivili yaraladı. Tahran sorumluluğu reddetti. Saldırı, Azerbaycan-İsrail iş birliği nedeniyle sınırlı bir uyarı olarak görüldü. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev sert bir şekilde karşılık verdi; İran büyükelçisini çağırdı, kendi büyükelçisini ülkeye geri çağırdı ve sınırda Azerbaycan ordusunun alarm seviyesini yükseltti. Ancak gerilim hızla düştü. Sınır kapıları yeniden açıldı, Azerbaycan ve İran cumhurbaşkanları telefonla görüştü ve Azerbaycan İran'a insani yardım gönderdi. Bu, Bakü'nün iletişim kanallarını koparmadan caydırıcılığını gösterme arzusunu ortaya koyuyor.
Silahlar, ortaklığın kilit bir unsurunu oluşturuyor. İsrail, 2016 ile 2020 yılları arasında Azerbaycan'ın başlıca silah ithalatının yüzde 69'unu karşıladı; bu ithalat, keşif dronları, seyir füzeleri, LORA füzeleri ve Barak hava savunma sistemlerini içeriyordu. Ancak, Bakü'nün Ermenistan'dan Dağlık Karabağ'ı geri alma yönündeki askeri hedeflerine ulaşmasının ve önceki oranda ithalata ihtiyaç duymamasının ardından alımlar azaldı. Bununla birlikte, Azerbaycan mevcut İsrail ekipmanından ve ilgili bakım, modernizasyon ve eğitim hizmetlerinden yararlanmaya devam ediyor.
Kazançlar açısından, İsrail savaş zamanında daha büyük bir stratejik avantaj elde ediyor, Hürmüz Boğazı dışında hayati bir petrol tedarik kaynağını garanti altına alıyor ve İran'la sınır komşusu olan bir ülkeyle ilişkisini sürdürüyor. Azerbaycan ise önemli ekonomik ve askeri kazanımlar elde ediyor, ancak İran'a yakınlığı ve Türkiye ile yakın ilişkisi nedeniyle daha büyük jeopolitik riskler üstleniyor. Bu nedenle, statükoyu korumak en gerçekçi seçenek gibi görünüyor, yani resmi bir ittifak olmadan yakın iş birliği ve İran ile devam eden diyalogla birlikte İsrail'e açılım. Bu, her iki taraf için de kazançlı bir ortaklık; İsrail daha geniş güvenlik ve enerji faydaları elde ederken, Bakü de kazanımlarının bir yük haline gelmemesi için ihtiyatlı davranıyor.