Cemal el-Keşki
TT

Kendisini yaratanları yutan canavar

Batı bu oyunu icat etti, ancak oyun onu aşarak geride bıraktı. İsrail zihninde Batı artık Yahudi meselesinin ortaya çıktığı kuluçka merkezi, Balfour Deklarasyonu ve diğer belirsiz vaatlerin ülkesi de değil. Sanki artık bu absürt sorunun, tehlikeli bir düğüme dönüşen, yaratıcılarını yutan canavarın ilk hücresini oluşturmuyor.

Şimdi bu canavarı kim evcilleştirebilir? Amerikalı politikacı Paul Findley'in bir zamanlar dediği gibi; kim konuşmaya cesaret edebilir?

Bütün bu soykırım ve savaşlar canavarın açlığını gidermeye yetmedi mi? Bu volkanı söndürecek bilgeliğe sahip biri var mı dünyada?

Gelin, İsrail'in son yıkıcı senaryosuna, ya da daha doğrusu, cehennemin kapılarını başka bir yönden açabilecek dramatik sahneye bakalım.

Yaklaşık bir yıl önce, bölgede birçok savaşın döndüğü dönemde, İsrail Planlama Otoritesi olarak adlandırılan kurum, Ağustos 2025'te Batı Şeria'da, Kudüs yakınlarındaki büyük Ma'ale Adumim yerleşim yerinin yakınındaki E-1 bölgesinde yaklaşık 3 bin 400 konut inşa etme planlarını onayladı. Şimdi, bir yıl sonra, İsrail tehlikeli bir adım atarak, aynı bölgede, yani Filistin toprakları içinde ve kurulması beklenen Filistin devletinin sınırları içinde bin 234 konut daha inşa etmek için ihale başlattı.

Amaç açık: 4 Haziran 1967'den sonra işgal edilen Filistin topraklarını yok etmek, böylece iki devletli çözüm temelinde yaşayabilir bir Filistin devletinin oluşumunu engellemek. İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bu projeyle Filistin devleti fikrinin tamamen ortadan kaldırıldığını belirtti ve bu itirafın daha fazla açıklamaya ihtiyacı yok.

 Ne trajik bir hikâye! Avustralya ve diğerlerinin de katıldığı Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve İspanya'nın öncülüğünde birçok Avrupa ülkesi, bu ciddi İsrail suçunu protesto etti ve kınayan açıklamalar yayınladı. Bu kararı kabul edilemez olarak nitelendirdiler, İsrail'den derhal geri adım atmasını talep ettiler, buna katılacak şirketleri ve müteahhitleri, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim yerleri kurulmasını yasaklayan Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olarak, uluslararası hukuka tabi tutulabilecekleri konusunda uyardılar.

Ancak İsrail, bu açıklamaları bir karşı saldırı fırsatı olarak değerlendirdi ve özellikle İngiltere'yi sert bir şekilde hedef aldı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İngiltere'yi sert bir şekilde hedef aldı, Balfour Deklarasyonu'nu hatırlattı ve kendi kanalından topraklarından binlerce kilometre uzakta sömürgeleri olduğunu ima ederek: “İngiltere'nin İsrail'e ders verme hakkı yok!” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı bile, İsrail'in kendi güvenliğini koruma ihtiyacı gerekçesiyle de olsa, Batı Şeria'ya herhangi bir müdahaleyi reddetti. Batı Şeria'nın ilhakını desteklemediğini, bunun Başkan Donald Trump'ın barış planıyla çeliştiğini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nin 2016 tarihli 2334 sayılı kararı, Filistin topraklarının işgal altındaki toprak olduğunu ve müdahalenin kesinlikle yasak olduğunu belirtmektedir. Ancak, uluslararası bir kararla kurulan İsrail, bu kararı görmezden geliyor. Dahası Ortadoğu'daki projesini şekillendiren ülkeler ve kuruluşlar olan Avrupa'yı, BM'yi ve hatta bazen ABD'yi hedef alma noktasına vardı. Gerçek süper güçlerden korkmayan bir süper güç haline gelmiş gibi davranıyor.

Bu durumda şunu sorabilir miyiz: Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin rolü nedir? Ve biraz daha sesimizi yükseltip şunu sorabilir miyiz: Bu nasıl bir uluslararası sistem?

Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Ürdün, Türkiye, Endonezya ve Pakistan'ın yayınladığı bildiri tam da doğru zamanda geldi. Bu aşamada, bu konuda hepimizin kesin bir şekilde birleşmiş olduğunu açıkça iletmek çok önemli. Dünyaya, 2002 Beyrut Arap Zirvesi'nde “Barış Karşılığında Toprak” başlıklı ve bütün Arap devletleri ve çoğu İslam ülkesi tarafından onaylanan barış girişimini sunanların bizler olduğunu hatırlatmak için önemli. Bu, yerleşimciliği yüceltenlerin kavrayamadığı nadir bir andı.

Uluslararası siyasetin çalkantılı akımlarını gözlemlediğim kadarıyla, sağcı İsrail yolunu şaşırmış görünüyor. Zira Batı halkları, özellikle de genç nesil, İsrail'i artık önceki nesillerin gördüğü gibi görmüyor. Dahası, İsrail'e yönelik geleneksel Amerikan desteğinde ve özellikle de genç seçmenler arasında belirgin bir gerileme görülüyor. Anketler ve siyasi duruşlar, İsrail politikalarına koşulsuz desteğin azaldığını gösteriyor. Öyle ki işler, Amerikan seçimlerindeki adayların İsrail yanlısı lobi gruplarıyla kamuoyu önünde ilişki kurmaktan daha fazla çekinmeye başlaması noktasına vardı.

Bu durum Avrupa başkentlerinde de yaşanıyor ve bu gerçekliğin yankıları, basın ve medyadaki etkili isimlere kadar uzanmaya başladı. Filistin devleti projesini ortadan kaldırmak için çalıştığıyla övünen İsrail sağının eylemlerini meşrulaştıracak hiçbir gerekçe kalmadı."

İsrail ne kadar coğrafi ve demografik gerçekleri değiştirmeye çalışırsa çalışsın, Filistin haklarını yutamayacak, müttefiklerine ve hamilerine bile uzun süre direnemeyecektir.

Seksen yıl sonra ders alındı.