Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

İran'ın dünyaya söyledikleri, ona yaptıklarıyla çelişiyor!

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler'deki konuşmasında ülkesini Amerikan politikalarının kurbanı olarak sundu ve Washington liderliğini zorbalıkla itham etti. Ancak bu anlatı, rejimin İran içindeki uygulamaları, bölgesel çatışmalardaki rolü ve nükleer programı ile ilgili temel soruları cevapsız bırakıyor. Amerikan ve İsrail askeri operasyonlarına itiraz etmek, Tahran'ı sicilini açıklığa kavuşturma sorumluluğundan kurtarmıyor, aynı şekilde savaştan önce yaşanan her şeyi de tartışma ve hesap verebilirlik kapsamından çıkarmıyor.

Pezeşkiyan'ın konuşmasındaki sorun, ülkesinin korunmasını talep etmesi değil, liderliğinin yarattığı krizlerdeki sorumluluğunu göz ardı etmesidir. Nitekim İran tarafından desteklenen silahlı örgütlerin kurbanlarından, tutuklulardan ve baskıya maruz kalan protestoculardan hiç bahsedilmedi. Konuşmada ayrıca bu politikaların gözden geçirilmesi veya nükleer endişelerin ele alınması konusunda herhangi bir taahhüt de yer almadı. Dolayısıyla, mağduriyet söylemi, suçlamalara cevap vermenin bir yolu değil, bir alternatifi gibi görünüyordu.

Hürmüz Boğazı, İran'ın gerilimi azaltma arzusunun doğrudan bir testi olarak öne çıkıyor. Boğazın yeniden açılması ve güvenli geçişin sağlanması, bölgeye ve küresel ekonomiye verilen zararı azaltacaktır. Komşu ülkelerdeki altyapı, havaalanları ve sivil alanları hedef alan saldırılar da açıklama ve hesap verebilirlik gerektiriyor. Eğer Tahran, ABD ve İsrail'i düşmanları olarak görüyorsa, saldırılarının kapsamını genişletmek, diğer ülkeleri ve halklarını seçmedikleri bir savaşın risklerine maruz bırakmaktadır.

İçeriye gelince, 2022 protestoları, hakları savunma söylemi ile iktidarın eylemleri arasındaki uçurumun bir kanıtı olmaya devam ediyor. Kurallara uygun bir şekilde başörtüsü takmadığı için ahlak polisi tarafından tutuklandıktan sonra Mahsa Amini'nin ölümü, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı altında bir protesto dalgasını ateşledi. O dönemde basının aktardığına göre, güvenlik güçlerinin buna yanıtı; binlerce protestocuyu tutuklamak ve yüzlercesini öldürmek oldu. Devrim Muhafızları'na bağlı Besic güçleri de bu baskıya katıldı.

Bu gerçekler, mağdur söylemini resmi anlatının öne sürdüğünden daha karmaşık hale getiriyor. Özgürlüklerini talep eden İranlılar ne yabancı bir güçtü, ne de Washington'un çıkarlarını savunmak için sokaklara döküldüler. Onlar hayatları, onurları ve gelecekleriyle ilgili haklarını talep ediyorlardı. Bu nedenle, dış tehdidi öne sürmek iç baskı sorusuna cevap vermez, muhalefeti susturmayı veya vatandaşların taleplerini bölgesel çatışma yoğunlaştığında ertelenebilecek bir meseleye dönüştürmeyi haklı çıkarmaz.

Nükleer dosyaya gelince, endişeler yüksek uranyum zenginleştirme seviyelerine ve uluslararası denetime getirilen kısıtlamalara odaklanıyor. Nükleer silahlarda kullanılan saflık seviyesine yaklaşıldığı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin şüpheli bölgelere erişiminin engellendiği yönünde suçlamalar var. Programın barışçıl olduğunu deklare etmek bu endişeleri gidermek için yeterli değil; şeffaflık ve müfettişlerle iş birliği, bu endişeleri ortadan kaldırmanın ve faaliyetlerin niteliğinin bağımsız bir şekilde değerlendirilmesine olanak sağlamanın pratik yoludur.

Tahran ile olan anlaşmazlık, nükleer programının ötesine, onunla bağlantılı silahlı örgütler ağına kadar uzanıyor. İslam Devrim Muhafızları Ordusu, Yemen'deki Husileri, Lübnan'daki Hizbullah'ı, Hamas ve İslami Cihat'ı, Irak ve Suriye'deki milisleri finanse etmek, silahlandırmak ve eğitmekle suçlanıyor. Bu ilişkiler İran'a sınırlarının ötesine uzanan bir etki sağlıyor, ancak aynı zamanda politikalarını yerel toplumların en büyük zararı gördüğü çatışmalara da bağlıyor. Bu nedenle, davranış değişikliği sadece söylem değişikliği değil, askeri desteğin gözden geçirilmesini de gerektiriyor.

Bir Arap büyükelçisi, İran'ın bu örgütleri desteklemeyi bırakması ve uygulamalarını değiştirmesi durumunda, ABD'nin terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarılma fırsatına sahip olduğunu düşünüyor. Ancak bu değerlendirmeye göre, Pezeşkiyan'ın konuşması böyle bir gözden geçirme isteğini yansıtmıyor. İşte bu noktada, dünyanın İran'a karşı tutumunda bir değişiklik talep etmek ile bu tutumu şekillendiren ve İran liderliğinin niyetlerine olan güveni zedeleyen politikaları değiştirmeye hazır olmak arasındaki uçurum açıkça görülüyor.

Öte yandan, İran anlatısı Rusya ve Çin'den destek buldu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD ve İsrail operasyonlarını eleştirdi ve Tahran ile yakınlaşmayı teyit etti. Moskova'nın İran'a ABD güçlerini, uçaklarını ve gemilerini izlemek için uydu görüntüleri ve verileri, ayrıca mühimmat, patlayıcılar, insansız hava aracı bileşenleri ve taşınabilir hava savunma sistemleri sağladığına dair haberler var. Bu haberler doğruysa, destek diplomatik tutumun ötesine geçerek, askeri yardıma kadar uzanıyor demektir.

Çin'e gelince, Başkan Yardımcısı Han Zheng, ABD'nin tek taraflı askeri operasyonlarını eleştirdi. Wall Street Journal, Çinli tarafların İran'a uydu görüntüleri ve binlerce çift kullanımlı bileşen sağladığına dair haberler yayınladı. Haberlere göre, bu görüntüler füze ve insansız hava araçlarının güdümünü iyileştirmeye, ticari gemileri izlemeye ve Hürmüz Boğazı'nda askeri gözlemi kolaylaştırmaya yardımcı olabilir. Ancak, Çinli yetkililerin bu faaliyetlere izin verme veya yetkilendirme konusundaki rolü belirsizliğini koruyor.

İddialar arasında, 2026 yılının ilk yarısında İran Savunma Bakanlığı'na GPS cihazları, elektrik motorları, uçak motoru parçaları ve roket yakıtında kullanılan bileşenler içeren 1.000'den fazla hava sevkiyatı yapıldığı iddiası da yer alıyor. Ayrıca, taşınabilir hava savunma füzeleri (MANPADS) için yaklaşık 400 fırlatma rampası tedarik etme, şirketlere ve bankalara petrol ihracat kısıtlamalarını aşmaya, takas ve kredi düzenlemeleri yoluyla milyarlarca doları nakletmeye yardımcı olduğuna ilişkin haberler de var.

Tahran'ı sorumlu tutmak, diğer tarafların sorumluluklarını görmezden gelmek veya herhangi bir devlete sivilleri hedef alma hakkı tanımak anlamına gelmez. Herkes için ölçü aynı olmalıdır; insanları korumak, devlet egemenliğine saygı duymak ve nükleer silahların yayılmasını önlemek. Bu temelde, herhangi bir barış çağrısının güvenilirliği, sonraki eylemler ve savunucularının denetim ve hesap verebilirliği kabul etme ve çatışmayı körükleyen politikaları değiştirme istekliliğiyle değerlendirilebilir.

Bu iddialar krize uluslararası bir boyut da katıyor. ABD ve Avrupa'dan 2231 sayılı kararın ihlal edildiğine dair suçlamalar ve Rusya ile Çin'in veto hakkını kullanarak BM gözetimini engellediğine dair eleştiriler var. Ancak, bu iddiaları değerlendirmek, siyasi duruşlar ile doğrulanmış bilgiler arasında ayrım yaparken, gerçekleri ve ilgili yasal çerçeveyi doğrulamayı gerektirir. Temel sorun, hem İran içinde hem de dışında asıl bedeli sivillerin ödemesidir. Onları korumak, baskı ve saldırılara son vermeyi, silahlı örgütlere verilen desteği gözden geçirmeyi ve devleti sadece mağdur olarak etiketlemek yerine şeffaf nükleer iş birliğine girmeyi gerektirir.