Birkaç gün önce Washington'daki Georgetown Üniversitesi'nde düzenlenen bir münazarada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde görev yapan ve başkanla yaşadıkları sert anlaşmazlık nedeniyle görevlerinden ayrılan iki eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton ve Robert O'Brien bir araya geldi. İkili görevden ayrıldıktan sonra Trump'ın ideolojisi ve yaklaşımının bugüne kadarki en sert muhaliflerinden oldular.
Bolton ve O'Brien, sonucundan bağımsız olarak ara seçimlerden sonra, İran'a karşı askeri harekatın yoğunlaşacağı konusunda hemfikir oldular. Ayrıca, ABD'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakınlaşma ve Rusya'ya uygulanan yaptırımları kaldırma politikasının bir dizi amacı olduğunu, bunların en önemlisinin ise Ukrayna'ya askeri desteği durdurma karşılığında ABD-İran çatışmasında Rusya'yı tarafsız hale getirmek, ayrıca Ukrayna’da savaşı durdurma aşamasını başlatmak ve dört yıldan fazla süredir devam eden Rus kayıplarını sona erdirmek olduğu konusunda da uzlaştılar.
İki eski yetkili, İran'a karşı askeri bir zaferin artık bir seçenek değil, bir zorunluluk olduğu konusunda da hemfikirdi; zira İran rejiminin hayatta kalması şüphesiz ABD için bir yenilgidir ve kimse bunun olmasını beklemiyor. Ancak O'Brien'ın narsisizme yakın olarak tanımladığı Trump'ın kişiliği, gelecekteki kararlarını etkileyecek ve Cumhuriyetçi Parti ara seçimleri kaybederse onu daha da agresif hale getirecektir. Zira Başkan, görev süresinin geri kalanında siyasi mirasına odaklanacak ve vaat ettiği hedefleri gerçekleştiremeyen bir Amerikan başkanı olmayı kabul etmeyecektir.
Öte yandan, İran rejimi nihayetinde halkının tükenmiş olduğunu, ekonomisinin iflas ettiğini, bölgesel etkisinin azaldığını ve geriye kalan azıcık etkisinin de liderleri suikasta uğrayan, mevzileri yok edilen, zayıflıkları ve yalanları ortaya çıkarılan vekillerinin ortadan kaldırılmasıyla yok edildiğini fark edemiyor. İran rejiminin medyası, Hürmüz Boğazı ve Babul Mendeb Boğazı'nın stratejik öneminin Trump yönetimi tarafından göz ardı edildiğini ve bunun ABD ile müttefikleri, özellikle de ekonomik, sosyal ve siyasi olarak acı çeken Avrupalılar arasında bir anlaşmazlığa neden olacağını iddia ediyor. Rejim Cemal Abdunnasır’ın deneyiminden ders çıkarmayı başaramadı. Nasır’ın Tiran Boğazı ve Süveyş Kanalı'nı kapatma kozlarını oynaması, Akabe Limanını abluka altına alması, Haziran 1967’de Arapların hâlâ etkilerini yaşadığı felaket niteliğindeki Altı Gün Savaşı'nın yaşanmasına neden olmuştu. Tıpkı merhum Arap liderin, Karşılıklı Savunma Anlaşması şartları uyarınca Sovyetler Birliği'nin kendisine yardım edeceğine ve Birleşik Arap Cumhuriyeti'ne karşı büyük bir savaşa izin vermeyeceğine inanması gibi, İran rejiminin kurmayları da Rusya ve Çin'in rejimin çöküşünü engelleyeceğine ve Amerikan “emperyalizmine” karşı aşılmaz bir bariyer olarak arkasında duracağına inanıyor. Ancak İran rejiminin kurmayları, özellikle de Devrim Muhafızları komutanları, büyük güçler için çıkarlarının (ki kendileri kesinlikle bu güçler arasında değiller) antlaşmaların, değerlerin ve ilkelerin ötesinde olduğunun farkında değiller. Soğuk Savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve stratejik silahların sınırlandırılması konusunda ABD ile karmaşık gizli müzakereler yürüten Sovyetler Birliği ile imzaladığı savunma antlaşması Nasır’ı kurtaramamıştı. Aynı şekilde, Trump'ın Ukrayna'daki savaşı sona erdirmesine yardımcı olmaya çalışırken, Ruslar İran'ı kurtarmak için de müdahale etmeyeceklerdir.
Fiilen Devrim Muhafızları liderleri tarafından yönetilen İran rejimi, devrimi ihraç etme ve etkisini genişletme çabalarını sürdürüyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı, Lübnan halkının direniş için silahlandırılması çağrısında bulunuyor. Devrim Muhafızları’na bağlı bir kol olan Hizbullah, sanki etrafındaki dünya değişmemiş gibi, Beyrut mahallelerinde motosikletlerle kaos ve korku yayarak etkisini yeniden tesis etmeye çalışıyor. Oysa Hizbullah’ın Suriye’den geçen ikmal hattı kalıcı olarak kesildi ve İsrail artık Güney Lübnan'ın büyük bir bölümünü denetimsiz ve sorgusuz sualsiz kontrol ediyor. Mali kaynakları azaldı ve çeşitli departmanlarının ve bağlı kurumlarının bütçeleri hem açık hem de gizli olarak giderek daha fazla kesildi. Kendisini destekleyen taban, acıya dayanma iradesini ve kapasitesini kaybetti.
İran Devrim Muhafızları, Lübnan'da olduğu gibi, Yemen'de de Husi grubu aracılığıyla Suudi Arabistan'daki sivil hedefleri füzelerle vurarak, Krallık içinde kaos ve karışıklık yaratmayı amaçlıyor. Amerikan yönetimine Körfez bölgesinin güvenliğinin kendi ellerinde olduğu ve bedeli Yemen ile Lübnan'da daha fazla yıkım ve ölüm olsa da ödemeye hazır olduğu mesajını vermeyi de hedefliyor. Ancak Suudi Arabistan, İran Devrim Muhafızları'nın ne yapmak istediğinin farkında ve akıllıca ve ihtiyatlı davranıyor. İran rejiminin çökmekte olduğunu ve Saddam Hüseyin'in Kuveyt'ten çekilirken Kuveyt petrol tesislerini ateşe vermesi gibi pervasızca davrandığını anlıyor. Saddam Hüseyin’in bu adımı sadece yangın söndürme konusunda uzman Amerikan şirketlerine yaramış, bundan kâr elde ederek hizmetleri karşılığında yaklaşık 750 milyon dolar kazanmışlardı.
Bir güvenlik yetkilisine göre ABD, Suudi Arabistan'ın savunma kapasitesini güçlendirerek ve grubun silah tedarikini aksatarak Husileri kontrol altına alabilirken, askeri odağını İran'la mücadeleye ve Yemen'de uzun süreli bir yıpratma savaşına girmekten kaçınmaya yönlendirebilir.
Bu yaklaşım, erken uyarı sistemleri geliştirmek, Riyad ile istihbarat paylaşımını genişletmek ve entegre bir savunma ağı içinde izleme ve önleme sistemlerini birbirine bağlamakla başlar. Ayrıca, insanları, havaalanlarını ve petrol tesislerini hedef alan eş zamanlı saldırılara karşı koymak için istikrarlı bir hava savunma füzeleri tedariki sağlamayı ve böylece Suudi Arabistan'ın hazırlık durumunu korumayı gerektiriyor.
Buna paralel olarak, Washington ve ortakları kaçakçılık yolları üzerindeki kontrolü sıkılaştırabilir, finansman ve tedarik ağlarını bozabilir ve füze ve insansız hava aracı bileşenlerinin Husilere ulaşmasını engelleyebilir. Kayıplarını telafi etme ve silah üretme yeteneklerini zayıflatmak, saldırıların sıklığını azaltır ve ABD'nin mühimmat, uçak ve keşif varlıklarını tüketen sürekli hava saldırılarına olan ihtiyacını sınırlar.
Aynı güvenlik yetkilisi, doğrudan askeri müdahalenin, gerektiğinde, son derece önemli hedeflerle sınırlı olması gerektiğini, saldırıların kesin istihbarata ve açık bir askeri avantaja dayanması gerektiğini, tırmanma risklerinin dikkatlice değerlendirilmesi ve sivillerin korunması gerektiğini ekledi.
Yetkili, gösteri amaçlı saldırıların Washington ve Husiler arasındaki ateşkesi baltalayabileceği ve Amerikan kaynaklarını İran cephesinden uzaklaştıracak bir dizi çatışmayı tetikleyebileceği konusunda uyardı. Bu nedenle, Suudi Arabistan'a savunma desteği sağlamak, Husi ikmal yollarını kesmek ve sınırlı operasyonları dikkatlice seçmek, Krallığı koruyacak ve Tahran'ın araçlarından birini zayıflatacak, aynı zamanda ABD’nin gücünü başka bir yere yönlendirmesini engelleyecek veya İran'a savaşı uzatma ve ABD ile bölgedeki ortakları için maliyetini artırma fırsatı vermeyecektir.