“Yarın sandık başına gidiyorlar. Tehlikeli kavşakta acımasız bir tuzak. Hayal kırıklığına uğramış ve kızgın olanlar için bir fırsat. Bıçaklarını bilediler. İntikam arzusu gözlerinde parlıyor. Ve liderlerinin gülümsemelerinin altından hançerler görünüyor. Eski ve yeni intikamın kokusu. Beni yenmek istiyorlar. Beni hapse atmak istiyorlar. Beni öldürmek istiyorlar.
Sonuçları önceden tahmin etmeyeceğim. Sadıklar partisi orada, liderinin ve ülkenin yenilgisini önlemeye çalışıyor. Seçmenleri nankörlükle suçlamayacağım. “Unutkanlık” ifadesi yeterli. Bazı anketler onlara bir nefret ziyafeti vaat etti. Hala bu ziyafetin ertelenmesini umuyorum. Ancak seçmenlerin bilgeliğine çok güvenememeye de hakkım var. Tarih apaçık ortada. Fransızlar, Charles de Gaulle'e çağrıda bulunduğu referandumda oy vermekte cimri davrandılar. O da kağıtlarını topladı ve köyüne gitti. Yazarlığın zorluğunu, başkanlık havasına tercih etti. Ben yazar değilim, anıları yad etmeye de hevesli değilim. Ben bir boksörüm ve kaderim ringde kalıp yumruk atmak ve yumruk yemek. İngiliz seçmenler de onları dünya savaşında zafere taşıyan Winston Churchill'e ihanet ettiler. 10 Downing Street'i geri kazanmadan önce altı zorlu yıl geçirmesine neden oldular.
İsrail siyasi hayatı bir orman. Düşmanlara karşı nefret ve müttefikleri arkadan bıçaklama. Kurnazlık, aldatma ve kötülükle dolu acımasız bir düello. Güçlü bir lider ne sevilir ne de aranır. İlk fırsatta bir kenara itilebilecek sıradan insanları tercih ederler. Kalıcı iz bırakmayanları tercih ederler. Siyasi atmosfer zehirlidir ve seçmen bazen saflaşır. Varoluşsal savaşta başardıklarınızı unutur ve sizi benzinin ya da domatesin fiyatı sebebiyle eleştirir. Ve bu katliamda gazetecileri de unutmamak gerekir. Onlar, doğaları gereği zararlı yaratıklardır. Güçlü adamdan nefret ederler ve onun ölü bedeninin üzerine basmaktan başka bir yükseliş yolu görmezler. Hayatına sızarlar, her türlü hatayı ararlar. Ve bir skandal bulurlarsa, hemen onu kurban eder ve dans etmeye başlarlar. Gazeteciler tehlikeli yaratıklardır. Kamuoyunun damarlarına zehir enjekte ederler, onu karar vericiye karşı çevirmeye ve ona karşı komplo kurmaya eğitirler. Ve güçlü adamın sıradan insanları büyük savaşlara katılmaya zorladığı için kışkırttığına inananlar da var.
Seçmenlerin yarın Gadi Eisenkot'u tercih edeceğine inanmakta zorlanıyorum. Bu adam, 7 Haziran 1967'de Doğu Kudüs'e giren İzak Rabin değil; İsrail ordusunu Beyrut denen tehlike girdabına sürükleyen Deversoir'in mimarı Ariel Şaron da değil. Göğsü madalyalarla dolu Ehud Barak da değil. Büyük bir boksörün, hiçbir geçmişi olmayan bir boksörü yenmesinde sevindirecek hiçbir şey yok. Ona karşı kaybetmenin acısı da ne kadar büyüktür! Seçim yarışındaki birikimi, Eisenkot'un destekçilerinden ziyade Netanyahu'nun eleştirmenlerine borçlu. Kariyerinde büyük bir başarı yazılı olmayan eski bir genelkurmay başkanı. Konuşma tarzı kuru ve bir karizması yok. Oğlunun Gazze'de savaşırken öldüğünü ve yakın akrabalarının da aynı kaderi paylaştığını inkâr etmiyorum, ama bu onun başbakan seçilmesi için yetmez.
Benim hikayem farklı. Kuruluşundan beri tehditlerin sürekli yoldaş olduğu bir ülkede doğdum. İlk dersimi tarihçi olan babamdan aldım. İkinci dersimi ise subay olan kardeşim Yonatan, Vedi Haddad tarafından kaçırılan sivil bir uçağın yolcularını kurtardıktan sonra Entebbe'den bir tabut içinde döndüğünde aldım. Haddad, ben o zaman iktidarda olmadığım için şanslıydı; eğer olsaydım, ölümünün koşulları gizemli olmayacaktı. En prestijli Amerikan üniversitelerinde okudum ve o ülkenin üstünlüğünün sırrını anladım. Washington'daki büyükelçiliğimizde çalıştım ve sürekli olarak büyük ABD'ye duyulan ihtiyacı hissettim. Ülkemin Birleşmiş Milletler büyükelçisi olarak görev yaptım ve açıklamalarının ve kararlarının ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim.
Keşke seçmen hafızasını tazelese. 7 Ekim 2023'te Yahya Sinvar Aksa Tufanı’nı başlattı. Güvenlik açığı netti, ancak hükümeti ve orduyu kısıtlayacak bir soruşturma komitesine kapıyı açmayı reddettim. Tufan’ı başlatanlara tufanın yaşatılması direktifini verdim. Şimdi seçmene soruyorum: Yahya Sinvar ve kardeşi Muhammed nerede? Muhammed Dayf ve Mervan İsa nerede? İsmail Heniyye, Tahran'daki Devrim Muhafızları kalesinde ikamet etmesinin onu koruyacağını sandı ama korumadı. Aksa Tufanı ile bağlantılı herkesi öldürmeye yemin ettim ve sözümü tuttum. Yaşlıları, oğullarını ve torunlarını öldürdüm. Gazze'yi enkaz ve çadır denizine çevirdim. Benim kadar Filistinli öldüren kimse yok. İki devleti veya iki halkı barındıramayacak küçük bir ülke.
Keşke seçmen hafızasını tazelese. Sinvar’ın 8 Ekimi’nden sonra, Lübnan Hizbullahı Gazze'yi destekleme savaşını başlattı. Seçmene soruyorum: Hasan Nasrallah, Haşim Safiyuddin, Fuad Şükr, İbrahim Akil ve Ali Karaki nerede? Gazze deneyimini, güçlerimizin konuşlandığı Güney Lübnan'daki “güvenlik bölgesine” taşıdım ve Hizbullah silahsızlandırılana kadar oradan ayrılmayacaklar. İsrail'in güvenliği her şeyden önemlidir. Esed’e tolerans göstermedik ve Şara’ya da göstermeyeceğiz.
Seçmen, Mossad'ın İran nükleer arşivini çaldığını ve bunun üzerine Trump'ın sadece birkaç gün sonra Obama’nın anlaşmasından çekildiğini unuttu mu? Beyaz Saray'ın efendisi, İran tehdidinin büyüklüğünü fark etti ve İsrail'e “büyük bir darbe” indirmeyi hayal eden vekil güçlerin hamisi Kasım Süleymani suikastının emrini verdi. Seçmen, Dini Lider Ali Hamaney'in, üst düzey generallerinin ve nükleer bilimcilerinin suikast emrini verdiğimi ve İsrail uçaklarının Tahran hava sahasını işgal ettiğini unuttu mu?
Eisenkot kalibresinde bir adam Trump'ı İran'a karşı savaşa girmeye ikna edebilir miydi? Birden fazla cephede savaş açıp “güvenlik bölgeleri” deneyimini diğer ülkelerin topraklarına da taşıyabilir miydi? Yeni bir savaş fırtınası yaklaşırken seçmenin beni görevden alma hakkı var mı? İran'daki görevimi ve Batı Şeria'daki varoluşsal savaşımı tamamlamak için bir şans istiyorum.
Düşmanlarımın hançerleri parlıyor. Beni hapse atmak istiyorlar, Ehud Olmert olmadığımı unutuyorlar. Bir avuç hediye ve ihlali bahane olarak kullanıyorlar. Yarın sandık başına gidiyorlar. Yeni bir bölüm başlıyor. Oy sandığının kararı, tarih mahkemesinin müzakerelerinde iz bırakmaz.”