Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Abu Dabi Stratejik Forumu

Neredeyse tüm uluslararası camia geçen hafta, iki gün boyunca 5’inci Abu Dabi Stratejik Forumu’nda bir araya geldi. Entelektüel ve kararlı bir hanımefendi olan Dr. İbtisam el-Ketbi’nin başkanlık ettiği forum yıldan yıla daha da zenginleşiyor, kapsamlı buluşmalarla birçok gelişmeyi Arap dünyasına sunuyor ve uluslararası forumlarla rekabet ediyor. Dışişleri Bakanı Enver Karkaş, forumun açılış konuşmasında “Artık yeni bir düzen mevcut. Bölgemizde hızlı değişimler meydana geliyor. Çin, Hindistan ve Körfez ülkeleri yükselişe geçti” ifadelerini kullandı. Karkaş, askeri güce sahip ılımlı bir Arap merkezinin kurulması gerektiğini belirterek Arap stratejik ittifakına sıcak baktı. Geleceğe yönelik vizyonlardan ve olumlu senaryolardan bahsederek forumu sonlandıran Dr. İbtisam el-Ketbi’ye Abu Dabi devletindeki askeri yapı hakkında bir soru soruldu. Bu soruya Dr. İbtisam, askeri yapının ulusal güvenliği ve yumuşak gücü savunduğunu belirterek Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Irak işgali hariç ABD’nin komuta ettiği tüm uluslararası koalisyonlara katıldığını dile getirdi.
Forumun ABD’yle ilgili bölümünde Kongre ara seçimlerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik eğilimlerini kontrol altına alabileceği belirtildi. Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nden Danielle Pletka “Biz, İran’ın Husiler üzerindeki etkisini sınırlandırmaya çalışıyoruz. Suudi Arabistan’ı bir kenara bırakalım. Kongre, Yemen’deki savaşı bitirmek istiyorsa bu savaşa neden olan faktörler ele alınmalı” dedi.
Rusya’yla ilgili bölümde Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Direktörü Andrey Kortunov şu açıklamalarda bulundu:
“Rusya, zayıf ve güçlü noktalarının farkında. Rusya, ABD’nin bölgedeki politikasını değiştirmeyi amaçlıyor. Moskova, çok küçük bir yatırımla Suriye’de büyük bir rol oynadı ve şu an çıkış stratejisi üzerinde düşünüyor. Rusya’da iç sorunlar mevcut. Rusya’daki oyunun ana başlığını kalkınma değil güvenlik oluşturacak. İran ve Rusya arasında stratejik bir ortaklığın olduğunu zannetmiyorum. Afganistan’da ortak, Orta Asya’da ve Hazar bölgesinde önemli bir oyuncu olmasından dolayı İran önemlidir. Rusya, bölgede bir oyuncu olacak” dedi.
Çin’le ve Çin’in bölgesel ya da uluslararası bir güç olup olmadığıyla ilgili bölümde ise katılımcılar, doların dünyadaki en güçlü para birimi olduğunu kabul etti. Çin’in Rusya da dâhil olmak üzere 15 ülkeyle sınırı var. Sınırlar güvenli. Sadece adalarla ilgili sorunlar mevcut. “Yol ve Kuşak” projesini anlamak için bu projeye stratejik boyutla birlikte ekonomik açıdan bakmak gerekiyor. Çin’in askeri yapısı son 20 yılda büyüdü. Çinli liderler, ABD’yle meydana gelecek askeri bir çatışmanın felaketle sonuçlanacağını fakat Çin ve ABD arasında rekabetin yaşanacağını biliyor.
 Yüzyılın Anlaşması’na geldik... Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Dennis Ross, Yüzyılın Anlaşması’yla ilgili olarak şu açıklamaları yaptı:
“Yüzyılın Anlaşması nereden çıktı bilmiyorum. Trump, bunun kapsamlı bir anlaşma olduğunu söyledi. Trump yönetimi iktidara geldiğinde Washington’da bölgede yeni bir stratejinin başladığına dair bir anlayış vardı. Obama, İran’ı sorunun değil de çözümün bir parçası olarak görüyordu. Arapları bu planı kabul etmeye teşvik etmek için bir güven olması ve Filistin’in beklentilerini gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bu planın içerisinde Kudüs, Filistin devleti ve mülteciler için neler var? Hiç kimsenin plandan bahsetmesi mümkün değil. Çünkü hiç kimse planın içeriğine vakıf değil.”
Amr Musa, forumda Filistin meselesi çözülmedikçe Ortadoğu’daki meseleleri çözmenin İran ve Türkiye’nin davranışlarını değiştirmeyeceğini ve Araplar adına pek çok gelişmenin meydana geldiğini söyledi. Amr Musa, “Trump’ın köklü bir çözümden bahsettiğini duyduğum zaman önceki politikaları hatırladım. Bu politikalarda Dennis Ross da vardı. Bu politikalar çözüme değil krizi yönetmeye çalışıyordu. Bu anlaşmanın yüzde 99’u bir tarafın, yüzde 1’i ise diğer tarafın yararınadır. Sonuçta bu anlaşma Kudüs’ü herhangi bir çözümden uzaklaştıracaktır. Bu da büyük bir hatadır. Bu anlaşma, Ürdün ya da Mısır seçeneğini yeniden masaya getirecektir” dedi.
Dennis Ross’un söz konusu açıklamaya cevabı ise şöyle oldu:
“Yıllardır Amr Musa’yla çalıştım, anlaşamadık. Bugün de anlaşamıyoruz. Önceki girişimler çatışmayı yönetmeye yönelik değildi. Başkan Bill Clinton bir çözüm sundu. Filistin meselesini bir kenara atmak mümkün değildir. Birçokları ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararının anlaşma olduğunu zannetti. Başkan Trump, devletin sınırlarını belirlemediklerini söyledi. Jared Kushner ve Jason Greenblatt bunun tarafların bir kısmının kabul edip diğer kısmının reddedeceği bir anlaşma olduğunu ve açıklanmadan önce anlaşmanın reddedilemeyeceğini dile getirdi. Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Fas’ın kendi görüşlerini söylemesi için anlaşmanın yazılı olarak açıklanması gerekiyor. Eğer onlar, anlaşmada Doğu Kudüs’ün Filistinlilerin başkenti olarak geçtiğini ve bu anlaşmanın Filistinliler için adil bir çözüm sunduğunu görürlerse o zaman bu anlaşmada bir şeyler olacaktır. İnsanlar bilmedikleri şeyleri eleştiriyor.”
Amr Musa, Ross’un açıklamalarına “Söz konusu anlaşma Arap kamuoyuna da sunulmalı. En kötüsüne hazırlanmamız gerekiyor. Bir plan taslağının nasıl biçimlendirildiğini bilen biz uzmanların plan belirleyen 12 kişinin olduğu yuvarlak bir masaya ihtiyaçları var. Biz, fikir beyan etme sorumluluğuna sahibiz. Dennis Ross bu öneriyi kabul edecek mi?” diye karşılık verdi.
Ross da açıklamasında şunları söyledi:
“Deneyimli insanların sakin olması gerektiğini düşünüyorum. Bu, önemli. Sadece Trump’a bir fırsat vermeliyiz. Planı açıklayacak. Sanırım ABD yönetimi, İsrail seçimlerini bekliyor. ABD yönetimi gecikirse plan açıklanacak. Her referandumda Araplar iş aramak için BAE’ye gelmek istediklerini söylüyor. Ekonomik durum önemlidir. Eğer plan doğruysa bu bir fırsat olacaktır.”
Arap dünyasıyla ilgili bölüme geldik… Bu, su üstünde yürümek gibi. Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Halid Bahhah, “Bizim meselemiz, ulusal bir devlettir” dedi. Önceki Libya Başbakanı Mahmud Cibril “Güç anlayışı, soruna dönüştü. Ben bunu Libya’da birçok güç unsurlarının olduğu zayıf bir güç olarak isimlendirdim” açıklamasında bulundu. Nebil Fehmi ise “2010’dan beri meydana gelen intifadaların ve uyanışların olumlu ve olumsuz yönleri var. Önce ulusal bir çalışma olarak başladı. Sonra bu uyanışlar kötüye kullanıldı” dedi.
Ardından Türkiye konulu bir panel düzenlendi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır’da Müslüman Kardeşler’in kazanamamasından dolayı uğradığı şaşkınlıktan beri Türkiye’nin rolünün sınırlı kaldığına işaret edildi. Sonra Erdoğan, Suriye’deki Kürtlerin DEAŞ’a karşı mücadelede ABD’nin en iyi müttefiki olduğunu anladı. Erdoğan seçimleri kazandı. Ancak hem Mısır hem de Suriye’deki hayallerinin gerçekleşmemesinin burukluğunu yaşıyor. Arap Baharı patlak verdiği zaman Türkiye, Müslüman Kardeşler’in yöneteceği devletler kuşağının inşa edileceğini zannetti. Böylece Türkiye bu kuşağa öncülük edebilecekti. Fakat yanıldı. Okulda Osmanlıların Ortadoğu’ya ve Balkanlara istikrar getirdiğini öğrendik. Ancak Arap ülkelerinde insanların Türkiye’nin düşündüğünden çok farklı şeyler hatırladığını keşfettik. Erdoğan, dış politikayı iç kazanımlara dönüştürmenin önemli olduğunu biliyor. Erdoğan, Mursi sonrası Mısır’ı diktatör olarak görüyor. Müslüman Kardeşler’in yönetime dâhil edilmesini istiyor. Batı’nın Müslüman Kardeşler’in önemini nasıl kavrayamadığını fark edemiyor. Şu an Rusya ve Çin’le ittifak kurmak üzere. Katılımcılardan birisi “Erdoğan’ın söylemlerine rağmen Osmanlıların gittiği ve tekrar gelmeyecekleri konusunda Arapları rahatlatmak istiyorum” dedi.
Sonuç olarak Dr. İbtisam el-Kebti’ye çabalarından dolayı teşekkür ediyoruz. Dr. İbtisam’ı güçlü bir kadın olarak nitelendirebiliriz. Abu Dabi Stratejik Forumu, Arap dünyasının bir sembolü haline geldi. Batı, dünya politikasını etkileyecek siyasi forumların olmadığı konusunda bizi eleştiriyordu. Bugün Batılılar, BAE Politik Araştırmalar Merkezi’ne katılmak için birbirleriyle yarışıyor.