Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Lübnan'da buruk bağımsızlık kutlaması

Lübnan, Perşembe günü 75. bağımsızlık yıldönümünü kutladı. Bu kutlama coşkuyla geçeceği yerde çeşitli sebeplerden dolayı buruk geçti.
Bu sebeplerden ilki, yeni hükümetin yokluğunda siyasi durumun kötüleşmesidir. Nitekim Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yeni döneminin yeni hükümetle birlikte başlayacağını söylemeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı’nın göreve başlamasının üzerinden iki yıldan fazla bir süre geçti, ancak hükümet kurulmadı. Ekonominin kötüleşmesi, genel borçların ve yoksulluğun artması, işsizlik oranlarının yükselmesi, fabrikalarda ve şirketlerde iflasların çoğalması ve hizmet sektörlerinin parçalanması diğer sebepler arasında yer almaktadır.  
Sevinç ve gurur günü olması öngörülen bu kutlamada her yıl tekrarlananları aynen tekrarlamak bir anlam ifade etmiyor. Lübnan halkı, bu yıl acı günler yaşadığından dolayı belki de “Ey Bayram! Her halükarda geri döndün.” angaryasından usandı. Özellikle Çarşamba sabahından beri telefon etmeye çalışan ya da birilerinden telefon bekleyen vatandaş, milli marşın içerisinde yer alan “Her şey vatan için” sözünü dinlemek zorunda kalıyor. Vatandaş, acı acı yutkunarak kendi kendine “Hayır… Aslında hepimiz vatana karşıyız.” diyor. Diğer bir ifadeyle hepimiz, Lübnan’ın aleyhine çalışıyoruz.
Tabi bu tablo, gelecek vaat etmiyor. Devletin ya da devletten geriye kalanların bir vadi içerisinde kutlamaya sanal bir ulusallık katmaya çalıştığını ve Lübnan halkının ise başka bir vadi içerisinde yaşam zorluklarının kaygısıyla ve bağımsızlığın acıya dönüşmesi endişesiyle inlediğini söylersek abartmış olmayız.
Hükümet krizinden kurtulmak için belirlenen zamanlar geçip gitti. Son olarak bağımsızlığın yeni hükümetle birlikte kutlanacağı iddia ediliyordu. Fakat şu an ise yeni bir zamandan yani yılsonundan bahsediliyor. Bu çerçevede Güvenlik Konseyi’nin toplanıp 7. bölüm kapsamında karar alarak Lübnanlıları yeni hükümetlerini kurmaya mecbur etmekten başka bir seçeneğin kalmadı.  
Beyrut’ta diplomatik kaynaklardan aktarılan en son bilgilere göre hükümet sorununu çözmek için bir yandan Fransız ve ABD’li yetkililer arasında bir yandan da Fransız ve Rus yetkililer arasında gerçekleşen görüşmelerden bahsediliyordu.
Nasıl?
Fransa diplomasisi, Lübnan hükümetinin kurulmasını engelleyen İran’ın tutumunda bir açık meydana getirebilir. Nitekim Tahran, yaptırımlara karşılık vermek için aktif bölgesel faktörlere sahip olduğu konusunda Washington’a mesaj göndermek için önceden Irak’ta da hükümetin kurulmasını engellemeye çalıştı. Özellikle Fransa ve Avrupa devletleri, Suriyeli mültecilerin Lübnan’da kalması ve Avrupa’nın güney sahillerine akın etmemesi için Lübnan’daki siyasi karışıklığı istikrara sokmaya çalışıyor. Bu bağlamda sığınma işlemlerinin deniz yoluyla Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus şehrinden başladığı ve bugünlerde peyderpey devam ettiği biliniyor.
Özellikle Hizbullah’a Sağlık Bakanlığı’nın verileceği haberinin ardından Washington, ABD yaptırımlarına maruz kalan Hizbullah’ın hükümete girmesine itiraz ettiğini açıkladığı zaman hükümetin oluşturulmasını engelleyen bir dizi sorunlar yaşanıyordu. Özgür Vatansever Hareketi ile Lübnan Güçleri Partisi arasında Hıristiyanlarla ilgili sorun,  kota ve sayı üzerindeki anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Bu da Dr. Semir Caca’nın Mişel Avn’ın cumhurbaşkanlığına yönelik desteğini taçlandıran Maarab Anlaşması’nın getirdiği bütün avantajları neredeyse yok etti.  Bilindiği üzere daha sonra da Dürzî sorunu ortaya çıktı.  Hükümeti kurmakla görevli Başbakan Saad Hariri’nin bu iki sorunu çözmesi 4,5 ay sürdü.
Bu iki sorunun çözüldüğünün anlaşıldığı ve insanların hükümetin hemen ilan edileceğini beklediği bir anda Hizbullah; hükümetin kurulmasını engellemek için Avn ve Hariri’ye bağımsız Sünni vekillerin yeni hükümette temsil edilmesi sorununu çıkarttı. Oysaki 8 Mart grubundan olan bu vekiller, “her bloktan bir vekil” şeklinde bir araya toplanarak kendilerine “istişare görüşmesi” adı verildi.  Böylece hükümetin kurulmasını engellemek için Hıristiyanlar ve Dürzîler sorununa güvenen Hizbullah’ın anayasaya aykırı bir şekilde Sünni vekillerden birisinin bakan yapılması konusunda ısrar ederek hükümeti doğrudan engellediği tam olarak anlaşıldı. Zira anayasa, hükümet kurma görevini Başbakan ve Cumhurbaşkanına tevdi ediyor.
Bu sorunun nasıl çözüleceği ve yürütme organının Hizbullah ve İran’ın şartları karşısında ne zamana kadar sekteye uğrayacağı belli değil. Yine Fransa ve Dünya Bankası’nın girişimlerinin, baskılarının ve müdahalelerinin bu sorunu çözmeye yardım edip etmeyeceği de belli değil. Fakat Lübnan’ın ekonomik açıdan yıprandığı, işsizlik ve iflas gibi bir dizi sorunlar yaşadığı açık ve net. Lübnan’da 2018 yılının başından beri 2200’den fazla şirket ve fabrikanın iflas ettiği söyleniyor. Diğer yandan Lübnan’ın genel borcu, 80 milyar doları aştı. Tüm bunlar, devlet idarelerindeki yolsuzluk skandallarından arttığı bir zamanda meydana geliyor.
Fransızlar, Paris’te düzenlenen ve Lübnan’a bağış ve kredi şeklinde 11,2 milyar dolar yardım verilmesine karar verilen Sedir Konferansı’nın etkisinin kaybolmamasına Lübnan’daki yetkililerden ve politikacılardan daha fazla dikkat ettiği görülüyor. 15 Eylül 2018 tarihinde Fransa’nın Lübnan Büyükelçisi Bruno Foucher, Lübnanlı yetkilileri ziyaret ederek onlara hükümetin hızlı bir şekilde kurulması gerektiğini, çünkü Sedir Konferansı’ndaki donör ülkelerin rollerini başarılı bir şekilde oynadıklarını ve sabırlarının taştığını bildirdi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Büyükeli Foucher’ın söylediklerini tekrarlaması için özel temsilcisi Pierre Dukan’ı Lübnan’a gönderdi. Fakat Dukan, görüşmelerinin ardından “Lübnan’ın reforme edilmesi mümkün değil” diyerek felaket bir sonuca ulaştı.
Daha sonra Fransız özel temsilci Aurelien Lechevallier, Macron’un telefonda Avn, Nebih Berri ve Hariri’ye ilettiği mesajı taşıyarak Lübnan’a geldi. Mesajda “Donör ülkeler, sizi sonsuza dek bekleyemez. Sedir Konferansı’nda size verilmesi kararlaştıran yardım, geri dönüştürülüp başka devletlere harcanabilir.” İfadelerine yer verildi. Fakat bu da krizin seyrini değiştirmedi.
Fransız yetkililerin söyledikleri, Dünya Bankası Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörü Ferid Bilhac’ın söylediklerine tam olarak benziyor. Ferid Bilhac, hükümetin hızlı bir şekilde kurulup reform projelerinin hazırlanmaya başlanmasını ve Dünya Bankası’nın Lübnan’a yardım etmek için ayırdığı 2 milyar doların uzun süre beklemeyeceğini dile getirdi. Bu sözler, üst düzey yetkililere söylendi. Fakat bu, hükümetin kurulmasını engelleyen Hizbullah’ın sorununu aşmaya yardım etmedi.
Tüm bunlar, çöküşe doğru giden bir ülkede meydana geliyor. Milletvekilleri, zorunlu yasamaya gittikleri ve devasız hastalıkların ilaç parasını ödemek için 75 milyar lira harcanması konusunda anlaşmaya vardıkları zaman Maliye Bakanı Ali Hasan el-Halil, onlara yedek ödenekte bir lira dahi olmadığını söyledi.
Bu toplantıdan önce Temsilciler Meclisi Başkanı, “Lübnan’ın ekonomik bakımdan uzun süre ayakta kalması mümkün değildir. Biz, liranın değerini korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Fakat bu şekilde devam ederse vaziyet çok tehlikeli olacaktır.” dedi.
Çok tehlikeli mi olacak?
Bu, yeni bir keşif değil ki. Ekonomik kurumlar, “Ölüm belgesini hazırlayın” diye devamlı açıklamalarda bulunuyor. Fakat bağımsızlık gününde “Her şey vatan için” zil sesini hazırlamakla ilgilenenler vardı. Ancak bazen vatanlar, ahmakların parmakları arasında kuma dönüşüyor.