Suriye savaşı; geçmişinde yaşanan dramlara ve korkunç olaylara kıyasla bugün en azından daha düşük seyirde devam eden bir çatışmaya dönüştü. Ama buna rağmen sekiz yıldır devam eden bu savaş, diğer bölgesel sorunlara nazaran hala ilk günkü kadar çok daha ön planda ve daha fazla öneme sahiptir.
Gittikçe artan Suriye’nin çöküşü ve dağılması içerisinde büyük tehlikeler taşımaktadır. Bunlar arasında öne çıkan üç tanesi şunlardır:
Suriye’de savaşın ya da en azından kaosun devam etmesi beş ülkenin: İsrail, Ürdün, Irak, Lübnan ve Türkiye’nin kararlarını ve seçeneklerini etkilemektedir. İsrail cephesinden bakıldığında; Suriye topraklarında bir İsrail-İran askeri gerilimini tırmandıracak nedenlerin hala var olduğu görülür. İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine karşı yeni saldırılar düzenlediğiyle ilgili sızdırdığı bilgiler bunun en büyük kanıtıdır. Bu gibi saldırılar; İsrail başbakanı Netanyahu’nun güvencelerinin aksine her an daha geniş ölçekli bir savaşın baş göstermesine neden olabilir. Ki başta İsrail medyası olmak üzere birçoklarına göre Netanyahu’nun bu güvenceleri İsrail içerisindeki gerçek politik ve askeri ortamı yansıtmamaktadır.
İkinci tehlikenin kaynağı; Kuzey’de Kürt örgütler ile Türkiye arasındaki çatışmalardan ve İdlib’teki zayıf ateşkestir. BM, İdlib’te bir savaşı çıkması halinde bir insani felaket yaşanacağı uyarısında bulundu.
Tüm bunların ortasında bir de Kofi Annan ve Ahdar El-İbrahimi’nin ardından BM Suriye Özel Temsilcisi De Mistura’da istifa etti. Bu istifa; siyasi çözümlerin ve diplomatik çabaların başarısız olmasının arkasında birçok nedenin yattığını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenlerin en önemlisi ve en etkili olanı; Rusya ve İran’ın Beşşar Esed’in yönetimde kalması, onu çevreleyen kişilerin ve rejiminin yapısının değişmemesi konusundaki ısrarlarıdır. Suriye sorunu yla ilgili yürütülentüm müzakereler, görüşmeler ve arabulucuklar başarısız oldu. Çünkü her defasında, 2011 yılında başlayan Suriye dramının büyüklüğünü ve derinliğini, Esed’in savaşı bitirecek bir çözüm ya da makul ve uygulanabilir bir geçiş süreci önündeki en temel engel olduğunu göz ardı ederek yönetimde kalmasında Rusya ve İran’ın gösterdiği ısrardan örülen duvara çarpmaktadır. Suriye krizi insani boyutu ve işlenen suçlar ile modern tarih boyunca dünyanın şahit olduğu tüm insani felaketleri aşmıştır. Bu gerçek; her ne kadar yeteneklerini küçümsemesek de bizleri kendinden önceki temsilcilerin performans ve etkilerine nazaran yeni BM Suriye özel temsilcisi Geir Pedersen’in Suriye’de meselesinde gerçekten bir fark yaratabileceği konusunda şüphe duymaya sevketmektedir.
Pedersen; Rusya’nın Esed’in kalması konusundaki ısrarını sınırlandırarak bu kısır döngüyü kırabilecek mi? Ki bu bile Moskova’nın gerçekten de İran’ı ve Suriye’deki rolünü sınırlama gücüne sahip olması halinde geçerlidir. Oysa sahaya baktığımızda bunun neredeyse imkansız derecede zor olduğunu görürüz.
BM’nin görevinin; arabuluculuk ve çözüme ulaşmak için tüm araçları kullanmak olduğu doğrudur. Bu da tarafsız olmasını ve temsilcilerinin tüm taraflara karşı aynı mesafede durmasını gerektirmektedir. Ama yine de BM’nin ve kendisine bağlı kuruluşların; bilhassa rejim tarafından insanlığa karşı işlenen suçları ve katliamları, öldürülen, yerlerinden edilen ve kaybolan insanların sayısı ile bu krizin geçmişteki hiçbir dramın ulaşmadığı bir boyuta ulaştığını görmezden gelmemesi, bu suçlardan sorumlu olanları yakalaması ve uluslararası adalete teslim etmesi gerekmektedir. Oysa gerçekler bunun tam aksini göstermektedir. BM’nin bunu yapmak yerine Suriye devlet başkanı Beşşar Esed’a karşı bir nevi müsamahakar davrandığı görülmektedir.
Pedersen’de o sıkıcı performansın akıntısına mı kapılacak? Kuşkusuz bölgenin sorunlarını ve halklarını iyi bilmesi ile tanınan Norveçli diplomat çok geçmeden Suriye meselesinin tek bir soruya verilecek cevapla çözülebileceğini keşfedecektir. O da; vatandaşlık esasına dayalı modern ve demokratik bir Suriye anayasası hazırlamak, Esed yönetimde kalmayı ve Suriye ile halkının kaderine tek başına hükmetmeyi sürdürürken haklar, özgürlükler ve sivil değerlere dayalı bir devlet kurmak mümkün müdür? Kuşkusuz Esed düğümünü çözmedikçe Pedersen de diğer temsilciler gibi başarısız olmaya mahkumdur.
Diğer yandan ABD Özel Temsilcisi James Jeffrey; Rusya güçleri dışında tüm güçlerin Suriye’den çekilmesi çağrısında bulunmasının ardından diplomatik süreçte etkili olan tüm güç dengelerinin sahip oldukları konumları muhafaza edeceklerini söyleyerek bizlere bir nevi müjde vermiş oldu. Buna bir de ABD Savunma Bakanı James Mattis’in, kendisini hedef alabilecek terör saldırılarını engellemek konusunda Türkiye’yi rahatlatmak için ülkesinin güçlerinin Suriye’nin kuzeyinde gözetleme noktaları kuracağını açık bir şekilde belirttiği açıklamasını ekleyelim. Aslında Washington’un, Türkiye ve Kürtler arasında hatta Kürtler ile Suriye rejimi ve müttefikleri arasında ayırıcı bir güç olarak konumlandığını söyleyebiliriz. Tüm bunlar örtük bir şekilde, Esed’in yönetimde kalmasının herkes tarafından kabul edildiği anlamına gelmektedir.
Diğer bir deyişle; Suriye krizi tüm olasılıklara açık bir şekilde devam etmektedir.Yeni Suriye’ye giden yol ise sadece engebeli değil bir yığın boş hayaller ile kaplıdır.
Bunların ilki; ABD ile Rusya arasında Suriye’de bir savaşın patlak vereceğine yönelik tahminlerdir. Şu anda herkesin anlaması gereken gerçek şudur; iki ülke Suriye’de nüfuz bölgelerini paylşama aşamasındadır ve dış kaynak ilkesi çerçevesinde ikili çıkarları, karşılıklı değiş tokuş ve pazarlıklar politikasını takip etmektedir.
İkincisi; İran’ın Suriye’de varlığı kolayca çıkarıp atılacak bir diken gibi değildir. Vladimir Putin’in bir işareti ile İran’ın bir gece içerisinde hayal kırıklarını yüklenerek Suriye’den çekileceğine inanmak mantıksızdır. Bu konuda; Rusya’nın bir girişimde bulunduğu ve ABD ile pazarlık yaptığına yönelik birçok söylenti bulunmaktadır. İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ya da azaltılmasına karşılık İran’ı Suriye’den çekilmeye ikna etmeye çalıştığı iddia edilmektedir. Ama bu içi boş bir iddiadır. Çünkü bununla sayıları yüzlere ulaşan İranlı danışmanların Suriye’den ayrılacağı mı kastediliyor bilmiyoruz. İranlı Devrim Muhafızları’nın komutası altında olan Iraklı ve diğer Şii milis güçlerinin kaderi ve Hizbullah ile Suriye’deki rolünün kaderi ne olacak? Peki Suriye’nin istihbarat, siyaset ve güvenlik kurumları ile toplumun derinlerine yerleşmiş olan İranlı güvenlik ve istihbarat organları da Suriye’yi terkedecek mi?
Rusya’nın dehası ve onunla birlikte genel olarak uluslararası toplumun ihmali hatta suç ortaklığı savaşı nedenleri ile değil sonuçları ile özetlemeyi amaçlamaktadır. Yani İran’ın Suriye’deki varlığı, Tahran’a uygulanan yaptırımlar, İsrail-İran gerginliği, Rusya-ABD ilişkileri, Türk- Kürt çatışmasına odaklanarak başta barışçıl bir şekilde başlayan ama daha sonra bu korkunç savaşa dönüşen Suriye halk hareketinin ana hedefini yani rejimi düşürmeyi görmezlikten gelmeyi seçmektedir. Tüm bunlar; ortada dönen çözüm önerilerinin sadece Esed’in iktidarda kalacağını değil gelecek on ya da yirmi yılda yeni “Esedlerin” ortaya çıkışını müjdelediğine de işaret etmektedir.
Evet, küresel oyuncuların Suriye trajedisindeki rolleri daha sona ermedi. Daha da kötüsü liderlerin, Suriyelilerin hayatlarını mahveden neden iortadan kaldırmaya çalışmak yerine onların kanları üzerinden pazarlıklar yürütme oyunlarını sürdürmeleridir. Suriye üzerinde ve içerisinde şiddetli ve kızgın bir savaş dönmektedir. Sınırları ortadan kalkan Suriye bağımsız bir vatandan orman kanunlarının hakim olduğu bir ormana dönüşmüştür. Bu ormanın aslan kralı da bir yandan koltuğunu muhafaza ederken diğer yandan halkına sadece tek bir ölçüye göre yani kendisine ve yönetimine boyun eğmeleri halinde vatandaşlık ve yaşama hakkı tanımaktadır.
TT
Yeni Suriye yolunda yanılgılar ve boş hayaller
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة