Lübnan sınırına yönelik İsrail’in tehditleri ve Hürmüz Boğazı'nın sularına yönelik İran'ın tehditlerine baktığımızda, sahne ateşin kenarındaki bir dansa benziyor. Ancak sözlü olarak gerginliğin tırmandırılması, savaş tamtamlarının bir oradan bir buradan çalıyor olması; tarafların mevcut iç durumları göz önüne alındığında, bölgenin kaçınılmaz olarak bir savaşa sürükleneceği anlamına gelmez!
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Binyamin Netanyahu'nun NATO dışişleri ve savunma bakanları toplantısının hemen akabinde yaptıkları görüşmeden sonraki saatlerde İsrail, ‘Kuzey Kalkanı’ Operasyonunu başlatacaklarını ilan etti. Hizbullah'ın Lübnan’dan İsrail’e doğru kazdığı tüneller aracılığıyla gerçekleştirdiği sınır saldırılarını ortaya çıkarmayı ve engellemeyi amaçladıklarını belirttiler.
Bilindiği kadarıyla İsrail tarafından gözlenen bu tüneller kullanılmıyor. Netanyahu üç üst düzey İsrailli komutanın katılımıyla Pompeo ile yaptığı görüşmelerin ardından Brüksel’den yaptığı açıklamada, İran'ın ‘kuzey cephesi’ konusundaki faaliyetlerine odaklandığını ifade etti. Söz konusu cepheye değinmekle Lübnan ve Suriye'ye işaret etmiş oldu.
İsrail'in tünellerle olan hikâyesi iyi bilinir. Özellikle 2014'te Gazze sınırındaki Sina'da, tünelleri yıkma savaşları başlatmıştı. Lübnan sınırı üzerindeki Yukarı Celile sakinleri, 2013'ten bu yana yeraltında sesler duyduklarını sessizce dillendirip duruyorlardı. Ancak konunun üzerine fazla gidilmemişti ve şu an yapıldığı gibi kameraların önünde sondaj işlemlerine başlamak için bölgeye devasa makineler getirilmemişti. Şimdi ise endişeler artmış durumda, hatta öngörülemez patlamalara doğru bir gidişattan bahsedebiliriz.
‘Kuzey Kalkanı’ ismi medyatik anlamda ihtişamlı dursa da, devam eden tünel arama çalışmalarının bu kadar ihtişamlı olduğu söylenemez. Netanyahu, Pompeo ile görüştükten sonra şunu söyledi: “Beraber yürüteceğimiz bu operasyonların amacı–bu durum Amerikan onayı anlamına gelir- İran'ın ve kuzeydeki uzantılarının saldırganlığını bastırmaktır.”
Bütün bunlar, İsrail hükümetinin siyasi durumuyla ilgili hamleler gibi durmaktadır. Savunma Bakanı Avigdor Lieberman'ın geçtiğimiz ay Gazze'deki ateşkesin kabulünü protesto etmek için istifası sonrasında Netanyahu, artan tehlikeler ve hassas askeri durumlardan bahsetmeye ve güvenlik endişelerini abartmaya başladı. Özellikle, Lieberman'ın istifasının erken seçim olasılığını artırmasından sonra, tüneller ve ‘Kuzey Kalkanı’ konusunun bu bağlamda gündemde tutulduğu artık çok açık. Netanyahu esasında koalisyon hükümetini kurtarmak için çabalıyor, zira meclisteki çoğunluğunun bir sandalyeyle sınırlı olduğu biliniyor.
Tünel konusunu gündeme getirmenin, İsrail’in, Amerikalılar ve Fransızlar aracılığıyla Lübnan’a yönelik birbirini takip eden uyarı ve tehditleri bağlamında olduğu artık bir sır değil. İsrail, Lübnan devletini Hizbullah’dan sorumlu tutuyor. Ve partiye karşı yapabileceği herhangi bir askeri hareketin, Lübnan’ı da kapsayabileceğini dillendirip duruyor. Zira uzun süredir ülkeyi Taş Devri’ne geri göndermekle tehdit ediyor.
Son birkaç hafta içinde, BM aracılığıyla Beyrut'ta Hizbullah tarafından yönetilen ve geliştirilen İran füze imalathanelerini gündeme getirdi ve yerinin de havalimanının yakınında olduğunu belirtti. Lübnan hükümeti ise bunu yalanladı. Birkaç gün önce de, İran'dan gelen silahların ve gelişmiş ekipmanların doğrudan Beyrut havaalanına indiğini ve taşıma işlemlerini de İran’a ait bir uçağın gerçekleştirdiğini ifade etti!
Tünel sorununa odaklanan İsrail tarafı, şimdi de İran’ın Lübnan’a el koyma çabalarını gündeme taşıyor. Uzun zamandır İran açıkça başta Beyrut olmak üzere dört Arap başkentinin kendi kontrolünde olduğunu zaten ilan ediyordu. Yedi aydır hükümetin kurulmasını engellemektedir. Ülkeyi iki buçuk yıl boyunca başbakansız bırakmayı başardılar. Ve bütün bunları ‘Hizbullah’ aracılığıyla yapıyorlar.
Buna ek olarak, operasyonlarını Suriye'den Lübnan'a şu nedenlerle aktarmaya başladı:
İlk olarak, Suriye cephesinde büyüyen Rus-İran anlaşmazlığı…
İkincisi, İran’ın Suriye rejimine yönelik planları ile Rusların planları arasındaki çelişkiler.
Üçüncüsü, İsrail’in geçtiğimiz Perşembe günü askeri operasyonlarına yeniden başlaması, zira Şam'ın güneyindeki İranlı mevkilere roket fırlatmaya başladı.
Bu durum, Tel Aviv'in, Suriye'deki hava operasyonunu tamamlayan Moskova ile olan ihtilafının üstesinden gelmek üzere olduğunu gösteriyor. Bilindiği üzere İsraillilerin karartma yapması ve Suriye ateşi ile Rus savaş uçağı düşürülmüştü. Şayet İsrail Rusya ile arayı tamamen düzeltirse bu,İran'ın Suriye topraklarında daha fazla hedef haline gelmesi demektir.
Bütün bunlar, ateşin kenarındaki dansın bağlamını çizdiği gibi, tehditler ve uyarıların ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturuyor. Fakat yargı tarafından yolsuzluk yapmakla itham edilen Netanyahu hükümetinin karşı karşıya olduğu iç karışıklıklar, taraflardan biri öngörülemeyen bir sürece dâhil olmadıkça, savaşın yarın gerçekleşeceği anlamına gelmez!
Ayrıca İsrail, bölgesel açılım girişimlerinde bulunmaktadır. Donald Trump ise ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırılan projesini yakında ilan edecek. ‘Kuzey Kalkanı’ Operasyonunun boynuzlarını, tehdit ve uyarılarla üflemek, işlerin zorunlu olarak savaşa doğru kayacağı anlamına gelmez!
Lübnan'ın güney sınırındaki gelişmelere paralel olarak, ABD, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki herhangi bir askeri harekâtını engellemek için net bir karar aldı. Özellikle de Hasan Ruhani, Temmuz ayında başlattığı tehdidi tekrarlamaya başladıktan sonra… Hatırlanacağı gibi İran, kendi petrolünü satamazsa, bölge ülkelerinin petrolünün geçmesine izin vermeyeceğini söylemişti.
Elbette, bu türden İran konuşmaları, Amerika'nın nükleer anlaşmadan çekilmesinden ve Trump’ın Tahran'ın petrol ihraç etme yeteneğini tamamen sıfırlamayı amaçlayan kademeli yaptırımları benimsenmesinden bu yana tekrarlanıp duruyor. Bu yaptırımlar başlayalı bir ay oldu. Ruhani ve İranlı yetkililer ise sürekli olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatmaktan bahsediyorlar.
Kendileri de çok iyi biliyorlar ki, bu sadece anlamsız ve uygulanamaz bir blöftür. Çünkü bu mesele sadece ABD'nin sert tepkisine bağlı değildir. Daha ziyade, Petrol ihtiyacının yüzde 37'sini bu boğazdan ithal eden dünya ülkeleri ile karşı karşıya gelinecek demektir. Zira buraya yönelik bir kısıtlama, hayati bir arteri küresel sanayi döngüsünden koparmak anlamına geliyor.
İran, tüm dünyanın bildiği gibi, uluslararası hukuk nazarında Hürmüz Boğazı'nın açık denizlerin bir parçası olduğunu bilir. 30 Nisan 1982'de, Deniz Hukuku Uluslararası Sözleşmesi kabul edildi. Dolayısıyla tüm gemiler geçiş hakkı ve geçiş özgürlüğüne sahip oldular. Kanunun 38. Madde açıkça şunu ifade eder: "Hürmüz Boğazı da dâhil olmak üzere uluslararası boğazlardan geçen tüm gemiler, ticari veya askeri taşıyıcılar engelsiz geçiş hakkına sahipler!"
İran, Hürmüz'ün uluslararası bir kırmızıçizgi olduğunu bildiği için, doğrudan tehditleri ‘bölgesel platformlar’ üzerinden, negatif müdahale ve engelleyici politikalar yoluyla gerçekleştirmeye çalıştı. Bölgedeki askeri uzantıları aracılığıyla tehdit ve baskılarını sürdürüyor. Lübnan’da hükümetin kurulmasının engellenmesi bunu tipik örneklerinden biridir.
Irak hükümetine şartlar dayatmak suretiyle aynı şekilde hükümetin kurulmasına mani olunmaktadır. Aynı şey Yemen’de Husiler desteklenerek yapılmaktadır! Belki de bir hatırlatma olarak şunu ifade etmeden geçmeyelim, petrolün bölgeden sevk edilmesini engellemeye yönelik Hasan Ruhani’nin tehditleri, Amerikan ordusunun Hürmüz açıklarında büyük bir deniz harekâtına dair duyuruları ile aynı zaman dilimine denk geldi. ABD basını, Nükleer uçak gemisi ‘USS John Stennis’ en başta olmak üzere ABD donanma gemilerinin İran'a karşı açıktan bir güç gösterisi için Basra Körfezi'ne gideceğini bildirdi.
Bu çerçevede, İsrail'in sınırdaki Hizbullah tünellerini tahrip edeceğini açıkladığı bir dönemde, Amerika'nın dev uçak gemisinin Körfez sularında yeni ‘tüneller’ kazmaya başladığını duyurması ilginçtir. Soru şu: Ateşin kenarındaki bu dans, kimsenin örtülü olarak istemediği bir savaşa yol açar mı?
TT
Celile'den Hürmüz sularına kadar tüneller kazmak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة