Sam Mensa
TT

Güdümlü füzelerle mücadelede kara mizah

Lübnan'daki siyasal sahneyi gözlemleyen herkes, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş Saad Hariri'nin neden iyimser olduğunu merak ediyordur.
Ona göre hükümetin teşekkülü şimdi sadece "yüz metre” uzaklıkta ve hükümetin kurulmasını engelleyen düğümün bölgesel olmaktan ziyade yerel olduğunu düşünüyor.
Çevresinde ise yüzlerce başka tuzak var ve görünmeyen tuzaklar görünenlerden daha fazla.
Hizbullah ise yaşanan sorunu, “Sünnilerin Sünnilerle yaşadığı sorun” olarak yansıtmayı başardıktan sonra, yapmış olduğu muhalefetin de mezhep temelli olmadığı ortaya koymaya çalışıyor.
Mevcut rejim ve Taif Anlaşması hakkındaki gizli niyetlerini artık açıktan açığa dillendirmeye başladılar.
Hizbullah'a yakın birisi, nihayet bu konuya dair niyetini açıktan ortaya koydu ve Beyrut'ta düzenlenen bir seminerde mevcut Taif Anlaşmasını “bugünkü sorunları çözmeyen bir sözleşme” olarak niteledi ve ülkenin “yeni bir toplumsal sözleşmeye” ihtiyacı olduğunu vurguladı.
“Modern bir devletin inşasında yeni bir yaklaşım” sergilenmesi gerektiğini, özellikle  “özel silah bulundurma ve şiddete başvurma” konusunda daha müsamahalı olunmasının zaruri olduğunu ifade etti.
Sözlerini gerekçelendirme adına da “ABD’de herkesin silah edinebildiğini!” söyledi.
Bu sözler, Hizbullah’ın darbe yapmanın eşiğinde olduğuna işaret etmekte.
Adımlarını bir dizi uzlaşmayı kullanarak attığını ve bugün artık son aşamaya gelindiğini görüyoruz.
Üzücü olan diğer bir mesele de, diğer güçlerin bu meseleye, son seçimlerin bir sonucu olarak "Bakanlık kotası" etrafında iplerin gerilmesi olarak bakması.
Ne yazık ki bu siyasal güçler, İç barışı korumak adına ya da ülkeyi ekonomik çöküş ve finansal iflasın dışında tutmak adına yeni bir uzlaşma sağlanması için gayret gösteriyorlar, ancak atılan bu adımlar Hizbullah'ın üstünlük sağlamasına yol açmakta.
Bu kara mizahın ortasında iki gelişme ortaya çıktı:
Birincisi, İsrail’in sınır boyunca tüneller keşfettiğini söylemesi.
İkincisi ise İran'ın, güdümlü füzeler üretme tesislerini Suriye'den Lübnan'a transfer etmesi...
Hizbullah'a yakın kaynaklar- şayet doğruyu söylüyorlar ise- tünellerin eski olduğunu ve 12 yıldan fazla bir süredir zaten var olduğunu, İsrail'in bugün bu konuyu ilan etme nedeninin, Lübnan'a daha fazla baskı yapmak ve Başbakan Netanyahu'nun kendi statüsüyle ilgili iç problemleri örtmek olduğunu ifade ettiler.
Bu sözler doğrudur ya da değildir fark etmez, sorun ciddiyetini koruyor ve uluslararası güçlerin ve Lübnan ordusunun rollerini ve faaliyetleri doğrudan etkiliyor.
Güdümlü füzelere gelince, Suriye'de Tahran'ın kazandığı zafere rağmen, birkaç cephede kaybetti:
Suriye'deki askeri tesisleri ve üsleri sürekli olarak İsrail bombardımanlarına maruz kaldı.
Golan Tepeleri’ndeki varlığını ve gücünü kaybetti, dolayısıyla İsrail’e baskı araçlarını da kaybetmiş oldu.
Suriye'deki nüfuzunu ve Rus varlığı nedeniyle hareket özgürlüğünü kaybetti.
Bu savaşın yükü ve yaptırımların yenilenmesi nedeniyle ekonomik olarak büyük bir çöküş yaşadı.
Washington'un 2015'teki nükleer anlaşmadan çekilmesi sonucu yine başka bir kayıp yaşadı.
Bu kayıplar karşısında Lübnan, İran için daha önemli hale geldi;
Çünkü Lübnan Hizbullahı'nın askeri ve siyasi olarak özgürce hareket ettiği tek coğrafi alan haline geldi.
Hizbullah’ın yaklaşık 130 bin ağır füzeye sahip olduğuna dair haberler var.
Şayet güdümlü füzelere dönüştürülebilirse İsrail’in derinliklerinde hızlı ve etkili vuruşlar gerçekleştirebilecek.
Hizbullah'ın bu türden gelişmiş silahlar edinmesi ya da üretimi İsrail için kırmızı bir çizgidir ve her iki tarafı Lübnan'da savaşa yol açabilecek bir çarpışma rotasına koyar.
Ancak, Tahran ve Hizbullah bu tesislerin Lübnan'a nakledilmesinin çok tehlikeli olmadığına inanıyor.
2006 savaşından bu yana İsrail, Hizbullah'ın caydırıcı güce sahip olduğunu görüyor.
Lübnan'a yapılacak herhangi bir saldırının, Suriye ve Lübnan cephelerini kapsayacak tam teşekküllü bir savaşa yol açabileceğini gördüğünden dolayı, İsrail’in bu türden riskli bir saldırıya girişmeyeceğini düşünüyorlar.
Bu doğru mu, yoksa Lübnan'da savaş kaçınılmaz mı?
Özellikle Rusya ve ABD gibi diğer etkili güçlerin pozisyonlarını nasıl okumalıyız?
İsrail, günümüzde olduğu gibi, pek çok nedenden ötürü kendini kısıtlanmış hissetmekte.
Rusya ise arka bahçesi konumundaki Suriye’de hava sahası özgürlüğünü kısıtlamakta, Suriye rejimini S-300 füze sistemi ile desteklemekte.
Dolayısıyla 2006 savaşının sona ermesinden bu yana Hizbullah ile ilişkisini tanımlayan sözde "oyun kurallarına" son vermeyecektir.
Bugün gerekçeler ortaya koymaya çalışan bir İsrail yaklaşımına şahit oluyoruz ki bu alışık olmadığımız bir durum.
25 Eylül'de Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Beyrut Uluslararası Havalimanı yakınındaki Hizbullah’ın gizli füze üretim tesislerinin resimlerini ve haritalarını ortaya koyması bu yaklaşımın bir tezahürü.
Vladimir Putin ile yaptığı görüşmelerde, Suriye'de İran'ın yayılmacılığını nasıl engelleyebileceklerini tartışması, ABD ve Fransa üzerinden Lübnan hükümetine uyarılar göndermesi, Hizbullah'ı engellemek için herhangi bir adım atılmadığı takdirde gerekli gördüğü tedbirleri almakta tereddüt etmeyeceğini ifade etmesi, bu yeni diplomasi tarzının yansımaları.
İsrail, herhangi bir saldırısını haklı çıkarmak için, şimdiye kadar bu diplomatik-politik yaklaşımı asla kabul etmemişti.
Buna Başbakan aleyhindeki yolsuzluk suçlamalarını ve bu suçlamaların ortaya çıkardığı iç karışıklığı da eklediğimizde, büyük çaplı bir savaşın yakın olmadığı anlaşılmaktadır.
Rusya’ya gelecek olursak, Suriye'deki Esed rejimini yeniden inşa etmeye odaklanmış durumda. Suriye'ye uzanabilecek bir savaşın çıkması onun çıkarına değil.
İran'ın Suriye'deki askeri tesislerini bulundurmaya devam etmesi de Rusya’nın çıkarı değildir, belki de bu tesislerin Lübnan’a nakledilmesini Rusya talep etmiştir.
Rusya'nın şu ana kadarki pozisyonu, İsrail’in Suriye üzerindeki hareket özgürlüğünü sınırlamak için çalışırken, hem Suriye hem de Lübnan'daki İran'ın genişlemesini durdurmak için ciddi herhangi bir adım atmamıştır.
ABD’ye gelecek olursak, İsrail'in güvenliği bir öncelik olmaya devam ediyor ve İsrail tarafından atılacak herhangi bir adımda onunla dayanışma içinde olacak ve onu tehdit edebilecek her türlü İran hamlesini göz ardı etmeyecek ya da müsamaha göstermeyecek.
Ancak, ABD politikası, Lübnan hükümeti ve Hizbullah arasındaki ayrım yapmaya devam ediyor ve hükümet güçlerinin güçlendirilmesini istiyor.
Öte yandan, İran ve Hizbullah'ı askeri olarak değil, yaptırımlarla dize getirmeyi tercih ediyor gibi görünüyor. ABD, Suriye'de İran'a daha caydırıcı bir müdahalede bulunabilirdi, ancak pek çok nedenden ötürü bunu yapmadı, özellikle de Moskova'yla karşı karşıya gelmekten kaçınmış olabilir.
Tüm göstergeler, Washington’ın Lübnan’a karşı yeni bir İsrail savaşı konusunda hevesli olmadığını gösteriyor.
Şu ana kadar ortaya koyduğumuz veriler, savaş eylemlerinin devam etmesinin durdurulma ihtimalinin, şu an itibariyle muhtemel bir senaryo olduğunu göstermekte.
Bununla birlikte İsrail, kendisine yönelik bir saldırı tehlikesini algıladığı takdirde, Lübnan’a zarar verici bir saldırıdan geri durmayacaktır. Kendisi bundan zarar görecek dahi olsa bundan vazgeçmeyecektir.
Elbette bundan en büyük zararı Lübnan görecektir.
Bu manzara karşısında, sadece hükümet değil,  Lübnan'da devletin yokluğunda, bu risklerle nasıl başa çıkılabilir?
Lübnan meselesini hala kendi içi meselesi olarak bir zihniyet bu meselelerle mücadele edebilir mi? B
Bu gerçekten kara bir mizahtan ibaret.