Kesişen ve karşıt çıkarların dalgalandığı bölgelerde sürprizler yoktur, her saat olaylar ve tutumlar değişebilmektedir.
Bu analizin, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir'in Beşşar Esed'e yaptığı ziyaret ve onun Rus askeri uçağı ile buraya gelişine dair Şam'dan gelen son haberleri açıklığa kavuşturduğu söylenebilir.
Sudan devlet başkanının sürprizleri bitmek bilmiyor, Sudan hava sahasını İsrail’e açtığı söyleniyor.
Sudan'daki Sevakin adasının Kızıldeniz’deki bir turizm projesi bağlamında Osmanlı mirasını yeniden canlandırmak için Türkiye’ye teslim edilmiş olması da diğer bir sürpriz.
Ancak, Beşir'in yaptığı bu hamle ilk Arap hamlesi değil ve muhtemelen de son olmayacak, özellikle Rus müdahalesinden sonra geçmiş yıllarda bir Arap delegasyonunun Şam’a gizli ziyaretler gerçekleştirdiğine dair haberler yayılmıştı.
Esed’in, rejime muhalif kesimlere uyguladığı vahşice muameleden 9 ay sonra, Kasım 2011'de Arap ülkeleri kendisinin önüne bir çit koymuştu, esasında tüm bu hamleler, Esed’i bu çitten atlatmak içindi.
Arap Birliği’ni kendisine karargâh edinen Arap Parlamentosu, son dönemde Suriye delegasyonlarının Birliğin çalışmalarına yeniden katılımını sağlayacak bir tavsiye kararı aldı.
Arap Birliği'ne iletilen bu tavsiye kararında Suriye delegasyonlarının, Birliğin komite çalışmalarına aktif katılımının sağlanması öngörülüyor.
Bu adımlar ayrıca, Suriye’deki iktidar koltuğunu yeniden Esed rejimine teslim etmek ve askıya alınan üyeliğini yeniden tesis etmek için atılan hazırlık adımlarıdır.
Bu tavsiye kararı, oybirliği ile Arap onayını bekleyen dikkate değer bir hamledir.
Ama gerçekte, ne ziyaretler ne de şefaatler ve inisiyatifler ya da tavsiye kararları ile değiştirilmesi mümkün olmayan gerçekler karşısında tüm bu verilerin bir ağırlığı yoktur.
Bu gerçeklerden birisi de, Esed rejiminin, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın barış planını ve anayasa komisyonu, geçiş dönemi ve seçimlerle ete kemiğe büründürülen siyasi çözüm çalışmalarını ciddiye almamasıdır.
Esed, yedi yıldır demokratik ve şaibesiz bir rejim kurmaya yanaşmadı.
Şimdi de kendisini, DEAŞ ve Heyet-i Tahriru'ş Şam (HTŞ) gibi terörist grupların gerilemesi karşısında zafer kazanmış birisi olarak görüyor.
İsraillilerin, İran milislerinin Golan Tepeleri'nden uzaklaştırılmasına ilişkin taleplerini yerine getirme hususunda ise oldukça hevesli gözüküyor.
Gerçek şu ki, Arap hoşgörüsünün önemini takdir etmemize rağmen, şu andaki koşullar altında Beşşar Esed rejimi, bir cazibe merkezi olmaktan çıkmıştır.
Sudan cumhurbaşkanının, hala Arap milliyetçiliğine inandığı yönündeki ifadesi, dünün ulusalcı Arap konuşmalarının bir parçası olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.
Ama Esed'in sahada yaptığı şey, Ruslar ve Perslerin vesayeti altında kalmayı tercih etmektir, Arap milliyetçiliği adına dillendirdiği şeyler ise retorik platformlardan ibarettir.
Esed rejiminin Araplarla olan sorunu, kendisinin ayakta kalma ipini başkalarında bulmasıydı, bu yüzden Araplar onu, o da Arapları terk etti.
Suriyelilerin neredeyse yarısını ülke içinde ve dışında yerinden etmesine, bu kadar vahşet ve şiddet uygulamasına rağmen ayakta kalmayı başardı.
Araplar derken, Arap ve uluslararası kararları etkileyenleri kastediyoruz, yoksa ideolojik gündem sahiplerini veya ufku dar olan kesimleri kastetmiyoruz.
Örneğin Suudi Arabistan, Suriye’deki İran’ın varlığını kabul edilemez olarak gördüğü gibi Arap uzlaşısını yeniden inşa etmenin önündeki en ciddi engel olarak da görüyor.
İran'ı, Arap topraklarını tek tek ele geçirmek için emelleri ve istekleri olan acımasız bir düşman olarak gören Arap ülkeleriyle aynı fikirdedir.
Bu Arap ülkeleri, ABD güçlerinin İranlı milisler Suriye’den ayrılmadan ayrılmayacağını söyleyen ABD ile aynı fikirdedir.
Öte yandan, bu Arap ülkeleri, ABD, Ruslar ve Esad rejimi ile DEAŞ ve “Müslüman Kardeşler” (İhvan) tarafından desteklenen HTŞ gibi terörist gruplarla mücadele etme ve bu unsurları Suriye topraklarından ihraç etme gereği konusunda hemfikirler.
Suriye meselesi, Rusya’dan dolayı değil, Suriye’deki İran’ın varlığı nedeniyle karmaşık bir durum oluşturuyor.
Ancak yine de belirtmek gerekir ki Beşşar Esed’in ayakta kalmasını sağlayan ülke Rusya’dır.
Rusya, Suriye meselesindeki farklı siyasi tutumlara rağmen, büyük Arap ülkeleriyle iyi ilişkiler içerisindedir.
İstişare kapıları Araplarla sürekli açık durumdadır, ancak İran ile durum farklıdır.
İran aslında Suriye'deki siyasi çözümün önündeki gerçek bir düğümdür ve Arap ülkeleri, Irak’a benzer bir durumun Suriye içinde tekrarlanmasını kabul etmeyeceklerdir.
Lübnan'daki silahlı milislerin meşru görülmesi yönünde çağrıda bulunan Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın konuşmasını düşünün, Lübnan hükümetinin kurulması için Irak'taki Haşdi Şabi benzeri bir unsurun Lübnan’da kurulmasını şart koşma cüretini gösterebilmiştir.
İran, Lübnan ve Suriye’nin Irak’a benzemesini istiyor, kurumların ise İran varlığı tarafından kontrol edilmesini arzu ediyor.
Her ülkede, adı Lübnan vatandaşı olan ancak Velayet-i Fakih çıkarlarına göre çalışan Nasrallah gibi bir İran piyonunun olmasını istiyor.
Humeyni İran’ının, Suriye, Yemen, Irak, Lübnan ve Bahreyn'de yapmaya çalıştığı budur ve bu, büyük hayal ve ana proje olarak kalmaya devam edecektir.
İran'ı zayıflatmak ve onun üzerindeki baskıyı artırmak, hayallerini ve milislerini sınırlamanın tek yoludur.
Zayıf ve bitkin düşmüş bir İran’ın olduğu yerde, şiddet ve terörizm azalır.
Beşşar Esed İranlılara güveniyor çünkü onların ülkesine yönelik hırslarını biliyor, dolayısıyla güçlenmelerine aldırmıyor.
Fakat kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan ve ona göre de tavır takınan Ruslara güvenmiyor.
Bu tarafların değişimi ile değişebilen bir denklemdir.
TT
Beşir’in Şam ziyareti bir Arap atılımı mı?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة