Sam Mensa
TT

Trump’ın tweeti ve denge ihtiyacı

Başkan Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıkladığı tweet sürpriz olmadı.
Bilakis sadece, Ortadoğu'ya yönelik Amerikan politikasını dikkatlice takip eden, kendisine en sadık ve en yakın duran ve hatta bu attığı adıma önceden destek veren yakın dostlarına sürpriz oldu!
Aslında bu tweet, Obama'dan Trump’a son on yıldaki Beyaz Saray sakinlerinin tek bir politika izlendiğini ortaya koydu.
Amerika'nın yangın yerine dönmüş Ortadoğu bataklığından selametle çıkamayacağını düşündükleri gibi Suriye’de Amerikan askerlerinin bedel ödemesini gerektirecek hayati bir çıkar olmadığına inanıyorlar.
Amerika’nın Ortadoğu’da çıkarları olup olmadığı tartışmasına girmeyeceğiz. Fakat Washington’ın ilgisi, güvenliği ve çıkarları için Ortadoğu bölgesinden daha önemli olduğunu düşündüğü diğer bölgelere kayıyor.
Ancak, Amerikan’ın geri çekilmesinden kaynaklanacak sonuçlar yıkıcı olacaktır ve bu yıkım Suriye sahası ile sınırlı kalmayacaktır. Trump’ın görev süresi neredeyse iki yılını doldurdu; bu süre zarfında, yönetimin Suriye'deki savaşa yönelik politikasında etkili bir değişiklik görmedik. Bu durum, rejimin, Rus ve İranlı müttefiklerinin geniş alanları kontrol etmelerine ve ülke içindeki nüfuzlarını artırmalarına imkân tanıdı.
Trump yönetiminin, bölgedeki ve dünyadaki yıkıcı İran rollerinin çeyrek asrı aşkın bir süredir en isabetli ve doğru tanımını sunduğu doğrudur. Ancak İran emellerini kısıtlayan, Washington’un ve bölgedeki müttefiklerinin çıkarlarına hizmet eden somut bir politika buna eşlik etmedi.
Trump’ın Suriye’de eşi benzeri görülmemiş ve beklenmedik tavizler vermesine neden olan şey nedir?
Danışmanlarının ve elçilerinin bıkkınlık verecek derecede sık sık tekrarladığı hedeflerle çelişen bu kararı neden aldı?
Neydi Suriye’deki hedefleri?
DEAŞ ve benzeri yapıları tamamen ortadan kaldırmak ve İran’ı Suriye dışına çıkarmak.
Diğer bir ifade ile Tahran'dan Güney Beyrut banliyösüne, oradan Akdeniz kadar uzanan koridoru kesmek, Cenevre referansını esas almak ve Astana referansını bir kenara bırakmaktı.
Ayrıca Türk tehdidi altında bulunan Kürtler, tam da DEAŞ’ın önemli kalelerini ele geçirme noktasına gelmişken bu karar neden alındı?
Trump’ın Suriye’den çekilme kararı, ABD’nin bölgedeki müttefiklerini yarı yolda bırakabileceği yönündeki yaygın endişeleri daha da artırdı.
ABD’nin İran’a yönelik stratejisi tutarlı değil.
Trump'ın nükleer anlaşmayı askıya alma kararı, Obama'nın yaklaşımına muhalefet etmekten öte bir anlam ifade etmemektedir.
Körfez'de barışı güçlendirecek ve bu ülkeler için istikrar sağlayacak bir vizyon oluşturma amacı taşımıyor.
Ayrıca bu son kararla, Washington’un dışişleri ve stratejik seçeneklerinin ne kadar farklı olduğu ortaya çıkmış oldu. ABD savunma Bakanı James Mattis’in istifası buna delalet etmektedir.
Başkan'ın, kendi fikirlerine uygun bir alternatif seçmesine izin vermek için bu istifayı kabul ettiğini söylemesi de bu farklılığa işaret etmektedir.
Son iki yılda, 30'a ulaşan istifa dalgasına (daha fazlası bekleniyor!) veya görevden almalara hızlı bir şekilde göz attığımızda Amerikan yönetiminde yaşanan karışıklığın ve iki parti arasındaki keskin kutuplaşmanın, hatta bizzat cumhuriyetçi partinin kendi içinde yaşadığı kutuplaşmanın hangi boyutlara vardığını görürüz.
Lindsay Graham, Marco Rubio ve merhum John McCain gibi sembol isimlerin tutumlarına baktığımızda bu ayrışmayı rahatlıkla görebiliriz. Amerikan tarafını bir kenara bırakıp, Suriye ve bölgedeki duruma baktığımızda aşağıdaki sahneyi görürüz:
Suriye'de "DEAŞ" ve benzeri yapıların ortadan kaldırıldığını söylemek mümkün değildir.
İdlib vilayeti düğümü hala çözülebilmiş değildir.
DEAŞ kalıntıları ve onun uyuyan hücreleri hala bazı faaliyetlerine devam etmektedir.
İran Suriye’deki ve tüm bölgedeki faaliyetlerini artırmıştır. Geri çekilme kararını İran, Trump’ın uyarıları ve yaptırımlarını ortadan kaldıran bir unsur olarak değerlendirecektir.
Petrol ihracatında bir dizi ülke muaf tutulur tutulmaz, İran’a yönelik olası herhangi bir ABD askeri eylemini etkisiz hale getirmek için zaten harekete geçmişti.
Suriye Kürtleri şaşkınlık içindedir ve sığınabilecekleri bir liman arayışındalar, olası bir Türk saldırısında kolay bir lokma olacaklarına kendilerini inandırmış durumdalar.
Bu da, onları DEAŞ’la savaşmaktan vazgeçirebilir, dolayısıyla Esed rejiminin korumasına yeniden girmeyi tercih edebilirler.
Bunun sonucu olarak DEAŞ, yeniden toparlanıp örgütlenebilir.
Bu iklim, Esed rejimi ile Türk ilişkilerinin yeniden kurulmasına kapı aralayabilir. Bu durumda Esed rejimi konumunu güçlendirmek için Türk-İran rekabetinden faydalanma yoluna gidebilir.
Rusya’ya gelecek olursak, çekilme kararını memnuniyetle karşılamış olsa da bazı endişeler taşıdığı muhakkaktır.
Muhtemelen Suriye’deki bataklığa saplanma korkusu yaşamaktadır, zira siyasi sürecin nelere yol açacağı bilinmemektedir.
Son olarak, bu geri çekilme ile birlikte Washington, Suriye'de istikrarı sağlayabilecek tek gücün Esed rejimi olduğunu ve onunla bir arada bulunmaktan rahatsız olmadığını neredeyse kabullenmiş olmaktadır.
Bu çerçevede, Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Esed’in Arap izolasyonunu kırmak için Rus uçağı ile Suriye’ye gitti.
Bu ziyaretin Arap Birliği'nin olağan Tunus zirvesinden birkaç ay önce gerçekleşmiş olması, Suriye’nin Birliğe geri döndüğünü ilan etmeye hazırlık yapıldığını göstermektedir.
Irak’taki duruma gelecek olursak, İran yanlısı kesimler Muhammed Halbusi’yi parlamento başkanlığına taşımayı başardılar.
Tahran yanlısı milisler hâlâ Adil Abdulmehdi'nin başkanlık ettiği Irak hükümetinin kurulmasını engellemeye çalışıyorlar.
Zira Haşdi Şabi milislerinin lideri Falih Feyyad'ı içişleri bakanı olarak atamak zorunda bıraktılar. Bunun anlamı, “Devrim Muhafızları” tecrübesinin Irak'a taşınması ve Tahran tarafından yönetilecek paralel bir otoritenin Irak’ta kurulmasıdır.
Lübnan'da ise, Hizbullah, Irak ve Suriye ile birlikte İran etki üçgenini bölgede tamamlamak için son zaferini burada kazandı.
Son zamanlarda hükümeti kurma sürecinde gördüğümüz şeyler, Hizbullah’ın cumhurbaşkanlığı, parlamento ve hükümet başkanlığına tamamen el koyduğunu kanıtlıyor.
Partiye yakın olan Şeyh Sadık el-Nablusi’nin “Ülke içinde ve dışında yeni dengeler oluştu ve Hariri hükümetini bu yeni dengelere göre oluşturmalıdır.
Bugün bizler kazananlar ve kaybedenler aşamasına geçtik, Hizbullah kazanan taraftır” şeklinde beyanda bulunabilmesi bu durumu açıkça göstermektedir.
Öte yandan, Netanyahu'nun İsrail tarafındaki Hizbullah tünellerini “kapatacağını” ilan etmesi Parti için cankurtaran simidi olmuştur.
Kendisinin dahi neredeyse unutmaya başladığı “direniş” meselesi böylece yeniden gündeme gelmiş oldu.
Yemen'deki durum ise, İran destekli Husiler Stockholm'deki müzakere masasına oturur oturmaz tanınmış oldular.
Sana ve Yemen'in kuzeyinde uyguladıkları fiili otoriteyi sağlamlaştırmış oldular.
Kasvetli bir manzara ile karşı karşıyayız. Amerika'nın, bölgedeki ve dünyadaki müttefiklerinin nezdinde güvenilirliğini ve saygınlığını yitirmesi bu kasveti daha da artıracaktır.
Suriye'den çekilme kararı gibi kararlar, bu türden sonuçlar doğuracaktır.
Bölgedeki çatışmaların ana nedenlerinden biri, bazı güçlerin sonu gelmez emelleridir.
Bugün gerekli olan, dengeyi sağlamak için bu emelleri doğal boyutlarına geri getirmektir. Bunun yollarından birisi de ABD’nin aktif ve planlı müdahalesidir.
Tüm krizler için sürdürülebilir çözümlere yol açan dengeli müzakerelerin önünü açmak için böylesi bir hamle kaçınılmazdır.
Amerikan’ın çekilme kararı, kartları yeniden karıştırmak için bir manevra, tüm bölgesel ve uluslararası güçleri Suriye krizine siyasi bir çözüm bulmaya çağrıda bulunma değilse, İran ve Rus genişlemesine yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Bu da Amerika ve onun temsil ettiği konumu zayıflatacaktır.
Önümüzdeki günler, Trump ve Trump’ın kararının gizemini çözmek için yeterli olacaktır!