ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Kahire'deki son konuşmasında, ülkesinin bölgeye yönelik politikasını ortaya koymaya çalıştı, özellikle Başkan Trump'ın Suriye'den çekilme kararının meydana getirdiği sıkıntıdan sonra Arap müttefiklerini ve İsrail'i rahatlatmak istediği çok açıktı. Zira İran tehdidine vurgu yaptı, Washington’un terörle mücadele taahhüdünü yeniledi ve Obama’nın Ortadoğu politikasını topa tuttu.
Obama’nın 2009'da Kahire'deki konuşmasında söylediği "Size ABD ve Müslüman dünyasının yeni bir başlangıca ihtiyacı olduğunu söylüyorum" sözüne atıfta bulunarak şunu ifade etti "Şimdi gerçek yeni bir başlangıç geliyor."
Ancak gerek ABD'nin içişlerinden kaynaklanan nedenlerden gerekse Pompeo'nun konuşmasının içeriğiyle ilgili nedenlerden dolayı bu söyleme ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.
İlki iç nedenler; Başkan Trump'ın ABD içinde yaşadığı problemlerdir, zira bir yandan Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasındaki kutuplaşma artarken diğer yandan da başkan Trump ile Temsilciler Meclisinde çoğunluğu oluşturan Demokratlar arasındaki kutuplaşma artıyor.
Bazı Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın politikalarına öfkeleniyor. Federal hükümet kısmen devre dışı kalmış durumda.
Bu nedenlerden ikincisi, ABD’nin müttefiklerine güven vermemesidir. Almış olduğu bazı kararları yerine getirmemesi ve yine bazı taahhütlerine sadık kalmaması aradaki güveni zedelemektedir.
Bu bağlamda, eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın 2018’de Stanford Üniversitesi’ndeki konuşmasını hatırlamak mümkündür. Amerika’nın bölgeye yönelik politikasına dair net bir vizyon sunmuştu.
Ancak kısa süre sonra görevinden ayrılmak durumunda kaldıi sonrasında ise Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster görevden alındı ve ardından Savunma Bakanı James Mattis görevi bıraktı.
Üçüncü neden ise çokça tekrar edildiği gibi Başkan Trump'ın belirsiz ifadeleridir.
Bu nedenle de yönetiminin tutumlarını tahmin etmek zorlaşmaktadır.
Dünyadaki en büyük ekonomiye sahip bir ülkenin, böylesi bir politika izlemesinin endişeler doğurabileceği bir sır değildir.
Buna ek olarak, ABD politikasının sabiteleri ile iç ve dış düzeylerde çelişen her şeyin kabullenilmesi, itiraz edilmemesi bu endişeleri artırmaktadır.
Pompeo'nun konuşmasının içeriğine gelince, ABD müttefiklerine güven vermeyi başardı mı?
Şunu hemen ifade etmeliyiz ki, Arap dünyasının bu aşamadaki varoluşsal krizi ile mücadele etmek için bir konuşmadan daha fazlasına ihtiyacı var.
Yaşanan bütün sıkıntılardan Trump yönetimini tek başına sorumlu tutmak haksızlık olur.
Bu politika 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında ortaya çıktı, savaş sonrasında oluşan yönetim ülkede önemli bir İran nüfuzunun oluşmasına yol açtı.
İran'a yaklaşmaya çalışan, bölgedeki genişlemesine hiç dikkate almayan ve sadece nükleer tehditlere odaklanan Obama yönetimi bu türden hataları sürdürdü. Ayrıca, bölgedeki en büyük müttefiklerini yüz üstü bıraktı.
Eski Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’i “Arap Baharı” hareketi sırasında yalnızlığa terk etti ve sivil Mısır hareketini aktif olarak desteklemedi.
Obama ayrıca Irak’ı İran’ın insafına terk etti, DEAŞ ve benzeri organizasyonların ortaya çıkmasına kapı araladı.
Trump da selefi gibi davranmaya devam etti, Suriye'de "kırmızı çizgiler" politikasına boyun eğdi, Esed rejiminin kimyasal saldırılarına odaklandı ve diğer bütün paradigmaları ihmal etti, ayrıca kimyasal saldırılara da son derece sınırlı bir karşılık verdi. Hizbullah’ın bütün yaptıklarına göz yumması, büyümesine aldırış etmemesi ve Lübnan’ı yüz üstü bırakmasını zikretmeye dahi gerek yoktur.
Bu yanlış ve eksik tutumlar, hiçbir konuşma ile düzeltilemez. Konuşmanın içeriğinin sağlam olması bu durumu değiştirmez.
Bilakis bölgedeki Amerikan politikasının son on yılda sahip olmadığı diplomatik verimlilik ve jeopolitik hassasiyet gerekiyor.
Ayrıca ABD, askeri bakımdan desteklemelere devam etmeli, müttefiklerini destekleyici politikalar benimsemeli, onları istikrarsızlaştırabilecek tek taraflı adımlar atmaktan kaçınmalıdır.
Washington’un en yakın müttefiki İsrail’e gelince, Washington’un Suriye’den çekilme kararından hoşnut olmadığı gayet açıktır.
İran'ın nükleer faaliyetlerinin İsrail'in ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğunu görüyor.
Tahran'ın Suriye'yi Lübnan cephesine ekleyerek, burasını da aktif bir karşı cepheye çevirme girişimini kendisine yönelik bir tehdit olarak algılıyor.
Bu nedenle İsrail, sembolik dahi olsa Amerikan varlığının, İran ve Rus yayılmacılığına karşı caydırıcı bir güç olabileceğini biliyor. İran ile büyük bir çatışma riski azaltılmadığı takdirde Moskova ile daha tehlikeli bir çatışma sürecinin gelişebileceğini düşünüyor.
Tel Aviv, Washington’un İran’la mücadele etmek için ekonomik ve politik olarak baskı yapmakla yetindiğini, askeri çatışmaları ise bölgedeki diğer taraflara bırakmak istediğini görüyor.
Bu nokta Pompeo'nun konuşmasında çok açıktı, zira ülkesinin, bölgesel müttefiklerinden "yeni sorumluluklar üstlenmesini" beklediğini vurgulamıştı.
İran Lübnan’daki rolünü güçlendirmek için Suriye’deki nüfuzunu artırmak istemektedir.
İran’ın yayılmacı politikalarını engelleme konusunda yeni adımlar atılmadığı ve Suriye’den çekilme konusunda ısrar edildiği sürece, İran’la yüzleşmek ve onu Suriye’den çıkarmak, Hizbullah’ın Lübnan’da hâkimiyetini önlemek nasıl mümkün olabilir?
Suriye’deki savaşın, DEAŞ’ın ortadan kaldırılmasıyla sona erdiğini kabul etmek nasıl mümkün olabilir?
Batı’nın ve ABD’nin, özellikle El Kaide’nin de bulunduğu cihatçı örgütlere yaklaşımındaki en büyük hata, bu örgütlerin bilinen şahsiyetleri ve karargâhları ortadan kaldırıldığında örgütün de tamamen ortadan kaldırılabileceğini zannetmeleridir.
Bakan Pompeo, Suriye’deki hedefin DEAŞ’ı ortadan kaldırmakla sınırlı olduğunu düşünürken, İran’la nasıl mücadele edilebilir?
İran’ın ulaşmış olduğu bu etkin konumda, Suriye rejiminin ne kadar etkin bir rol aldığını görmezden gelmektedir.
Türkiye’ye gelecek olursak, geri çekilme konusundaki endişelerini dile getirmedi. Dışişleri bakanları sadece Kürtlerin ABD güçlerinin bıraktığı boşluktan yararlanabileceğinden korktuklarını söyledi.
Aynı zamanda Suriye'deki Kürt kuvvetlerine yapılacak bir harekâtın ABD’nin geri çekilmesiyle bağlantılı olmadığını vurguladı.
Pompeo'nun konuşmasının içeriği belirsizliklerle doluydu. ABD yönetiminin söylemlerini andırıyordu. Pompeo, ABD'nin Ortadoğu’dan askeri olmasa da stratejik olarak çıkmayacağını ve bölgedeki yeni bir savaşın bileşenlerinin ortaya çıkmasını önleyecek yenilikçi ve sürdürülebilir araçlarla meşgul olacağını vurgulaması gerekirdi.
İkinci olarak da gençliğe hitaben, Amerika’nın bölgedeki her türlü zulmü ve tahakkümü engelleme konusunda tereddüt etmeyeceğini Kahire’de açıkça ortaya koyma şansı vardı.
TT
İran'la yüzleşmek ve Suriye'den çekilmek arasında kalan Washington
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة