Filistinlilerin onayı ile dünya Filistinlilere yeni bir siyasi rejim türetmeye çalışmıştı. Bu yeni rejim; Batı Şeria bölgeleri, Kudüs’ün bir bölümü ile daha sonra birçok yerleşim yerinin kurulacağı Gazze Şeridi’nin tamamında sınırlı yetkilere sahip ulusal bir yönetim şeklinde olacaktı. Bu doğrultuda, seçilmiş bir meclis kuruldu ve bu meclise göre bir hükümet kurularak üzerine kurumlar inşa edildi.
Yeni rejim projesi; İsrail ile yürütülecek siyasi müzakareler sürecinin gelişmeleriyle doğrudan bağlantılı hale getirildi.
Bu sürecin, devlet projesini tamamlama yönünde ilerlemesi halinde yeni siyasi rejim de gelişecek ve sağlamlaşacaktı.
Ama sürecin daha başlangıç noktasında ya da ortasında başarısız olması ve tökezlemesi halinde bunun ilk kurbanı ise yeni rejim olacaktı. Ki olaylar da tam olarak bu şekilde gelişti. Yasama Konseyi’nin rolü iki öldürücü darbe ile sona erdirildi. İlk darbe yasama konseyi üyelerinin büyük bir çoğunluğunu tutuklayan İsrail’den geldi. İkincisi ise gerçekleştirdiği darbe ile pratik ve siyasi olarak yeni rejimin tekrar uygulanma ihtimalini kesin bir şekilde ortadan kaldıran Hamas’tan geldi.
Dünyanın inşa etmeye çalıştığı bu rejimin çökmesi, Filistinlilerin sahip olduğu siyasi yapının her yerinde korkunç yıkımlar meydana getirmiştir.
Böylece Filistinliler, 2 ayrı hükümet ve rejim ile yönetilir hale gelmişlerdir ve halen bir çıkışı yokmuş gibi görünen bir çıkmaza girmişlerdir.
Bu otomatik gelişme aynı zamanda kaçınılması mümkün olmayan bir gerçekliğin önceliklerini üretmiştir.
Çünkü bunun sonucunda sınırlı ve dar bir yönetim için verilen mücadele, Filistin ulusal hareketinin üzerine kurulduğu temel mücadeleden yani İsrail ile mücadeleden daha güçlü bir hale gelerek önüne geçmiştir.
Filistin siyasi sınıfının önde gelenleri, dünyanın kurmaya çalıştığı rejimin sürdürülmesinin mümkün olmadığını ve kaderini yeni rejimin ellerine teslim eden eski rejimin yani Kurtuluş Örgütü rejiminin artık çöktüğünü ve içinin boşaltıldığını anlamış bulunmaktadır.
Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) iktidara ve kurumlarına sahip olmasına ve dünyanın kendisine verdiği desteğe aşırı bir şekilde güvenmesi kendisini güçlü bir meşruiyete ama çok zayıf imkanlara sahip geleneksel bir çerçeveye dönüştürmüş ve bölünme ile dağılma virüsünün kendisine de bulaştırmıştır. Mevcut haliyle FKÖ tekrar bir araya gelmesi imkansız bir şekilde bölünen yönetimin yani yeni rejimin sonunun bir yansıması gibidir.
Filistinli siyasi sınıfının yaşadığı ikilemin yarattığı çıkmazın çözümü şu sorunun cevabında gizlidir: Bu konuda ne yapmalıyız?
Bu konuda ne bir ortak görüş ne de cevap bulunmaktadır. Sadece cevapları zamana ve koşullara bırakılmış sorular vardır.
Filistinlilerin; üçüncü bir yasama konseyi seçmeleri, yeni bir hükümet kurmaya çalışarak yeni rejimden geriye kalanları destekleyip onarmaları mı gerekiyor?
Buna kesin bir cevap veremeyiz. Çünkü bu noktada doğal olarak önce şu sorunun cevabı verilmelidir: İlk önce seçimleri düzenleyip ardından uzlaşma sağlanmaya mı çalışılmalıdır yoksa uzlaşmayı sağladıktan sonra mı seçimler düzenlenmelidir?
Bu soruya kesin bir cevap vermek; yeni ve rejimin durumuna, düşman İsrail’in ve bir dereceye kadar bölgesel ve küresel güçlerin açık bir şekilde etkilediği gelişmelere bağlı olduğu için zordur.
Cevaplanması gereken bir diğer soru ise şudur:
Filistin siyasi sınıfı; yeni rejime nihai olarak veda edip temel olarak FKÖ’nün rejimine dayanan eski rejimi yeniden canlandırabilir mi?
Ama tam da burada, bu seçeneğin aleyhinde hatta mantığının dışında bir gerçek karşımıza çıkmaktadır.
FKÖ rejimi ne bir karar ile kurulup ayakta kalabilmiş ne de gücünü bir zamanlar iyi bir barışçıl seçenekten ibaret olmasından almaktadır. Bilakis onun gücü sağlam dayanaklar üzerine kurulmuş olmasından gelmektedir.
Bu dayanakların en önemlileri de kuruluş döneminde sahip olduğu etkin askeri güç ve sürekliliği, tüm dünya tarafından desteklense de bölünmelerden daha güçlü olan iç birliğin gücü, neredeyse halkın tamamını kendi etrafında toplayabilmesi, bir zamanlar Filistin meselesini Ortadoğu’nun hatta dünyanın en güçlü ve derin meselesi olarak gören bölgesel ve küresel desteğin sahip olduğu güçtür.
Bugün bütün bunlar varlıklarını sadece sembolik bir şekilde sürdürmektedir. BM’de Filistin meselesi ile ilgili yapılan oylamalarda halen birçok ülke Filistin lehine oy vermeyi sürdürmektedir. Ancak diğer dayanaklar ve nitelikler hakkında söyleyebileceğimiz en iyi şey eskisinden çok daha zayıf olduklarıdır.
O halde eski rejime dönmek istesek bile FKÖ hala Arafat’ın BM’de Güvenlik Konseyi’nde konuşma yaptığı ve Lübnan’da İsrail ile en uzun süreli modern savaşa giriştiği günlerde olduğu kadar güçlü müdür?
Peki tüm ayrıntıları ile FKÖ rejimine dönmek ve onu olduğu gibi kopyalamak o kadar kolay mıdır?
Yaşanan gelişmelerin boyutu dikkate alınmadan eski rejimi kopyalamaya çalışmak doğrusu yaşanan bir başarısızlıktan çok daha büyüğüne kaçmaktan başka bir şey değildir.
Bizim asıl krizimiz ve çıkmazımız budur. Hiç kimsenin kesin bir cevap sunamadığı şu soruyu dayatan da bu gerçektir:
“Filistinliler için hangi seçenekler daha iyidir?
Kuşkusuz en iyi seçenek teorik ve ideal olarak en iyi olan değil mümkün olandır.
Bu noktada karşımıza cevaplanması gereken bir başka soru çıkmaktadır: Deneyimlerden birisinin başarısızlığa uğradığını, diğerinin ise eskidiğini ve ihmal edildiğini kabul edersek bundan sorumlu olan kişilerin bir başka deneyimde başarılı olması mümkün müdür?
Doğrusu bu tartışılması gereken bir konudur.
Var olan gerçeklik bu zor çıkmazdan kurtulmanın en doğru yolunun; çok daha nitelikli üçüncü bir tarafın –Mısırlıların- aşağıdaki temellere dayanan yeni bir girişimde bulunması olduğunu göstermektedir:
Birincisi; Abbas’ın seçimlere gidileceğini ve Hamas’ın da seçimlerden korkmadığını açıklamasının ardından arabuluculuk görevini üstlenen taraf çabalarını; yasama seçimlerinin ilk defa uygulanacak ve tam bir göreceliğe dayanan yeni bir seçim sistemine göre yapılması konusunda taraflar arasında bir uzlaşmaya varmaya odaklaması.
İkincisi; Merkez Seçim Komisyonu’nun yeni seçimlerin ilk ve teknik hazırlıklarını üstlenmesi, Mısır ve Arap Birliği’nin adaylara ne olursa olsun seçimlerin sonuçlarına saygı duymaları çağrısında bulunması.
Üçüncüsü; yeni Filistin hükümetinin, tarafların Yasama Meclisi’ndeki temsil oranlarını göz önüne alınarak kurulması.
Dördüncü; seçili Yasama Meclisi’nin başkanlık seçimleri için bağlayıcı bir tarih belirlemesi. Bu sürenin çok uzatılmayıp 6 ay ya da daha az bir süre olarak belirlenmesi daha doğru olacaktır.
Bu öneriler zorluklar ve engeller ile karşı karşıya kalabilir. Ama yine de çok daha gerçekçi ve durumun olduğu gibi devam etmesinden daha az tehlikelidir.
Çünkü Filistinliler aralarındaki coğrafi engel olmasa şimdiye kadar çoktan bir iç savaşta boğuluyor olurlardı.
Bunu anlamak için Gazze’de neler olup bittiğine dikkatlice bakmak yeterlidir.
TT
Filistin rejiminin krizi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة