Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Lübnan krizlerle sarsılmaya devam ediyor!

Lübnan adeta sıcak bir sac üzerinde duruyor ve her gün yeni bir sorun ortaya çıkıyor. Bu da dokuz aydır bir türlü kurulamayan hükümet kurma krizinin yükünü artırıyor. Daha da kötüsü önümüzdeki sürecin boşluk ve kısırdöngüden başka bir şey doğurması da beklenmiyor.
Politikacılar ise, hayal kırıklığı ve çaresizliğe gömülmüş insanlarla adeta eğleniyorlar. İtici ve pek tabii ki yaralayıcı konuşmalarını tekrar edip duruyorlar. Hükümetin kurulmasına dair sürekli olarak vaatler veriyorlar. Herkes biliyor ki, krizlerin birikmesi karşısında herhangi bir ilerleme olmayacak.  Hükümet kurulsun ya da kurulmasın durum çok da değişecek gibi durmuyor. Bu nedenle, anayasaya aykırı olmasına rağmen, geçici hükümet çalışmalarının etkinleştirilmesine dair çağrıların son günlerde yüksek sesle dillendirilmeye başlanması şaşırtıcı değildi. Ancak, ne kadar sabırlı bir ülke olduysak uzun süredir tuhaf bir slogan duymaya da başladık: “Zaruretler yasak olan şeyleri mubah kılar.” Sormak gerekir; Bu zaruretler nelerdir?
Yeni hükümetin Ağustos ayında doğacağı söyleniyordu, ardından eylül ayında bir kıvama geleceği söylendi, ardından Kasım ayında Bağımsızlık Günü'nden önce ilan edileceği dillendirildi, sonra bayram armağanı olacağı söylendi, ardından yılbaşı dendi, daha sonra Arap Ekonomik Kalkınma Zirvesi'nden önce kurulacağı söylendi ve şimdi de yetkililerin bu zirveden sonra yeni hükümeti açıklayacağı söyleniyor.
Yaralayıcı olan tek şey bu değil, daha da yaralayıcı olan ve Lübnanlıların onurunu zedeleyen şey, yaklaşık dokuz aydır hükümetin kurulmasıyla ilgili çalışmaların sadece iki meseleye indirgenmesidir:
Birincisi: siyasi partiler tarafından elde edilecek kotaların boyutunun belirlenmesinde uyulması gereken kriterler ve bu boyutların belirlenmesinde parlamento seçimlerinin sonuçlarına ne kadar dayanılacağı!
İkincisi: Bu ülkenin egemen ve seçkin evlatlarının! bu kotadan ne kadar pay alacağıdır. Dışişleri, savunma, içişleri ve maliye politikalarını kimlerin belirleyeceği, partizan ve kişisel menfaat sahiplerinin kendi kitlelerine yönelik çıkarları korumaları için hangi makamları elde etmeleri gerektiği konuşuluyor.
Son olarak da, Devlet Bakanlıklarının yani ofisi veya sorumluluğu olmayan, ancak onore edici makamların kimlere dağıtılacağı tartışılıyor. Bazı liderler ise hiç sıkılmadan böylesi bir ülkede 32 ila 36 bakanlığın olması gerektiğinden bahsediyor. Hâlbuki bakanların sayısı Çin’de 18, Amerika'da ise yalnızca 15’dir.
Sorunlar ve krizler bu kadar birikmesine rağmen, Lübnanlılar hala herhangi bir plan veya program, hazırlanmış bir proje, bir çözüm vizyonu veya faydalı bir müzakere önerisi duyabilmiş değildir. Dokuz aydır kotalara dayalı siyasi bir mücadeleyi izliyor.
Şimdilerde ise ülke, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın kendi partisine yani ‘Özgür Yurtseverler Partisi’ne tahsis edilmesini istediği 11 bakanlık düğümü ile karşı karşıya kalmış durumda. Otuz bakanlıktan 11 bakanlığı alarak hükümette etkili bir güç haline gelmek istiyor. Hâlbuki Avn geçmişte, cumhurbaşkanının tüm bakanların başı olduğunu ve herhangi bir bakanlık kotasına ihtiyacı olmadığını söylemişti!
Tüm bu ekonomik ve finansal krizler hakkında söylenenler ve Sedir Konferansı’nın fonları hakkında Fransızların yaptıkları uyarılar –ki Lübnan dışındaki ülkelere gidebileceğini defalarca dillendirdiler- hiçbir işe yaramadı ve hükümet düğümünün çözümüne katkı yapmadı. Böylece yürütme organındaki ölümcül boşluğun ortasında, sorunlar birikmeye devam ediyor. Lübnan başarısız devletler ligine doğru kayıyor. Son on gün içinde bu durumu doğrulayan haberler gelmeye başladı!
Finansal durumun çok hassas olduğu bir dönemde, 10 Ocak Perşembe günü, Maliye Bakanı Ali Hasan El-Halil’e ait bir konuşma yayınlandığında sıcak bir kriz yaşandı. Zira konuşmada, bakanlığın kamu borcunun yeniden yapılandırılmasına dayanan bir mali düzeltme planı hazırladığı söyleniyordu. Yatırım Bankası Goldman Sachs, devlet'in bankalara olan borçlarının oranının yüzde 65'e ulaşabileceğini söylediğinde mali piyasalarda ciddi bir panik yaşanmıştı, ikinci gün Bakan Halil'in açıklamalarıyla durum daha da kötüleşti. Zira bu planın bankalar ve Merkez Bankası ile müzakere edildiğini, bu nedenle mevduat sahiplerinin paralarının sadece% 35'ini alabileceğini, esasında bankaların Eurobond'a yatırdıkları parayı bile ödeyemeyeceklerini söyledi!
Korkunç bir mali felaketle karşı karşıya olunduğu ortaya çıkınca, ikinci gün Avn'ın talebiyle başkanlık sarayında ekonomik yetkililerin katıldığı bir toplantı yapıldı. Maliye Bakanı toplantı sonrası önceki ifadelerini reddedercesine bir açıklama yapınca durum nispeten sakinleşti. Maliye Bakanı yaptığı açıklamada:” Kamu borcunun yeniden yapılandırılması veya programlanması konusu kesinlikle önerilmemiştir ve devlet, mevduat sahiplerinin, bankaların ve çeşitli borçlanma senetlerinin sahiplerinin haklarını korumaya kararlıdır. Şu anki gündemiz, Sedir Konferansı'nda devlet tarafından taahhüt edilen ve 2018’de yapılan reformların uygulanması, bütçe disiplini, kamu harcamalarını kontrol etme, bütçe açığını azaltma ve üretken sektörleri güçlendirme çalışmalarıdır.”
Gayet güzel! Ancak bunu uygulamaya kim koyacak? Geçici bir hükümet bu söylenenleri yapabilir mi? Hükümet oluşumunun arka planına dair her gün yeni bir argümanın konuşulduğu bir zamanda bu başarılabilir mi? Daha Çarşamba günü Süleyman Franci, Bkerke'deki Maruni zirvesi esnasında boş bakanlıklardan birinin kendi partisine tahsis edilmesini beklediğini, bu düğüm çözülebilirse hükümetin de hemen kurulabileceğini! İfade etti.
Kamu borcunun yeniden yapılandırılması sorunu aşıldı derken Lübnan arenası Arap Ekonomik Kalkınma Zirvesi’yle ilgili yeni bir krize sahne oldu. Lübnan aylardır davetiyelerin dağıtımıyla uğraşmasına rağmen iki sorunla karşı karşıya kaldı.
Birinci sorun; İmam Musa Sadr ve iki arkadaşının ortadan kaldırması meselesine rağmen Libya’nın davet edilmesi. Meclis başkanı Nebih Berri bu davete itiraz etti ve bu davetin çok kötü sonuçlar doğurabileceğini ifade ederek tehditler savurdu.  Destekçileri ise Libya elçilik binasındaki Libya bayrağını kaldırarak yerine Emel Hareketinin bayrağını asarak zirvenin ertelenmesini istediler. Bu durum Başkan Avn ile Berri arasında bir gerilime neden oldu. Libya’nın zirveye katılamamasından dolayı büyük bir üzüntü duyduğunu söyleyen Saad Hariri gerilimi daha da tırmandırdı. Ancak Libya, bayraklarının indirilmesini protesto etmek amacıyla zirvenin boykot edileceğini açıkladığında Lübnan’daki sorunu daha da büyütmüş oldu.
 İkinci sorun ise, Suriye'nin zirvede bulunup bulunmaması meselesidir. Cumhurbaşkanı ve partisinin de desteklediği, Beşşar Esed’in zirveye çağrılmasına destek veren 8 Mart Bloğu ile 14 Mart Bloğu arasında sıcak bir tartışma çıktı. Suriye’nin davet edilip edilmemesi meselesi Arap Birliği’nin sorumluluğunda olmasına rağmen; Birlik, Suriye’yi zirveye davet etmediğini açıkladığında Lübnan’da kriz yaşandı!
Bu arada, Beyrut bir dizi yakıcı Amerikan mesajı alıyor. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bölgedeki sekiz ülkeyi gezdi. Beyrut'a da iki saat tahsis edebilirdi, ancak yapmadı. Washington, Pompeo'nun selefi Rex Tillerson’ın Avn tarafından küçük düşürülmesini unutmamış olabilir. Zira Tillerson’ı görüşmeden önce 10 dakika bekletmişti!
Bu nedenle olsa gerek, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı David Hale her tarafa bir dizi güçlü mesaj vermek için Beyrut'a indi. Öncelikle Washington’un Lübnan’daki karar mekanizmalarına eşit mesafede olduğunu açıkça ortaya koyma adına siyasi ve partizan güçleri de içerecek şekilde buluşmalarını geniş tutmaya çalıştı. İkinci olarak Hale, yapacağı açıklamalar için Baabda’daki cumhurbaşkanlığı sarayını değil, Hariri ile görüşmesini gerçekleştirdiği Hariri’nin konutunu tercih etti. Özellikle bu açıklama, Hizbullah’ın müttefiki Avn’ın tutumlarıyla tamamen çelişmektedir. Zira Hale, İran ve Hizbullah’ı güçlü bir şekilde eleştirdi. Washington’un bunların terör eylemlerine karşı savaştığını, Lübnan devletinin de ülkede kontrolü ele alması gerektiğini ifade etti ve Mavi Hatta tünel kazılmasını eleştirdi!
Amerikan mesajı o kadar açık ve belirleyiciydi ki, İran'ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Celal Firuzniya Hale’nin mesajına cevap vermek için ilk kez Hariri’nin konutuna gitmek zorunda kaldı. Hale ayrıca İran politikasına karşı koymak için Polonya konferansına katılmak üzere Lübnan’ı davet etti. Ancak Beyrut katılmayı reddetti.
Hizbullah, yeni hükümette aktif bir varlık istediği için Hale geçici hükümeti görevlerini tam olarak yerine getirmeye davet etti. Durum ne olursa olsun, Lübnan fırtınalı krizlerle sarsılmaya devam ediyor!