"Yeni Hükümet"in 8 aydır kurulamamasına ve hükümetin kurulması sayfasının en azından yakın bir geleceğe kadar kapandığını gösteren ortama rağmen Lübnan’ın siyasi sahnesi hiçbir zaman bugün olduğu kadar açık ve net olmamıştı.
Hükümetin kurulamamasını şu veya bu bakanlığa seçilecek bir isim üzerinde yaşanan anlaşmazlıklara bağlayan tutumlar kendi içine çekilirken Hizbullah’ı destekleyen eksenin; Lübnan’ın siyasi formülünü değiştirme ve siyasi rejiminin yapısında değişiklikler yapma çabası ile bağlantılı olan gerçek nedenler ise gün yüzüne çıkmıştır.
Bu konu etrafında gizlice dönen fısıltılar artık açığa çıkmıştır.
Yerel düzeyde sahadaki gerçeklerle uyumlu bir şekilde otorite ve yetkileri yeniden paylaştıracak kurucu bir konferans düzenlemeye ihtiyaç olduğu söylemleri ortalıkta dolaşmaya başlamıştır.
Görünüşe bakılırsa “Direniş Ekseni” olarak bilinen eksenin özel olarak Suriye’de genel olarak bölgede, Irak ve Yemen’de elde ettiği zafer başta olmak üzere diğer bölgesel gelişmelerde bunu desteklemektedir.
Libya’nın Beyrut’ta düzenlenen ekonomi zirvesine davet edilmesi nedeniyle koparılan fırtına, meclis başkanının Libya’nın zirveye katılımına şekil, içerik ve pratik olarak gösterdiği sert ve kesin itiraz hiçbir şekilde haklı gösterilemez.
Özellikle de Libya’nın daha önce 2002 yılında düzenlenen zirveye katılmış olduğu ve Lübnan’daki Şiilerin Musa Sadr’ın yaklaşık 40 yıldır ortadan kaybolmasının sorumlusu olarak gördükleri Muammer Kaddafi rejiminin yıkılmış olduğu göz önüne alınırsa. Bu durum; meselenin İmam Sadr meselesini aştığını ve asıl sorunun Libya’nın katılımı değil Esed rejiminin katılamaması olduğunu göstermektedir.
Bu sahne bizlere, Lübnan’ın Suriye’nin vesayeti altında iken tanıklık ettiği uygulamaları ve Şam’ın çıkarlarının Lübnan’daki siyasi pusulayı belirlediği günleri hatırlatmaktadır.
Bugün bu pusulayı 30 yılda fazla bir süredir yerel vekilleri aracılığıyla kendisine bölgede sağlam bir zemin oluşturmaya çalışan İran’ın çıkarları belirlemektedir.
Görünüşe bakılırsa İran’ın çabalarının karşılığını alma zamanı gelmiştir. Küresel, bölgesel ve yerel gerçeklikler ve değişimler de Lübnan’daki rejimin yapısının yeniden gözden geçirilmesini talep edenler için çok uygundur.
Şartların aleyhlerine dönme olasılığının hareketli siyaset dünyasında göz ardı edilemeyecek bir ihtimal olması İran ve yerel müttefiklerini; şartlar aleyhlerine dönmeden önce fırsatı değerlendirmeye ve bu kazanımları siyaset alanında kalıcı gerçeklikler haline getirmeye çalışmaya itmektedir.
Uluslararası sahneye ise ABD’den başlıyarak Avrupa’da sona ermeyen bir kaos hakimdir.
ABD’de iç siyasette yaşanan gelişmeler; Washington’un hiçbir zaman bu kadar açık olmayan terörle mücadele ve İran’a karşı sert bir politika izleme ile ilgili dış politikalarında karışıklık yaratmaya adaydır.
ABD Başkanı Donald Trump’ın içeride birçok sorun ile karşı karşıya olması idaresinin bölgeye yönelik politikalarını ve vizyonunu pratiğe dökmesini ve sahadaki gerçekleri değiştirebilecek eylemlere dönüştürmesini engelleyebilir.
Trump’ın önünde 2 engel bulunmakta:
Birincisi; kendisine karşı açılmış farklı büyüklükte davalar, ikincisi ise yapılan ara seçimleri kazanan Demokratların senatoda çoğunluğu ele geçirmesidir.
Bunun sonuçlarının ilk işaretleri; Meksika sınırına inşa edilecek olan duvarın finansmanı konusunda yaşanan anlaşmazlık ve bunun ardından federal hükümetin kısmen de olsa kapatılmasıdır.
Eğer Demokratların asıl derdi duvarın maliyeti değil de Trump’ın göç karşıtı politikalarını hedef almak ise Demokratlar ve Trump arasında var olan buna benzer anlaşmazlıkların büyük bir bölümünün hem iç hem de dış politikada yansımalarının olması kaçınılmaz olacaktır.
Bu olasılığa ek olarak; Demokratların Başkanı suçlayıp hakkında işlem başlatma talebinde de bulunabilirler.
Sonuç olarak; Trump’ın geride kalan 2 yılının istikrarsızlık ve sert bir politik çatışma ile geçeceği beklentileri yüksektir.
Avrupa’ya bakacak olursak geçmiş yıllarda bölgede etkili bir girişimde bulunmaktan aciz bir olan kıtanın bugün büyük devletleri iç sorunları ile boğulurken bunu yapmasının imkansız olduğunu görürüz.
Bir yanda Fransa, Sarı Yeleklilerin gösterileri ile çalkalanırken diğer yanda İngiltere Brexit anlaşması krizinin etkilerini yaşamaktadır.
Almanya'da ise Başbakan Angela Merkel, karşı karşıya olduğu engellerle mücadele etmektedir. Tüm bu sorunlara bir de Avrupa ülkeleri ile ABD arasında İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan ABD’nin çekilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık eklenmektedir.
Bu anlaşmazlık; İran’ın bölgedeki uygulamalarına karşı uluslararası tutumu zayıflatırken genişlemeci siyasetinde ilerlemesi için de kendisine geniş bir alan sunmaktadır.
Bölgesel arenada ise Suriye krizinde elde ettiği kazançlara ve bunların bir yansıması olarak pratikte sahada daha çok nüfuz elde etmiş olmasına rağmen güç dengesi, Rusya’nın değil de İran’ın lehinedir.
Çünkü Rusya’nın İran gibi yer aldığı her ülkede ulusal dokunun bir parçası sayılan yerel vekilleri bulunmamaktadır.
İran; 30 yıldan fazla bir süredir bölgedeki nüfuzunu ve genişlemesini gizlemek için bu yerel tarafların taleplerini ve çıkarlarını kullanmıştır.
Hizbullah’ta içeride İran’ın adımlarını ve aynı uzun soluklu planını takip ederek başta “halkın meşruiyeti”nin ardından “meclis meşruiyeti”nin desteğini alarak “meşru bir darbe” gerçekleştirmektedir.
Aynı şey Bağdat, Sana ve Şam için de geçerlidir.
Beyrut ile birlikte bu üç başkent; birçok İranlı yetkilinin deyimiyle İran’ın ele geçirmekle övündüğü dört Arap başkentidir.
Körfez ülkeleri ile Ürdün, Mısır ve diğer Arap ülkelerinin İran’ın genişlememsini durdurmak için harcadığı tüm diplomatik, ekonomik ve askeri çabalar ise çeşitli nedenlerden kaynaklanan ve uluslararası felç olarak adlandırabileceğimiz şey tarafından engellenmektedir.
Bu nedenlerin başında da Obama döneminde başlayan ve ABD’nin bölgedeki tarihi müttefiklerinden vazgeçmesi ile sonuçlanan tereddüdü yer almaktadır.
İran ve yerli müttefikleri Beşşar Esed rejimini kurtarmayı, tekrar hayata döndürmeyi ve canlandırmayı başarırken Trump’ın Suriye’den çekilme kararı da bu başarıyı taçlandırmıştır.
Bu kararın etkilerini azaltmak için ABD yönetiminin müttefiklerine ve dostlarına vermeye çalıştığı tüm ağrı kesicilere rağmen sonuçları felaket olacaktır.
Yerel arenada ise görünüşe bakılırsa özellikle de kopmaz görünen bir bağı ile Tahran’a bağlı olan Hizbullah’ın devletin önemli mevkilerine yerleşmesi ile İran burada da kazanmış görünmektedir.
İran’ın bu zaferi elde etmesine yardımcı olan başlıca nedenlerden biri de Suriye vesayetine, Hizbullah’ın silahlı nüfuzuna ve ülkenin İran’ın yörüngesinde yer almasına karşı olan hareketin dağılmasıdır.
2005 yılında başlayan Sedir Devrimi daha ilk aylarında ulusal çıkarlar yerine cemaat çıkarlarını öncelemekten, cemaatin liderliği için cemaat içerisinde birbirleri ile mücadele eden liderlere ve kronik fırsatları kaçırma hastalığına kadar Lübnan’a has tüm hastalıklara yakalanmıştır.
Lübnan Sünnileri bir öneri ortaya attığında Hristiyanlar bunu reddetmiştir. Hatta devrime katılan bazı gruplar, azınlıklarla ittifak kurmaya bile yönelmiştir.
Yine aynı kişiler “Taif” anlaşmasına darbe vuracak şekilde cumhurbaşkanının yetkilerinin arttırılmasını talep edenlerde Lübnan’ın siyasi yapısını değiştirmeyi amaçlayan Hizbullah ile aynı argümanları kullanmaktadır.
Bir dizi müzakarelere katılan ve bu müzakereler sırasında diğer taraf politikalarından ve hedeflerinden hiçbir şekilde taviz vermezken kendisi Sedir Devrimi’nin tüm kazanımlarından vazgeçen “14 Mart” Hareketi liderleri büyük bir hata yapmıştır.
Her ne kadar bu devrim, uluslararası alanda ve Arap ülkeleri tarafından gerektiği gibi desteklenmese de kazanımlarını kaybetmesinin asıl nedeni başarısız performansı ve hiçbir şekilde haklı gösterilemeyecek tavizleridir. Bunu gören destekçileri de “kraldan çok kralcı olmamak” sözü gereğince desteklerini çekmiştir.
Egemenlik, özgürlük ve bağımsızlık üçlüsü; halk, ordu ve direniş üçlüsü tarafından yutuldu.
Şimdi de direniş; halk, ordu ve onlarla birlikte Lübnan’ın tamamını yuttu ya da yutmak üzeredir.
Hizbullah her ne kadar Şii oluşumu kaçırmış olsa da Lübnan’ı kaçırmamıştır. Bilakis Ldiğer siyasi gruplar kötü siyasi performansları ile ülkeyi kendisine bizzat teslim etmişlerdir.
Hizbullah da kendisine teslim edilen ülkeyi yasal yollarla destekçisi İran’ın çıkarlarına uygun bir kalıba sokmaktadır.
Bu eksen ve Lübnanlı uzantıları amaçlarını gerçekleştirmeyi başarabilecek mi? Lübnan geri alınabilir mi?
Eğer bu sorulara verilecek cevaplar “evet” ise kuşkusuz bunu nasıl yapabileceğimizi de bilmemiz gerekmektedir.
TT
Lübnan’ı geri kazanmaya yönelik pembe hayaller
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة