Beyrut’ta Arap Ekonomi Zirvesi başlamadan bitti. Sanki 20 hükümet lideri, aralarında dikkat çekici bir koordinasyon olmadan ekonomi zirvesini boykot etmek için anlaşmış gibiydi. Zirveye katılmama, Lübnan’a, yönetimine ve zirvenin programına karşı siyasi bir hareket değildi. Aksine güvenlik kaygısından dolayı zirveye katılım gerçekleştirilmedi. İran’ın Lübnan kurumları üzerindeki hegemonyası, tehlikeye atılmak ve üst düzey katılım göstermek istemeyen üye ülkeleri endişelendirecek kadar tehlikeli bir duruma dönüştü.
Katar, Tahran’la iyi ilişkilere sahip olduğundan dolayı bir istisnaydı. Katar’ın zirveyi desteklediği doğru değil. Aksine Lübnan Dışişleri Bakanı’nın işaret ettiği ülkeler finans sağladı. Suudi Arabistan, 3 milyon dolar, Birleşik Arap Emirlikleri 2,5 milyon dolar ve aynı şekilde Kuveyt de 2,5 milyon dolar ödeme yaptı.
Kralların ve Arap liderlerin zirveye toplu olarak katılmamasıyla ilgili hayal kırıklığı, sebebin kaynağına yönlendirebilir. Şöyle ki Lübnan’da zirveye katılan hükümetlere ve liderlere yönelik İran merkezli olası tehlikeler bulunuyor. Beyrut’ta dünyanın en büyük ve en tehlikeli milis grubu mevcut: Hizbullah. Hizbullah, bir günlük zirvede Arap Birliği’nin değil, tam tersine hayat boyu Lübnanlıların bir sorunudur.
Hizbullah, hükümetin kurulmasını engelliyor, havalimanını kontrol ediyor, sivil siyasi güçlere gözdağı veriyor ve yönetime kendi politikalarını dikte ediyor. Hizbullah, mevcut ya da silahlı olmasaydı, belki de Lübnan, istikrarlı ve gelişmiş bir devlet olurdu. Belki de Beyrut, bölgedeki tüm şehirlerden daha zengin hale gelir ve sadece Arap Birliği’ne değil, aynı zamanda uluslararası konferanslara da ev sahipliği yapabilirdi.
Bölgede peş peşe krizler meydana geliyor. İran’ın bu krizlerin çoğuyla alakası olduğunu görüyoruz. Tahran’ın Arap ülkelerini kaosa sürükleme politikası devam ettiği sürece maalesef Lübnan istikrara kavuşmayacak, Filistinliler, sivil bir devlet ve sivil bir yaşam kuramayacak ve Yemen, Irak, Suriye ve Bahreyn daha iyi bir geleceği ümit edemeyecek.
Suriye savaşına katılan silahlı milisleri sürekli destekleyen dış faktör olduğu sürece hiç kimse, Lübnan’ın istikrara kavuşmasına ve kalkınmasına yardım edemez. Öyle ki bu silahlı milisler, Lübnan’ı Filistin Kurtuluş Örgütü’yle hesaplarını tasfiye ettiğinden beri çatışmacı bir devlet olmayan İsrail’le yaklaşık 40 yıl karşı karşıya getirdi. İç savaşın süresini ve etnik çatışmaların sonucunu öngöremeyen Lübnan’ın ömründen 40 yıl gitti.
Lübnan, Filistin, Yemen ve Suriye krizleriyle Tahran arasında güçlü bir bağ var. Öyle ki Tahran, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tasarladığı ambargo savaşı kapsamında köşeye sıkıştı. Ambargo savaşı, İran’ın politikasını değiştirmede başarılı olursa Lübnan ve hedef alınan diğer ülkeler özgürlüğe kavuşacak. Eğer ambargo savaşı, başarısız olursa bu ülkelerin sıkıntıları daha da artacak.
TT
Beyrut Zirvesi’nde kabahat kimde?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة