Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Değişen dünyada bir kral

Mesleğim gereği 1999 yılında kendileri ile röportaj yapmak için o zamanlar genç olan iki Arap lideri ofislerinde ziyaret etmiştim. Birincisinin kaderi çizilmişken diğerininki hala çiziliyordu. İlkinin adı İkinci Abdullah ikincisinin ise Beşşar Esed’di. İkisi de aynı nesildendi ve Beşşar Esed 1965 yılında doğduğunda İkinci Abdullah 3 yaşındaydı.
Ürdünlü gencin ofisini, Kral seçilip Ürdün’ün kaderini eline almasının ardından ziyaret etmiştim. Suriyeli gencin Kasiyun’daki ofisini ise Başkan seçilip Suriye’nin kaderinin kendisine teslim edilmesinden 1 yıl önce ziyaret etmiştim. Bana ve çalıştığım gazeteye bu yeni nesil Arap liderlerinin deneyimlerini takip etme fırsatı verildiği için çok sevinmiştim. O günlerde bu yeni neslin iktidara gelişlerine, siyaset ve ekonomide bir dereceye kadar modernleşmeyi sağlayabilecek bir yeni yönetim yaklaşımı başlatmak için uygun bir fırsat gözüyle bakılıyordu.
Gazetecilerin adeti üzere, ben de bu 2 kişinin omuzlarına yüklenen görevlerin ne kadar büyük olduğunu düşünüyordum. Meslektaşlarım gibi ben de karşılaştırmaları sevdiğim için kendi kendime uzun süre yöneticilik yapan, bir liderliğin temelini atan ve bir metod ortaya koyan istisnai bir siyasi oyuncunun mirasçısı olmak ne kadar zor bir şeydir diyordum.
Kral Hüseyin bin Talal, zor mesleğini icra etmekte çok başarılıydı. Fırtına ve rüzgarları idare etme sanatını o kadar iyi öğrenmişti ki daha yaklaşır yaklaşmaz kendisini hissetme ve korunmak için gerekli önlemleri alma konusunda ustalaşmıştı. Coğrafyasının kendisine zor bir kader dayattığı küçük bir ülkenin hem içeride hem de dışarıda sürekli bir şekilde bakıma ihtiyacı olduğunu anlamıştı.
İstikrarı, ülkesinin kendisini koruyan rolünü korumaya ihtiyacı olduğunu ve fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun tekneyi batmaktan kurtaracak o son güvencenin her zaman var olduğunu biliyordu. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed de çok erken yaşlarda zorlu ve dalgalı sularda yüzme sanatını öğrenmiş olan yetenekli bir siyasi oyuncuydu. Bir yandan Moskova ile ittifak yaparken diğer yandan Washington’u da unutmuyordu. Hiçbir yabancı oyuncunun Suriye sahasında kendisine karşı bir koz elde etmesine izin vermezken kendisi, Lübnan’da olduğu gibi komşularının sahalarında da kozlar elde etmeye çalışırdı.
Bu 2 liderin de her zaman düşünmeleri ve dikkat etmeleri gereken bir üçüncü zor lider daha vardı ki o da kendisini Cemal Abdunnasır’a denk gören ve bir de sahip olduğu petrol zenginliği ile ondan bir adım önde olduğunu düşünen Saddam Hüseyin’dir. Aslında Irak güçlü olduğunda ve zayıf olduğunda da zor bir komşudur. Mişel Eflak’ın partisinden gelen Saddam ile Hafız, Selahaddin Eyyubi hayranlıkları dışında hiçbir şey de anlaşamazlardı. Eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talbani bununla ilgili gülerek şöyle derdi: ”Kürtlerin adı Selahaddin Eyyubi olan istisnai bir tarihi liderleri vardır. Ancak Baas ona bile el koymuştur”.
Bu karşılaştırmaları bir kenara bırakıp konumuza dönersek, birkaç gün önce Kral İkinci Abdullah’ın ofisindeki ziyaretimde, kendisini askeri bir üniforma içinde gördüğümde, askeri birliklerden birine düzenlediği süpriz ziyaretlerinden birinden daha yeni dönmüş olduğunu anladım. Bunda garip bir şey yoktu. Çünkü bizler süpriz ve tehlikeler yönünden zengin Ortadoğu bölgesinde yaşıyoruz. Burada liderlerin sürekli bir şekilde  ülkelerinin ekonomik rakamlarını kontrol ettikleri gibi ordularının her zaman hazır olduklarından da emin olmaları gerekir. Ürdün ordusunun tartışılmaz gerçeklerinden biri de Filistinlilerin kaderlerinin kendisini de ilgilendirdiğidir. Aynı şey Mısır, Irak ve Suriye için de geçerlidir. Dolayısıyla son 20 yılda bu 3 sorun Ürdün’ün karşı karşıya kaldığı zor ve karmaşık sorunlardandı.
Komşularının yaşadığı krizler, Ürdün’ün içerisinde de derin etkiler bırakmaktadır. İsrail işgalinin göçe zorladığı Filistinlilerin yanında Ürdün Iraklıları da kabul etti. Hatta topraklarında hala yaklaşık 400 bin Iraklı yaşamaktadır. Ayrıca 1 milyon 400 bin Suriyeliyi de topraklarında konuk etmek zorunda kalmıştır. Bunlardan sadece 12 bini ülkesine dönerken geri kalanları hala Ürdün’de yaşamaktadır. Bu yükler Ürdün ekonomisini tüketti ve alt yapısını şiddetli bir baskıya maruz bıraktı. Uluslararası yardımlar ise ihtiyaca göre çok azdı.
DEAŞ’ın güçlü bir şekilde ortaya çıkması Ürdün için hiç de kolay değildi. Ürdün’ün sınırlarının Suriye- Irak sınırında yaşandığı gibi bir ihlale maruz kalmaması için her daim seferberlik içinde olması gerekiyordu. DEAŞ’ın saldırılarına karşı hazırlıklı olması ve özellikle de işsizlik nedeniyle çaresiz ve öfkeli olan gençlerin onun cazibesine kapılmasını ya da mezhepsel nedenlerle patlamaya hazır bölgelerde halkın radikallik tuzağına düşmesini engellemesi gerekiyordu.
Huzur, Ortadoğu topraklarında yaşayamayan bir bitkidir. Bölgedeki tehlikeler DEAŞ ile başlamamıştır dolayısıyla onun sona ermesi ile de sona ermeyecektir. Hem DEAŞ’ın sona erdiğini de kim söylüyor. Evet, “Hilafet Devleti” Irak ve Suriye topraklarındaki gücünü ve topraklarını kaybetmiş olabilir ama Telegram, WhatsApp vb. uygulamalar ve sosyal medya ağları aracılığıyla tamamen bir “sanal hilafet devletine” dönüşmüş bulunmaktadır.
DEAŞ bunlar aracılığıyla gönüllü kazanmayı, savaş ve patlayıcı yapımı eğitimi süreçlerini yürütmeyi ve saldırı emirleri vermeyi sürdürmektedir. Ürdün güvenlik güçleri tarafından yapılan soruşturmalar; 24 saat içerisinde 3 üyesini öldürmeyi ve geri kalanları tutuklamayı başardığı ve sabıkalı olan “El-Fahis terör hücresi” üyelerinin 1 ay içerisinde internet aracılığıyla eğitim aldıklarını ve ardından uygulamaya geçtiklerini ortaya çıkardı. Ayrıca DEAŞ’ın gücünün gerilemesine El-Kaide’nin yeniden yükselişi eşlik etmektedir. Özellikle de geçmişte Ebu Musab Ez-Zerkavi ile birlikte savaşan El-Kaide üyeleri tarafından 2018 yılının şubat ayında Suriye’de Hurras El-Din örgütü göz önüne alındığında. Denildiğine göre Eymen Zevahiri’nin talimatları örgüte İran’da ikamet eden Seyful Adel tarafından iletilmektedir.
Göreve başlamasından bu yana geçen 20 yıl içerisinde Kral Abdullah, değişen bir bölge ve dünyada kral olduğunu çok iyi öğrendi. Irak’ın asla bu yüzyılın arifesinde var olan Irak ile aynı olmadığını ve aynı şeyin neredeyse Suriye için de geçerli olduğunu, İran milis güçlerinin hem Irak hem de Suriye’den Ürdün sınırlarına yakın bir bölgede konuşlandıklarını, barış sürecinin tıkandığını ve “asrın anlaşması”nın Filistinlilerin onayını alamadığını bilmektedir.
Bu zor iklimlerde İkinci Abdullah ülkesinin istikrarını, rolünü ve varlığını koruma görevini sürdürüyor. ABD Kongre’sine hitap etme gücü ve oradaki oyunun kurallarını iyi bilmesi ışığında başkanlar ve idareleri değişse de ABD ile güçlü ilişkilerini koruyor. Adı Vladimir Putin olan yeni komşusu ile geçmişte kurduğu güçlü ilişki, özellikle de Suriye’nin güneyindeki durum ile ilgili konuda Suriye krizinde kendisine çok yardımcı oluyor. İçeride Twitter kullanıcıları her kusur ya da yolsuzluğu yakalarken Kral, politikacılar, partiler, sendikalar, aktivistler ve basın mensupları ile diyaloğunu sürdürüyor.
Bunun en iyi kanıtı; ekonomik imkanlarının yetersizliğine rağmen istikrarını korumakta ısrar eden ve ekonomisini korumak için acı kararlar almaktan kaçınmayan bir ülkede periyodik olarak düzenlenen açık diyalog oturumlarının bu twitter kullanıcılarını da kapsamasıdır.