ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Kuveyt, İsrail ve Beyrut’u kapsayan gezisinin ana başlığı en başından açıktı. İran’ın bölgedeki istikrarı sarsan müdahaleleri ile yüzleşmek, bu müdahelelerin yayılışını durdurmak ve Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de kendisine bağlı milis güçler ile birlikte kuşatılmasıdır.
Bilhassa Beyrut’ta Pompeo’nun konuşmaktan çok dinlemeye geldiği anlaşılıyordu. Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı Lübnanlı yetkililere açık ve sıcak mesajlarını önceden göndermişti. Dolayısıyla Pompeo bu ziyaret ile açıkça şunları öğrenmek istemiştir:
Birincisi; başkanlık düzeyinde Lübnan devletinin İran’ın nüfuzu ile mücadeleye, Hizbullah’ı kontrol altına alarak müdahalelerini durdurmaya ne kadar hazır olduğu
İkincisi; Lübnan devleti, hem kendisinin hem de siyasi gruplarının bölgesel çatışmalardan uzak durma politikasına bağlı kalmasını, Hizbullah’ı savaş ya da barış kararı alabilen, İran ajandasına göre bölgedeki cephelerde savaşan silahlı bir milis gücü değil de siyasi bir parti olarak Lübnan sınırlarına geri dönmesini sağlamayı başarabilecek mi?
Pompeo daha Beyrut’a ulaşmadan önce Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Dışişleri Bakanı Cibran Basil’in tekrarlayıp durdukları; Hizbullah’ın Lübnan’ın ulusal dokusunun bir parçası olduğu ve dışarıdaki eylemlerinin içerideki rolüne yansımadığı teorisinin olaylara çok farklı bir bakış açısıyla bakan ABD politikası tarafından artık kabul görmediği ya da görmezden gelinmediği açıktı. Bu nedenle örneğin Pompeo’ya Beyrut yolunda, Cumhurbaşkanı Avn ve Dışişleri Bakanı Basil, Hizbullah’ın yasama ve yürütme organları aracılığıyla Lübnan’ın karar alma mekanizmasında etkili bir konuma ulaşmasına yardım edip önünü açarken onlarla nasıl buluşacağı ile ilgili bir soruya şu karşılığı vermişti:“İşimiz gereği izledikleri yolu değiştimelerini umduğumuz birçok kişi ile görüşüyoruz”.
Ancak, Pompeo’nun Hzibullah ile müttefik olan ve onu destekleyen Avn’ı farklı bir yol izlemeye ikna etmesi mümkün mü?
İşte Pompeo’nun ziyareti ve Avn ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından sorulması gereken temel soru budur. Washington’un Avn ve Basil’den izlemelerini istediği yol; Lübnan’ın yükseliş eğilimi gösteren bölgesel çatışmalardan kendini uzak tutma politikasının uygulanmasına fiili bir şekilde yardımcı olacak olan Hizbullah’ın, Lübnan devleti çatısı altında siyasi bir partiye dönüşmesi için çalışmalarıdır. Bu da zaten kötü olan durumun tamamen çökmesini ve Lübnan’ın başarısız bir devlete dönüşmesini önleyip, gerçek ekonomik reformların hayata geçirilmesine yardımcı olacaktır.
Pompeo’nun gezisinin ana durağı Beyrut’tur. Çünkü Kuveyt’in ABD ile her zaman iyi ve güçlü ilişkileri olmuştur. Dolayısıyla Kuveyt güvenlik güçlerinin, Pompeo’nun ulaştığı günün akşamında; Suriyeli işadamı Mazin Terzi’yi tutuklayarak, Kuveyt’in ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırım politikalarına uyduğuna yönelik bir mesaj göndermek istemesi garip değildir. Bilindiği gibi Suriyeli iş adamı Mazin Terzi; Devlet Başkanı Beşşar Esed’e yakınlığı ile bilinmekte ve adı Avrupa’nın kara listesinde yer almaktadır. Ayrıca Suriye muhalefetine göre kendisi Suriye rejimi ile Hizbullah arasındaki ilişkilerde önemli bir rol oynamış ve Beyrut’ta Hizbullah’tan korumalarla ile gezmiştir.
İsrail’de ise Başbakan Netanyahu; Pompeo’nun ziyaretini seçim kampanyası lehine kullanmaya çalışarak İran’ın 2 gün önce savurduğu İsrail’in artık kuşatılmış olduğu ve Hizbullah’ın roketlerinin İsrail içerisindeki herhangi bir noktaya ulaşabileceğine yönelik tehditlere de güçlü bir şekilde odaklandı. Dolayısıyla Güney Lübnan ile Golan cephesindeki durumun Pompeo-Netenyahu görüşmelerinin merkezinde yer aldığını söyeleyebiliriz.
Lübnan, Pompeo’nun gezisinin ana durağıdır. Bunun kanıtı; ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 15 Mart’ta yani Pompeo’nun Beyrut’a ulaşmasından 5 gün önce Lübnanlı gazetecilere yönelik gerçekleştirdiği ve Washington’un atmosferi ve Lübnan’a bakışı ile ilgili bilgilendirme toplantısıdır. Bu bağlamda; Başkan Donald Trump yönetiminin Lübnan’ın tamamının Hizbullah’ın sepetinde yer aldığını ve İran’ın bir devamı olduğunu düşünmediğini, kendisi ile ilişkilerini bu temel bağlamda yürütmek istediğini vurgulaması çok dikkat çekiciydi.
Bundan daha da önemlisi Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev yapan 2 yetkilinin; Trump yönetiminin, Lübnan’daki Şii topluluğu üyelerinin tamamını Hizbullah ve İran destekçisi gibi görmemeye, Lübnanlı Şiiler arasında Lübnan devleti ve egemenliğini destekleyen, Lübnan’ın bölgedeki çatışmaların kurbanı olmak yerine sorunlarının çözülmesi için bir örnek ve model ülke olmasına önem veren geniş kesimlerin bulunduğunu göz önüne alarak politikalarını belirlemeye dikkat ettiğini vurgulamasıdır.
Pompeo’nun bu ziyareti; belki de özellikle bu bakış açısı temelinde ve yetkililer ile ilgili kişilere Kahire’de yaptığı konuşmada dile getirdiği:“Eğer İran, Lübnan’a sahip olduğunu düşünüyorsa yanlış düşünüyor demektir” ifadesinin boyutlarını açıklamak için gerçekleşmiştir.
Bu ifade bazılarının zannettiği gibi bir sözden ibaret değildir. Çünkü ABD’nin derin stratejisine göre Lübnan; her zaman demokrasi bayrağının dalgalanması gereken, toplumun farklı meşreplerden bütün unsurları ve grupları arasında var olan işbirliği ve sahip olduğu zengin çeşitlilik ile bölgeyi besleyen bir ülke olmalıdır. ABD, Lübnan ile ilişkilerinde temel olarak bu bakış açısına dayandığı için de Beyrut’taki yeni Büyükelçiliği’nin bölgesel bir role sahip, bölgedeki politikalarının ekseni ve merkezi olabilecek büyük bir diplomatik üs olmasına karar vermiştir.
Pompeo’nun Lübnanlı yetkililer ile yaptığı görüşmelerin ardından şu soruya hala bir yanıt bulunamamıştır: Lübnan deklare ettiği kendini uzak tutma politikasının kurallarına bağlı kalmayı başarabilecek mi? Daha da önemlisi; Hizbullah’ı silah’ın sadece belirli kişilerin elinde olduğu, savaş ve barış gibi bütün kararların devlet tarafından alındığı bir ülkede siyasi bir parti haline getirebilecek mi? Bunu gerçekleştirerek, kurallara uymasını sağlayıp İranlı yetkililerin sürekli yineledikleri aralarında Beyrut’un da bulunduğu 4 Arap başkentini kontrol ettiklerine yönelik sözlerini sona erdirmeyi başarabilecek mi?
Pompeo gerçekleştirdiği görüşmelerde; ABD’nin Lübnan’ın devlet kurumlarını ve özellikle de silahlı güçlerini yani Lübnan ordusunu desteklediğini vurgulamıştır. Lübnan’ı karşı karşıya olduğu ekonomik krizin artan tehlikesinden kurtaracak SEDİR (CEDRE) Konferansı’nın başarılı olmasına yardımcı olacak reform ve yolsuzlukla mücadelede derin ve ciddi bir reform sürecine girme çağrısında bulunmuştur.
Pompeo’nun Washington’un odaklandığı bütün noktaları açıklamasına gerek yoktu. Çünkü Dışişleri’nin gazetecilere verdiği bilgilendirmede harfi harfine şunlar yer almıştı:
“ABD Dışişleri Bakanı Müsteşarı David Hale’nin ve aynı şekilde Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Özel Temsilcisi David Satterfield’ın ziyaretleri ile Lübnan Hükümetine, Hizbullah’ın mültecilere yönelik uluslararası yardımlardan yararlanma konusundaki faaliyetlerinden ve Lübnan devletinin kaynaklarına, uluslararası toplum ya da ABD’nin Lübnan devletine bağlı herhangi bir kuruma sunduğu kaynaklara ulaşma ihtimalinden duyduğumuz endişeyi ilettik”.
ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Elizabeth Richard’ın geçen aylarda yaptığı açıklamalar ve 2 hafta önce David Hale, ardından David Satterfield’in İran nüfuzuna karşı mücadelenin ve Hizbullah’ın gücünü geriletmenin gerekliliği yönündeki sert açıklamaları; Pompeo ile kapalı kapılar arkasında neler görüşüldüğüne tam olarak işaret etmektedir.
Bu bağlamda; ziyaretten önce ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği bilgilendirme toplantısına eşlik eden işaretlere dönersek abartmış olmayız. Bunlardan biri de; Trump yönetiminin, geçen yıl Kongre’nin onayladığı yasanın uygulanması çerçevesinde kişi, yetkili ve partiler hakkında yaptırım uygulama yetkisine sahip olduğuydu. Bilindiği gibi sözkonusu yasanın ilk taslağı; Cumhurbaşkanı Avn, Nebih Berri, Emel Hareketi, Özgür Yurtsever Hareketi, Suriye Sosyal Milliyetçi Parti içerisindeki bazı isimlere üstü kapalı bir şekilde işaret etmişti.
Bütün bunlar; Lübnan’ın şimdi kendisini bölgesel çatışmalardan gerçekten de uzak tutmak, Hizbullah’ı içeride egemen olan silahından ve İran’ın kendisine verdiği bölgesel görevleri yerine getirmekten vazgeçirmeye çalışmak gibi bir gerçeğin karşısında durduğu anlamına mı gelmektedir?
TT
Pompeo: Lübnan, İran’ın olmayacak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة