Selman Dusari
Suudi Arabistanlı gazeteci, Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
TT

​Gerçek tehlike Hizbullah ile yüzleşmemektir

Uzun yıllar boyunca Hizbullah’ta bir dokunulmazlığa sahip olduğu ve kendisinden hesap sorulamayacağına yönelik büyük bir duygu vardı. Aynı şekilde düşmanca davranışlarının ve terörist eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeden istediği gibi hareket edebileceği geniş bir alana sahip olduğunu düşünüyordu.
Bunu yaparken de ülkesindeki siyasi sistem içerisinde eşi benzeri görülmemiş durumunun doğasından kaynaklanan ve bir siyasi partiden çok bir terör örgütüne yakın bir parti olsa da davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesini sağlamakta büyük güçlerin tereddütlü tutumlarının yarattığı boşlukdan yararlanmıştır. Ancak Hizbullah’la yüzleşmenin sınırları, kendisinin Lübnan içerisinde ve dışındaki işlediği suçlara işaret eden kanıtların ağırlığını artık kaldıramaz oldu. Bunun üzerine ABD uzun süre önce kendisini terörist bir örgüt olarak tasnif etmişken, Avrupa ülkeleri bunu daha yeni kabul etmiştir.
Son olarak da Lübnan’ın “siyasi durumu” ve Lübnan hükümeti içerisinde yer almasının doğasına yönelik gerekçenin de bir anlamı kalmayınca örgüt dünya ile açık bir şekilde karşı karşıya geldi. Dolayısıyla dünyayı, örgütün Lübnan siyasi denkleminde olmazsa olmaz bir siyasi oluşum olduğu yalanı ile kandırmayı sürdürmek de imkansız hale geldi.
Hizbullah’ın Lübnan’daki siyaset sahnesinde inkar edilemeyecek bir ağırlığı olduğu doğrudur. Çünkü Şii örgüt, Lübnan’da iç savaşın sona ermesinin ardından silahlarını teslim etmeyen tek örgüttür. Ancak Hizbullah sahip olduğu bu ağırlığı içerideki halk desteğinden değil İran’ın büyük desteğinden almaktadır.
Bu destek; bir yandan Lübnan’daki siyasi parti ve akımlar arasındaki düşmanlarını korkutmak için kullandığı dev bir askeri güce sahip olmasını, diğer yandan da Suriye rejimine savaş alanında büyük bir destek sunmasını sağlamıştır. Her iki durumda da bu, dünyanın herhangi bir ülkesindeki siyasi bir grubun görevi değildir. Bu nedenle Lübnan bugün, kesin ve kaçınılmaz bir kader olan ve tek amacı kendisini tekrar  normal bir devlet haline getirmek olan Hizbullah’a karşı gerçek bir uluslararası mücadele ile karşı karşıyadır.
Bu senaryonun içerden gelmesi mümkün olmadığı için de örgüt üzerindeki artan bu baskının dışarıdan gelmesinden başka bir seçenek yoktur. Çünkü Hizbullah’ın artık hem askeri bir güce sahip ve yasadışı işlerde bulunan bir parti hem de hükümet ortağı olması mümkün değildir. Dolayısıyla sonuç olarak Hizbullah’a karşı büyüyerek ilerleyişini sürdüren kar topu sınırların dışından gelmektedir. Örneğin; önceki gün Beyrut’un merkezinde Washington; Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Hizbullah’ın, halkın olan Lübnan devlet kaynaklarını çaldığını belirttiği ve Lübnanlıları terör ve suç işlemekle suçladığı örgüte karşı durmaya çağırdığı sözleri ile gerilimi yükseltti.
Lübnan’da kamu borcu GSYİH’in toplamının %141’ne ulaşmaktadır. Ki bu, dünyadaki en yüksek oranlardan biridir. Uluslarararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s ocak ayında “kamu borcunda önemli bir artış korkusu” olduğuna işaret ederek Lübnan’ın kredi notunu düşürdü.
Siyasi durumdan çokça zarar gören Lübnan ekonomisi, büyük güçlerin Hizbullah’ın gölgesi altında olan devlete verdikleri desteği ya da yardımın gerilemesi ile belki de çok daha kötü günler ile karşı karşıya kalabilir. Eğer Hizbullah ile mücadeleyi içeriden birisi yönetmezse sadece Lübnan’ın değil, bölge ve hatta dünyanın istikrarını korumak adına dış mücadele tek seçenek haline gelecektir.
Asıl tehlike; Hizbullah ile yüzleşmekten kaçınmaktır. Çünkü kendisi Lübnanlıların da sürekli belirttikleri gibi Lübnan devleti içinde bir devlet olmaktan çıkmış ve durum çok daha kötü bir hale gelmiştir. Zira Lübnan, Hizbullah devleti içerisinde küçük bir devlet olma yolunda ilerlemektedir. Ancak kanıtlar onyıllar boyunca devam eden bu hatalı denklemin sonsuza kadar süremeyeceğini ve Hizbullah ile yüzleşmenin artık göz ardı edilemeyecek bir gereklilik haline geldiğini göstermektedir.