Bunlar, Donald Trump’ın bahsettiği Yüzyılın Anlaşması’nın ilk adımları. Barış ve Orta Doğu krizini çözme fırsatlarını yerle bir ettiği için tüm dünya tarafından kınanmasına rağmen uluslararası kabullere aykırı olarak alınan Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı ile başladı ve Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğinin tanınması ile devam ediyor. Bu adımlar, bölgedeki çatışmayı derinleştirip düşmanlığı körükleyecek; üstelik Amerika ile dünya ülkelerinin barışçıl bir çözüme varmak için harcadığı diplomatik çabalarla örülü tarihi de baltalayacak!
Gelecek daha kötü ve taraflı olabilir. Ama dünya, bu yıkıcı kararların etkilerini durdurma konusunda ne kadar da aciz görünüyor. Güvenlik Konseyi oy birliği ile Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararını reddettiğinde Amerika’nın tavrında bir değişiklik olmamış, sadece Nikki Haley, “Bu asla unutmayacağımız bir hakarettir” sözü ile dünya ülkelerini tehdit etmişti. Şimdi de Washington, Güvenlik Konseyi ile dünya ülkelerinin Golan Tepelerini İsraillilere bağışlama kararını kınamasına yeni bir hakaret gözüyle bakarsa hiç şaşmamak gerekir.
Uluslararası meşruiyet kararlarının iptalini ve ne öne çeken ne de geciktiren uluslararası tutumların zayıflığından bağımsız olarak gözlemciler ve uzmanlar için İsrail’in Golan Tepelerinden hiç ayrılmayacağı ve bu tepelerin işgalci devlet için taşıdığı büyük önemden hareketle bunu son yıllarda defalarca dile getirdiği son derece açıktı.
Kudüs’ü yutma operasyonu, İsraillilerin tarihî ve coğrafî gerçekleri baltalamak için arzuladığı psikolojik bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç, Filistin Devleti’ni yok sayan ve vaat edilmiş topraklar üzerindeki oluşumun meşruiyeti konusunda ortaya atılan ‘Siyonizm’ teorisi ile de desteklenir. Golan Tepelerini yutmak da aynı şekilde İsrail için hayati bir ihtiyaç ve gerekliliktir. Özellikle de bu stratejik bölgenin büyük zenginliklerden oluşan iki denizin üzerinde yattığından emin olduktan sonra.
Bu iki denizden ilki İsrail’i sulayan Taberiye Gölü, diğeri ise keşfedilmiş büyük bir petrol denizi. Söylendiğine göre bu petrol, İsrail Devleti’nin ihtiyacını 400 sene giderirmiş. Yıllardır kazı çalışmalarını üstlenen İsrail Milli Petrol Şirketi (INOC) ile merkezi New Jersey’de bulunan Amerikalı Genie Energy Ltd. Şti. de bunu teyit ediyor.
Su ve petrolden konuşmadan önce İsrail’in piyasaya sürdüğü yalanlar üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Neymiş Taberiye’nin üzerinde yükselen Golan Tepeleri aslında büyük bir askeri tehdit oluşturuyormuş. Başkan Trump da Golan belgesini imzalama kararını, ABD’nin güvenlik tehlikeleri karşısında İsrail’in kendini savunma hakkını tanıdığını söyleyerek savunmuş. Sonra da İran ve Hizbullah’ı hatırlatarak, tepeleri şiddetli saldırıların başlangıç noktası haline getiren tehditlere işaret etmiş ve Golan üzerinde İsrail egemenliğini tanıyan imzayı atmıştı.
İran son yıllarda Golan’da askeri varlığını kökleştirmeye çabaladı ama bu, teoride Trump ve Binyamin Netanyahu’nun diline koz verdi. Alan göz önünde bulundurulduğunda bu gerekçeler, eften püften bahaneler düzeyinde kalır. En azından içinde yaşadığımız füzeler ve bombalar çağının, savaşlarda yükseltileri ve coğrafî etkeni değersizleştirdiğini biliyoruz.
2000 yılının başında Başkan Bill Clinton’un desteğiyle Virginia eyaletinde Faruk eş-Şara’nın temsil ettiği Suriye ile Ehud Barak’ın temsil ettiği İsrail arasında ciddi görüşmeler yapıldı. Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın gözetiminde gerçekleşen bu görüşmeler, bir hafta sonra başarısızlıkla sonuçlandı. Sebep ise Taberiye Gölü’nün sınırlarını çizme konusunda yaşanan anlaşmazlıktı. O zaman Ehud Barak, batı çizgisinin gölün doğu kıyısından 10 metre geçecek şekilde kaydırılması şartıyla uluslararası 1923 sınırlarına çekilmeyi kabul etti ancak Başkan Hafız Esed buna itiraz etti. Hatırlıyorum, o gün Amerikalılara, “Hayır. Ben ayaklarımı Taberiye sularına basmak istiyorum” demiş ve tutumunda ısrarcı olmuştu. Onu ikna etmek için 27 Mart 2000 yılında Clinton’un Cenevre’ye gitmesine rağmen o, İsrail’in 4 Haziran 1967 sınırlarına çekilmesi konusunda kararlılık gösterdi.
166 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Taberiye Gölü, 4 milyar metreküpten fazla su kapasitesine sahip ve bu haliyle İsrail için bir yaşam deposu. İşte bunun için başından beri sadece onu korumak için değil Şeyh Dağı (Hermon Dağı) ve sınırlarından akan şelaleler üzerinde egemenlik kurmak için de çabaladı. Bilindiği gibi Yermük, Dan, Baniyas, Hasbani ve Lübnan’daki el-Vezzani nehirleri de bu göle dökülüyor. 1965 yılında İsrail, el-Hasbani ve el-Vezzani nehirlerinin akış yönünü değiştirmeye çalışırken Lübnan’ı bombalamıştı!
Golan’da büyük bir petrol rezervi bulunması da birden olmadı. Tepelerin 1965 yılında işgal edilmesinden sonra İsrailli Ofek şirketi, gizliden kazı çalışmalarını başlatmıştı zaten. Raporlar, sonuçların şaşırtıcı olduğunu ve İsrail Hükümeti’ni 1981 yılında Golan’ı topraklarına katma kararı almaya ittiğini söylüyor. 1992 yılında iki ülke arasında barış görüşmeleri başlatıldığında İzak Rabin’in durdurduğu kazı çalışmaları, 1997 yılında Binyamin Netanyahu’nun iktidara gelmesiyle güçlü bir şekilde yeniden etkinleştirildi. Daha sonra da petrol ve gaz bulunduğuna dair şaşırtıcı haberler peş peşe gelmeye başladı.
Kasım 2015’te The Economist gazetesi, ‘Golan’ın Altındaki Siyah Altın’ başlıklı bir makale yayımladı. Bu makalede Amerika ve İsrail’in kazı çalışmalarının dev bir rezervin varlığını doğruladığı söylenmiş ve Amerikalı Genie Oil şirketinin baş jeologu Yuval Bartov’un şu sözlerine yer verilmişti: Golan’ın güneyinde kalınlığı 350 metreyi bulan bir petrol tabakası bulduk ve bu çok büyük miktarların varlığını doğrular. Zira dünya çapında petrol tabakalarının kalınlığı, 20 ila 30 metre arasındadır ve bizim keşfimiz dünya ortalamasının 10 katına denk geliyor. Yaklaşık tahminlerden hareketle İsrail Enerji Bakanlığı, günlük tüketimi 270 bin varil yani yıllık yaklaşık 99 milyon varil olarak hesaplamaktadır. Bu da Golan depolarının on yıllar boyu yeteceği anlamına geliyor!
Bu keşiflerden sonra Netanyahu, Suriye Kurtuluş Bayramı’na denk gelen 27 Nisan 2016’da Golan’da bir hükümet toplantısı düzenleyerek kibirli bir edayla İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşları’nda Suriye’den işgal yoluyla aldığı topraklardan asla çekilmeyeceğini ve orada tüm İsrail mevzuatını uygulayacağını ilan etti.
O andan itibaren İsrail, Trump’ın Golan’da İsrail egemenliğini tanıma kararını çıkarmasına zemin hazırlamak amacıyla kapsamlı ilişkiler kampanyasını başlattı ki bu, Trump’ın Yüzyılın Anlaşması olarak isimlendirdiği bağlamda değerlendirilebilecek bir tutumdur. Böylece ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Senatör Lindsey Graham ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Trump’ı Golan belgesini imzalamaya çağıran açıklamaları birbiri ardı sıra geldi.
Tüm bunların ardından İsrailli Ofek’in ortağı Amerikalı Genie Energy şirketinin sahiplerinin kim olduğunu bilmemiz gerçekten faydalı olabilir. Golan’da petrol ve gaz çalışmalarını yöneten bu iki şirketin başında eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, eski CIA Direktörü James Woolsey, Yahudi iş adamları Howard Jonas ve Rupert Murdoch ile Trump’ın Yüzyılın Anlaşması’nın düzenlenmesini üstlenen damadı Jared Kushner yer alıyor.
Kudüs’ü çalmışlardı, şimdi Golan’ı çalıyorlar. Dünyanın elinden ise kınamaktan başka bir şey gelmiyor!
TT
Çalınmış Golan: Su ve petrol dolu iki deniz
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة