Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Bölünme Kararı: Rabin’in emaneti, Trump’ın hediyesi

Filistinliler ile Arapların bölünme kararını reddetmesinin üzerinden yetmiş sene geçmişken şu soru tekrar gündeme geliyor: Reddetmeleri yanlış mı oldu yoksa isabetli mi?
Bu soruya değişik cevaplar verilebilir. Şöyle ki ‘ya hep ya hiç’ ilkesini benimseyenler halen reddetmekle doğru bir iş yapıldığını düşünüyorlar. Düzenlemelere inanıp ‘ne kurtarsak kârdır’ ilkesine sarılmış olanlar ise bu itirazı, aslında hiçbir şey elde edilmeksizin her şeyin kaybedilmesine yol açan korkunç bir hata olarak görüyor. Zamanı geri döndürmek mümkün olmadığı için bunları konuşmak hiçbir şeyi değiştirmez belki ama ileride doğru kararların alınmasına yarayabilir.
Zamanında itiraz edenlerin hata ettiklerine en belirgin delil, o zaman itiraz ettikleri şeyin şimdi çeyreğinden daha azının talep edildiğidir. Kaldı ki, bu kadarının bile elde edileceğinin bir garantisi yok.
Bölünme kararına karşı çıkma ve Suriye ile tam bir barış sağlanması karşılığında İsraillilere Golan topraklarının yüzde 90’ından çekilmeyi kabul ettiren Rabin’in emanetini reddetme arasında zaman ve mekan farklılığı olsa da Mısır ve Ürdün ile İsrail arasında imzalanan barış anlaşmasına benzer ortak bir şey var.
Söz konusu itiraz, o zaman ‘ya hep ya hiç’ ilkesi ile haklı gösterilmişti. Yani ya Başkan Hafız Esed’in öğrencilik yıllarında yaptığı gibi Suriyeli öğrencilerin Taberiye Gölü’nde yüzmeleri mümkün olacak ya da göl ve kıyısı ile ardından Golan Tepeleri tümüyle İsrail kontrolünde kalacak.
İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal ettiği 1967 yılından bugüne değin bu küçük Suriye toprağında ekonomi, yerleşim ve güvenlik bakımından bir sömürü gerçekleştirildi. Örneğin ekonomi alanında Yahudi Devleti, en iyi meyve sebze ürünlerini veren bölge gelirlerinden hazinesine milyar dolarlar kazandırdı. Bölgenin turizm açısından altın yumurtlayan tavuk olması da cabası. Yerleşim meselesine gelince ise bu dar bölgede 20 bin yerleşimci yaşamakla birlikte bu sayı özellikle Amerika’nın kararının ardından artma eğilimi gösteriyor ve neredeyse Suriyeli vatandaşların sayısına denk halde.
Aslen Suriye Araplarına ait olan Golan’ın işgalinin, 80’li yılların başından bu yana İsrail’e katılmasının ve Trump’ın son kararının meşru olmadığı hakkında çok şey söyleyebiliriz. Bu konuda ‘kimin sahip olmadığından kimin hak etmediğine kadar’ cümlelerimiz hazır. Aynı şekilde Trump’ın kararına itiraz edecek olan ülkeleri, işgal ve ilhakı ve aynı şekilde bu ikisinin meşrulaştırılmasını kabul etmeyen uluslararası kararları sayma işlemine de girişebiliriz. Ancak biz kendimizi bir vadiye İsrail ile Amerika’yı ise başka bir vadiye koyuyoruz. İsrail’in belirli bir ağırlığa sahip olduğu ülkeler, onun politikaları ile örtüşen tavırlar sergileyecekler. Bundan dolayı diplomatik düzlemde İsrail ve Mikronezya, Çin’den; Amerika ise hepsinden daha önemlidir.
Yalnızca zayıfların kullanması için konulan ve bizim tartışmalarımız ile politikalarımızda dayanak aldığımız uluslararası hukuk ise İsrail tarafından Knesset’in çıkarıp Kongre’nin onayladığı kanunlar ile değiştirilmiştir.
Trump’ın İsrail’e olan hediyesini kabul etmeyen ülkelere dair ilk sayımımızın sonucunda tüm devletlerin karşı çıktığını görüyoruz. Ancak bu yönde dikkate almamız gereken şey, gerçek anlamda kaç devletin İsrail ve Amerika’ya karşı önlem alacağıdır.
Ne olacağını söyleyelim: Uyarma, kınama, itiraz ve tehditler şeklindeki sözlü vergiler hemen ödenecek. İsrail’e yönelik siyasi, ekonomik ve askeri heyet hareketliliği sürecek. İsrail Devleti’nin stratejisi ve güvenliği için ne kadar önemli olduğu hakkında bilgi sahibi olmak adına Golan’a ziyaretlerden de geri durulmayacak.