Geçen hafta bölge iki önemli olaya tanık oldu; Birincisi, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) mahalli seçimlerde gerilemesi ki yenilgi olarak da nitelendirilebilir. Bu seçim yenilgisi Ankara’nın Rusya’dan S-400 füzelerini satın almasının yarattığı büyük gürültünün ortasında gerçekleşti. Erdoğan söz konusu gelişmeleri ele almak için bugün Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirecek. İkincisi, 1982'de Lübnan sınırında Suriye ordusu ile yapılan Sultan Yakup savaşında öldürülen bir İsrail askerinin cesedinin kalıntılarının İsrail’e iade edilmesi. İsrail Başbakanı, Rusya Devlet Başkanı’na süreçteki rolünden dolayı teşekkür etmek için Moskova'ya gitti ve coşkulu bir kutlamanın ortasında cesedin kalıntılarını teslim aldı. İki olay arasındaki ortak payda, Moskova'nın bölgedeki iki büyük ABD müttefikine yönelik oynadığı rol…
AKP'nin İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerdeki yenilgisi, seçmenlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iç ve dış politikalarından memnuniyetsizliğini yansıtıyor. Yerel düzeyde, ülkenin yönetim modeli parlamenter rejimden başkanlık rejimine geçti. 2016'daki darbeyi takiben sivil ve askeri muhaliflere yönelik kapsamlı bir tutuklama dalgası geldi. Özgürlükler alabildiğine kısıtlandı. Tek-parti uygulamalarını çağrıştıran geniş bir temizlik harekâtı gerçekleştirildi. Ülke ayrıca, Türk lirasının çöküşü, ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik gibi ekonomik sıkıntılardan muzdarip…
Dış seviyede ise, ABD-Türkiye ilişkileri, Türkiye cumhurbaşkanının bazı hassas bölgesel konulardaki tutumlarının bir sonucu olarak kötüye gitti. 2003’te Türkiye’deki üsleri Irak’a karşı operasyonda ABD kuvvetlerine açmayı reddetmesi, İsrail’e yönelik sert tutumları, Suriye krizinde Rusya ve İran’la ittifakı, Washington ile Kürt militanları destekleme konusundaki anlaşmazlığı ve Suriye’deki Radikal cemaatleri destekleme suçlaması bunlardan bazılarıdır.
Devenin sırtını kıran son hadise, Ankara’nın S-400 füze sistemini NATO’nun bir üyesi olmasına rağmen Rusya’dan satın almasıydı. Ardından Washington, üretim ortağı olmasına rağmen Ankara'yı F-35 projesinden dışlama kararı alarak savaş uçaklarının satışını askıya aldı ve ABD Başkan Yardımcısı yaptırım tehdidinde bulundu.
Bu sahnenin ortasında, Rus-Türk siyasi yakınlaşması sahaya yansıdı, ‘Türk Akım’ doğalgaz boru hattı ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinin inşası gibi bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ancak, Türkiye ile Rusya arasında, Türkiye’yi NATO'dan ayıracak stratejik bir ittifakın yeşermesi hakkında konuşmak için henüz çok erken. Zira bu iki ülkeyi birbirinden uzaklaştıran şeyler, yakınlaştıran şeylerden daha fazla.
Netanyahu'nun İsrail askerinin kalıntılarını Rus arabuluculuğuyla teslim almasının bazı yansımaları olacaktır. Olayın, özellikle İsrail seçimlerinden sadece altı gün önce gerçekleşmesi buna delalet etmektedir. Belki de Rusya'nın bu adım karşılığında istediği bedel, Beşşar Esed rejimini Netanyahu gibi bir başbakan aracılığıyla daha da güçlü kılmak. Zakhari Baumel’in ceset kalıntılarının, Netanyahu'nun seçimlere giren rakip generallerle mücadelesi bağlamında İsrail askeri vicdanını etkilemeye yönelik oynadığı yeni bir kart olduğunu da biliyoruz.
Gerçekten buna ihtiyacı var mıydı? Zira Başkan Trump’tan hiçbir İsrail başbakanın alamadığı desteği aldı. Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması, ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğinin tanınması bunlardan bazılarıdır. Görünen o ki tüm bu hamleler, seçimlerin sonucunu güvence altına almaya yetmemiş, ya da belki de Trump’ın bu türden tutumlarının, kendi başbakanlık dönemini uzatmaya yönelik değil de Amerikan Yahudi seçmenlerinin desteğini kazanmaya yönelik olduğunun farkında.
Trump, Amerikan Yahudilerinin, Netanyahu’nun seçimlerdeki aşırı sağcılar ile olan ittifakına İsrail'in yüce çıkarlarına zarar verdiğini düşünerek çok ihtiyatlı yaklaştığını biliyor. Netanyahu’nun güvenilirliğinin de kendisine karşı açılan davalardan dolayı iyice azaldığının da farkındalar. Netanyahu da bunun farkında, dolayısıyla Rusya’ya sığınması ve Rusya’nın Suriye’deki kararsız politikasına tolerans göstermesi bundan olsa gerek. Zira Rusya, İran tehdidini İsrail sınırından uzak tutamadı. İran'ın Suriye'deki sosyal ve ekonomik genişlemesini durdurabilmesi de mümkün gözükmüyor. Şam rejimini Tahran rejiminin yörüngesinden çıkaramadı, dolayısıyla Lübnan ve Suriye sınırında iki cephe açılmasına neden oldu.
Neden ABD’nin iki müttefiki olan İsrail ve Türkiye Ruslarla sıcak ilişkiler kurmak için çabalıyor?
Bu sorunun cevabı, Obama ile başlayan kararsız Amerikan dış politikasında ve Amerika’nın yalnızca Orta Doğu’dan değil, özellikle Trump’ın ‘Önce Amerika’ sloganından sonra uluslararası sistemin jandarmalığı rolünden çekilmesinde saklıdır.
Suriye'deki barışçıl halk hareketi başladığı andan itibaren Erdoğan, Suriyeli mevkidaşını protestocuların taleplerine kulak vermeye davet etti. Halkını bombalayan ve onlara karşı kimyasal silah kullanan bir rejimin bu çağrılara olumlu yanıt vermeyeceği çok açıktı. Öte yandan, genel olarak Suriye krizi ve özellikle de Esed ile ilgili net bir Amerikan tutumu göremedi.
Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Esed'i "reformist" olarak nitelendirdi, laik ve radikal cemaatlere karşı olmasını buna bir gerekçe olarak gösterdi. Obama daha sonra rejimin şiddet kullanması ile ilgili önceden ilan ettiği bütün kırmızı çizgilerden vazgeçti, zira İran'la nükleer bir anlaşmaya varma arzusunun esiri haline gelmişti. Suriye’deki muhalifleri terörist unsurlar şeklinde niteledikten sonra Tahran'ın Suriye'ye askeri müdahalesini izlemekle yetindi. Ardından Rusya'nın müdahalesinde de aynı pozisyonu alarak Suriye dosyasının idaresini Rusya’ya devretmiş oldu.
Başkan Trump’ın İran’a yönelik politikasındaki değişime rağmen, Amerika’nın Esed rejimine ve Suriye’deki Rus rolüne yönelik tutumu netleşmiş değil. DEAŞ’ı yenmeye odaklanmış bir politika söz konusu. Washington’un Kürtlerle olan ittifakının karmaşık bir hal aldığı söyleniyor. Türkiye, Rus uçağını düşürdüğünde, ABD ve NATO, NATO üyesi olan bir devlete yeterince destek olmadı ve Türkiye’yi Moskova karşısında yalnız bıraktı.
Amerika’nın ‘perde arkasından liderlik’ olarak adlandırdığı politikanın bir sonucu olarak Ortadoğu’dan çekilmesi, güvenlik ve askeri işleri bölgesel taraflara teslim etmesi İsrail’de endişe kaynağı oldu. Suriye'den çekilme kararı ile bu endişeler daha da arttı. Rusya’nın İsrail’in hava sahası özgürlüğünü, kuruluşundan bu yana ilk kez kısıtlaması bu endişelerin katlanmasına neden oldu. Son tahlilde ABD, bölge pusulasının Rusya’ya yönelmesinden sorumludur ve bu sorumluluğu da küresel sistemin jandarmalığı rolü kadar kritiktir.
Erdoğan’ın aldığı seçim darbesi, Batı’yla yaşadığı krizin akabinde gelmiştir. Türkiye’nin saatini Osmanlı’ya ayarlamaya çalışırken komşularla sıfır sorun politikasından da gitgide uzaklaşmaktadır. Bunun bir sonucu olarak Arap komşularına tepeden bakmaya başlamıştır. Bazısını diğerine karşı kışkırtmakta, Kürtlere yönelik baskı politikasını sürdürmektedir. Netanyahu, kendi kişisel çıkarlarını, ulusun çıkarlarına tercih etmekte, ‘Gerginlik yaratarak ayakta kalma’ politikasını izlemektedir.
Seçmenlerin oyları belirleyici olacak, Türk seçmeni Erdoğan’ı yaşananlardan sorumlu tuttuğu gibi İsrail seçmeni Netanyahu'yu sorumlu tutacak mı? İki ülkenin Rusya ile ilişkilerinin geleceği ise, ABD yönetimindeki dalgalanmalara göre şekillenecek.
TT
İsrail ve Türkiye neden Ruslarla sıcak ilişkiler kurma çabasında?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة