İsrailli seçmenler sandıklara yönelirken gözlemciler, bu seçimlerin değişen uluslararası sahnelerin ve İsrail’in aşırılıkçı politikalarının kapatmayı başardığı barışı arama kapısının yeniden açılması ile sonuçlanması ihtimali olmadığını düşünmüyorlar. Ayrıca seçimlerin; barış fırsatlarından çok Binyamin Netanyahu’nun büyük İsrailli oyuncular haritasındaki konumu etrafında döndüğünü düşünme eğilimindeler. Seçim sisteminin doğası gereği tahminlerde bulunmak zor olsa da birçok kişi; çok daha aşırılık yanlısı sağcı bir koalisyon hükümeti ya da birleşik bir tutum ve geniş bir destekle Asrın Anlaşması savunucuları tarafından savunulan “ulusal birlik” hükümeti aracılığıyla olsun Netanyahu’nun iktidarda kalacağını düşünüyorlar. “Ilımlı sağcı” olarak nitelenen ve Benny Gantz ve Yair Lapid liderliğindeki “Mavi-Beyaz İttifak” lehine bir süpriz yaşansa bile analistler, bu tür bir hükümetin de barışa yönelik tutumunun Netanyahu’nun dayattığı genel kuralların dışına çıkamayacağı tahmininde bulunuyorlar.
Son birkaç on yılda yaşanan bazı sahneleri hatırlamak; bu adı gerçekten hak eden, kendisini kabul edilebilir ve sürdürülebilir kılacak gerekli düzeyde haklar sağlayan adil bir barış düşüncesinin maruz kaldığı çöküşün boyutunu anlamaya yardımcı olacaktır.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, geçmiş ile şimdiki sahne arasındaki farkın üzerinde durmakta çok haklıdır. Geçmişteki sahnede; Yaser Arafat ve İzak Rabin 13 Eylül 1993’te Beyaz Saray’daki çiçekli bahçede ortalarında Başkan Bill Clinton birbirlerinin elini sıkarken görülmektedirler. Bu sahne;her biri kendi ülkesinde tam meşruiyete sahip iki adam arasında gerçekleşen tarihi bir el sıkışmayı tasvir etmekteydi. Bu el sıkışma o zamanlar denildiği gibi “düşmanlık duvarını yıkma ve ötekinin haklarını ve korkularını tanımayı” amaçlıyordu. Bu sahneden sonra suikaste uğramış Rabin’i ve karargahında kuşatılmış Yaser Arafat’ın görüntüsünü mutlaka hatırlamalıyız.
Ülkesine ve halkına dönen Arafat’ın görüntüsü ile kederli, derin ayrılıklar ve Yahudi yerleşim yerleri arasında dağılmış, uluslararası ilginin gerilediği ve bölge ülkelerinin kendi yaraları ve korkuları ile meşgul olduğu mevcut Filistin görüntüsü arasındaki dev farkı kanıtlamak için ayrıntılara dalmaya gerek yoktur. Aradaki bu mesafede İsrail bir yandan barış fırsatlarını vurmayı ve toprakları yutmayı sürdürürken diğer yandan dünya ile bölgeyi vuran olayları Filistinli partnerini zayıflatmak ve haritadan silmek için kullanmayı başarmıştır.
Geçmiş ile bugün arasındaki farkın boyutunu göstermeye yardımcı olacak bir başka sahne aktaralım. Bu sahnede; Cenevre’deki InterContinental Oteli önünde yüzlerce gazeteci, Başkan Bill Clinton ile Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed arasında 26 Mart 2000 yılında gerçekleşen görüşmeleri haber yapmak için toplanmıştır. Cenevre’de gerçekleşen bir görüşme bile Suriye’nin önemi ile sahip olduğu ağırlığa ve haklara dikkat edilmesinin önemini anlamak için yeterliydi. Görüşmeden önce aralarında İsrail’in Golan’dan tamamen çekilmesi ve iki ülke arasında normal barış ilişkileri kurulmasının da bulunuduğu bir dizi ilke üzerinde anlaşmaya varılmıştı.Hatta bizzat Şam’ın içerisinde İsrail bayrağının yükselmemesi için İsrail büyükelçiliğinin Suriye başkentinin dışında bir bölge olan Yafour’da açılması konusunda görüş birliğine varıldığını söyleyenler bulunmaktadır. Görüşmeler tartışmaların etrafında en çok döndüğü konu; özellikle de Esed’in işgalden önce Suriyeli askerlerin ayaklarını sularında yıkadıklarını vurguladığı Taberiye Gölü kıyısının dar bir şeridiydi. Kimileri için Cenevre görüşmelerinin başarısız olmasının nedeni bu dar şerit kimileri için de o zamanlar hasta olan Esed’in, varisinin dönemine İsrail ile barış ve sonuçları ile başlamamasını tercih etmesidir.
Başkanı Cenevre’de Clinton ile müzakareler yürüten bir Suriye ile topraklarında başka ülkelerin bayraklarının dalgalandığı, son perdesinin hala yazılmadığı yıkım ve savaş görüntüleri arasındaki Suriye arasında bir karşılaştırma yapmaya gerek yoktur.
Bu yüzyılın başlarında yaşanan bir başka dikkat çekici sahnede; 2002 yılında Beyrut’ta toplanan Arap Birliği’nin, barış karşılığında toprak ve iki devletli çözüm ilkelerine dayanan Arap Barış Girişimi’ni kabul etmesi görülmektedir. Bu girişimin formüle edilmesi ve zirveden geçmesini sağlamanın hiç de kolay değildi.
Netanyahu’nun son 10 yılda, yukarıda yer verdiğimiz sahnelerin anlamlarını ve adil bir barışın temellerini havaya uçurmada tehlikeli bir rol oynamış olduğunu söylersek doğrusu abartmış olmayız.
Bunun için analizler yapmaya da gerek yoktur ve son yıllarda yaşanan bazı sahneleri tekrar hatırlamak yeterlidir. Bu sahneler de Netanyahu’nun hükümetin başı olarak konumunu korumak için bir fırsata dönüştürmeye çalıştığı hediyelere dönüşmüşlerdir. Bu bağlamda ABD’nin sergilediği 2 sahneyi ele alalım: Birinci sahnede; Başkan Donald Trump, ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını deklare etmektedir ki önceki ABD başkanlarının hepsi de ülkelerinin “dürüst arabulucu” rolünü koruma çabası ile bu adımı atmaktan her zaman kaçınmışlardı. İkincisinde; yarın düzenlenecek olan seçimlere yakın bir dönemde ABD; Netanyahu’ya bir başka eşsiz hediye daha verirken görülmektedir. Bu ikinci hediye de Washington’un uluslararası hukukun gerekleri ile uluslararası meşruiyet kararları görmezden gelerek Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını deklare etmesidir.
Netanyahu ardı ardına eline geçen bu hediyelerden dolayı neredeyse ne yapacağını bilemez bir hale gelmiştir. Zira bir İsrail Başbakanı’nın aynı anda hem Beyaz Saray’ın hem de Kremlin’in dostu olması, İran mevzilerine ardı ardına hava saldırıları düzenlemek için Rusya’nın Suriye üzerinde kurmuş olduğu hava kalkanını delmesi basit bir başarı değildir.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Netanyahu’ya hediyeler vermek konusunda oldukça cömert davranmıştır. Örneğin seçimlerden birkaç gün önce Netanyahu, 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında Suriye ordusu ile giriştiği bir çatışmada öldürülen İsrail askeri Zachary Baumel'in kalıntılarını Rusya’dan teslim aldı. Yine 3 yıl önce Netanyahu, aynı çatışma sırasında Suriye güçleri tarafından ele geçirilen ve sırlarını çözmesi için Moskova’ya hediye edilen İsrail tankını teslim almıştı. Netanyahu’ya verilen hediyeler arasında Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro’nun İsrail’i ziyareti ve Gazze sınırındaki son ateşkes de bulunmaktadır.
Bütün bu hediyeler Netanyahu’nun daha da ileriye gitmeye itmiş ve özellikle de peşinde olan yolsuzluk suçlamalarını örtmesine yardımcı olmuştur. Öyle ki Netanyahu seçmenlerine son olarak yeni hükümetin başbakanı olması halinde Batı Şeria’daki yerleşim yerlerinin İsrail’e katılmasını sağlamaya çalışacağını vaat etmiştir.
İsrail seçimlerinin barışın değil Netanyahu’nun geleceği etrafında döndüğü açıktır. Seçimleri kazanıp beşinci kez başbakan seçilmesi halinde Netanyahu, Ben Gurion’u bile geçerek en uzun dönem İsrail başbakanlığı yapmış kişi olacaktır ki bunu en büyük generaller bile başaramamıştır.
TT
Seçim öncesi Netanyahu'ya hediyeler
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة