Şerif Egemen Ahmet
Gazeteci
TT

S-400 krizi ve adım adım “TRexit”

Türkiye, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini daha tam anlamıyla geride bırakamadan, uluslararası alanda çözülmeyi bekleyen anlaşmazlıklar birer birer kendini göstermeye başladı.  Amerikan New York Times gazetesi 1 Nisan tarihli yerel seçim analizinde “Trump yönetimi Türkiye'deki seçimleri yakından izliyor ve seçim dönemi sona ermesiyle de Suriye'deki savaş ve Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alması gibi Ankara'yla yaşanan tartışmaların sona ermesini umuyor” ifadeleriyle Beyaz Saray’ın diplomatik krizleri yeniden masaya yatıracağı sinyali veriyordu.
Washington vakit kaybetmeden ajandasındaki konulardan ilkini tartışmaya açtı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun NATO’nun 70’inci kuruluş yıl dönümü etkinlikleri için New York’a gidişi vesilesiyle Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzeleri satın almasından duyulan rahatsızlık yeniden gündeme geldi. Hatta ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Ankara’nın NATO’da kalmak ile Rusya’dan silah satın almak arasında bir tercih yapması gerektiğini söyleyecek kadar işi ilerletti. Peki Washington birkaç bataryadan oluşan bu yeni nesil hava savunma füzelerinin bir NATO ülkesine yerleştirilecek olmasından neden bu kadar endişeleniyor?
İlk olarak ABD, S-400 hava savunma teknolojisini denetlemekle yükümlü Rus askeri personelinin Türkiye’deki NATO üs ve sistemlerine erişecek olmasından rahatsızlık duyuyor. Fakat Ankara Washington’a kesin bir dille, ülkeye S-400 bataryalarını yerleştirmeye gelecek Rusların NATO sistemlerine girişine izin verilmeyeceğini ifade etti. Rus askerleri doğrudan sisteme giriş izni yerine, S-400’leri kullanacak Türk personele eğitim vermekle yükümlü kılınırken, teknik eğitim için mekân olarak da NATO üssü olmayan Ankara ve Doğu Anadolu’daki iki askeri merkez belirlendi.
S-400 krizinin yol açacağı düşünülen problemin bir de stratejik boyut var. Atlantik İttifakı’nı asıl kaygılandıran şu; NATO üyesi ülkelerden herhangi birini hedef alan bir füze saldırısı gerçekleşirse Türkiye’deki sistemler devreye girer mi? Başka bir ifadeyle, saldırıya NATO üyelerinin vereceği karşılık Türkiye’deki S-400’ler tarafından sabote edilebilir mi?
Konuyu biraz daha açalım. Beyaz Saray’da hiçbir yetkili ağzın dillendirmediği fakat yüksek sesle kulislerde konuştuğu bazı savaş senaryoları mevcut. Donald Trump Oval Ofis’e yerleştiğinden beri tüm savaş simülasyonları, yeni Ortadoğu stratejisinde ana hedef olarak belirlenen İran üzerine. Tahran yönetimi bölgedeki en uzun menzile erişen füzelere sahip. İran’ın Şahab ve Seccil füzelerinin Yunanistan, İsrail, Türkiye, Bulgaristan’ın büyük bir kısmı ile NATO’nun Girit, Kıbrıs, Cibuti ve Körfez’deki üslerini vuracak güçte.
Amerika cephesi için en kötü senaryo gerçekleşirse bu füzelere ilk müdahale merkezi Konya, İncirlik ve Malatya’daki Amerikan-NATO üsleri olacak. Türkiye’deki üslerden kalkan jetler ve İsrail batıdan, Katar’ın El Udeyd Üssü’nden kalkan Amerikan jetleri ise güneyden İran’a karşılık verecek.
Senaryo anlaşılır ancak sahnelenmesinde bazı aksaklıklar mevcut. Zira ABD bu hikâyeyi kurgularken, Türkiye ile İran’ın ekonomik-askeri ortaklığını geliştireceğini, Katar’ın Tahran’a daha da yakınlaşacağını ve pek tabii Türk topraklarında S-400 hava savunma füzelerinin yer alacağını tahmin edemiyordu. Bugün Pentagon, “NATO ülkelerini ve üslerini hedef alacak olası bir saldırıda Türkiye hava sahasından geçen füzelere karşı Rusya’nın veto hakkını kullanarak S-400 hava savunma sistemlerini kilitleyeceğini” hesap ediyor.
Endişe ve savaş senaryolarının gölgesinde Türkiye’nin ABD ile yaşadığı S-400 krizi sadece iki ülke arasındaki basit bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Pentagon, hem bir orta yol bulma hem de Rusya ve Çin’in Batı’da giderek artan etkisine bir ket vurma hamlesi olarak ciddi bir mesaj verme niyetinde. Söz konusu mesaj veya ültimatom, sanıldığının aksine doğrudan Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak yerine yavaş yavaş ortak projelerin dışında bırakma şeklinde cereyan edebilir. Center for American Progress gibi Amerikalı düşünce kuruluşlarına göre bu bir çeşit TRexit süreci.
Planın uygulamaya konduğu ilk yer ise F-35 savaş uçağı projesi. ABD, ortak projede uçağın 80’den fazla parçasını üreten Türkiye yerine Polonya, Romanya ve Yunanistan’a teklif götürdü bile. Kremlin ise F-35’leri teslim alamama riskini hesap eden Türk ordusuna Rus Su-57 jetlerini satabilme ihtimalini yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Trump’ın ABD’si NATO’yu yeni küresel çatışmalara hazırlıyor. Atlantik İttifakı’nın kuruluş sebebi olan Sovyetler Birliği çökmüş olsa da Rusya hala (Çin ile birlikte) ABD’nin hedef tahtasına yerleştirdiği bir numaralı oyun bozucu aktör.
Dolayısıyla Washington’ın S-400’ler üzerinden Ankara’ya verdiği mesaj; Ortadoğu’da İran’ın, Güney Denizi’nde Çin’in ve Doğu Avrupa ile Balkanlar’da Rusya’nın etkisini kırmak adına yeniden dizayn ettiği NATO’nun içerisinde yer alıp almayacağına dair son kararını vermeye yönelik.
Türkiye, ya ortaklığını ilerleterek Rusya’ya karşı alternatifsiz bir dış politikaya yönelecek, ya yeni NATO’nun safına katılarak bölgesel huzursuzluğu artıracak adımlar atmayı göze alacak.