Yaser Arafat’ın(Ebu Ammar) ve Fetih Hareketi’nin yorucu girişimlerine ve Mekke Anlaşması’ndan kısa bir süre sonra Hamas’ın 2007 yılında kanlı bir darbe yapmasına rağmen Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) katılmayı reddetmesinden ve çağdaş Filistin devriminin başlamasından 22 yıl sonra Hamas (İslami Direniş Hareketi) konusunda kesin bilgiye dönüşen bir şüphe vardı. 2007 darbesinin ardından Gazze Şeridi, Mahmud Abbas’ın (Ebu Mazen) başında olduğu devletten bağımsız bir yapıya dönüştü. Gazze; Katar, Türkiye ve uluslararası Müslüman Kardeşler (İhvan) Örgütü’nün –ki İhvan’ın merkezi Kahire’den İstanbul’a taşındı- yer aldığı eksenin bir parçası haline geldi.
Tüm bunlar, şu an uygulandığı üzere arzulanan Filistin devletinin Gazze’yle sınırlı kalacak şekilde Katar’ın teşvikiyle Hamas’ın İsrail’le gizli kanallar açtığını ortaya koydu. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın vaat ettiği Yüzyılın Anlaşması, Salı günü yapılan son İsrail seçimlerinin ardından bu yönde ilerleme kaydedecektir.
Bu şekilde Hamas’ın sırrı deşifre edildi. Hamas, direniş hareketi olarak 1982 yılında Filistinlilerin Lübnan’dan çıkarılmasının ardından kuruldu. O dönemde İkinci Fas Zirvesi’nin ardından FKÖ’nün ortadan kaybolacağı ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın kaderinin bypass edilen Muhammed Emin el-Hüseyni’nin kaderine benzemeye başladığı düşüncesi yaygınlaştı.
İsrail, 2005 yılında Gazze’den çekilmeye, 21 yerleşim birimini kapatıp 8 gün içerisinde yerleşimcileri Gazze’nin dışına tahliye etmeye, İsrail ordusunun kamplarını Filistin sınırına taşımaya başladı. Tüm bunlar, İsrail’in yaklaşık 14 yıl önce ve şu an meydana gelenleri önceden planladığına işaret etmektedir.
Önceki İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un yerleşim birimlerini, yerleşimcileri ve İsrail güçlerini tahliye etmesinin ardından tek taraflı olarak Gazze’yle irtibatı koparmak istemesi tuhaf bir durumdu. Çok geçmeden İsrail’in onayıyla Filistin parlamento seçimleri yapıldı. Böylece Hamas, iktidara ulaştı. Bazı Filistinliler anlamasa da İsrail, bugünlerde meydana gelenleri önceden planlıyordu. ‘Batı Şeria ve Gazze arasında görüşme yok’ başlıklı komplonun yürürlükte olduğu netleşmeye başladı. Netanyahu, son zamanlarda bunu çokça dile getirdi. Açıkçası son seçim sonuçlarına bakılmaksızın bu konuda İsrail, stratejik bir karar sahip.
Netanyahu’nun, Katar’ın kendisinden(Netanyahu) Gazze ve Batı Şeria arasında herhangi bir görüşmeyi engellemesini talep ettiğini ve Mahmud Abbas’ın Gazze’ye gitmesine engel olacağını açıklaması, durumların bu yönde ilerlediğini daha da netleştirmektedir. Bilindiği üzere önceki Katar Emiri Hamad bin Halife Al Sani, Hamas’ın 2007 yılındaki kanlı darbesinin ardından Gazze’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Öyle ki Katarlı dostlar, Gazze’yi küçük-büyük her konuda Doha’ya bağlı bir Katar kalesi olarak görmeye başladı.
Gazze’den Tel Aviv’in kenar mahallelerinden birisine meçhul bir füzenin fırlatılması, sözde askeri çatışmaya yol açan oyunun başlangıcıydı. Böylece Binyamin Netanyahu, Hamas Hareketi’nin takdim ettiği kozla birlikte oy sandıklarına gitmek istedi. Netanyahu, elindeki bu koza, Golan Tepeleri ile Trump’ın Kudüs’ü İsrail devletinin birleşik başkenti olarak tanıma kozunu da ekledi.
Fetih Merkezi Komite üyesi, FKÖ Yürütme Kurulu üyesi ve aynı zamanda Hamas’la ilişkilerden sorumlu Azzam el-Ahmed’in Hamas Hareketi’ni, Gazze’yi Batı Şeria’dan ayıran daha kapsamlı bir anlaşma yapmak ve iki devletli çözüm (İsrail devletinin yanı sıra 1967 savaşında işgal edilen topraklar üzerinde kurulacak devlet) yerine Gazze’de siyasi bir yapı kurmak için ateşkes aracılığıyla siyasi bir çerçeve yaratmaya çalışmakla suçladığına burada işaret etmeliyiz. Daha kötüsü de Filistinli yetkili, gelecek günlerde Hamas Hareketi’yle ABD yönetimi arasında görüşmelerin gerçekleşmesini uzak bir ihtimal olarak görmüyor.
Her halükarda sorun şu ki İngiltere, 22 Kasım 1967 tarihinde çıkarılan ve üzerinden 52 yıl geçen Güvenlik Konseyi’nin kararını hem Arapça hem de İngilizce olarak yayımladı. Kararın Arapça versiyonunda İsrail güçlerinin çatışmada işgal ettiği topraklardan çekileceği ifadesi yer aldı. İngilizce versiyonunda ise belirsizlik ifade etmesi için el-arazi (belirli topraklar) sözcüğünden lam-ı tarif (belirtme takısı) ekini sildi. Bunun amacı, savaşı bitiren ve Filistin meselesinin çözümüyle ilişkilendirmeden İsrail’i tanıyan kararı açıklarken belirsizliği ve kapalılığı muhafaza etmekti. Öyle ki Filistin meselesi, savaş aracılığıyla toprakları işgal etme sorunu değil de mülteci sorunu olarak addedildi.
Böylece İsrailliler, bu metne bağlı kalarak Batı Şeria’nın çekişmede işgal edilen tartışmalı topraklar olduğunu söyledi. Bundan dolayı Ürdün, 2005 yılında İsrail’in Gazze’den çekilmesini reddederek Güvenlik Konseyi’nin kararının Arapça versiyonunun uygulanmasını diretti. Arapça versiyondaki kararın ilk paragrafında İsrailli güçlerin 1967 yılında işgal edilen topraklardan çekilmesi ifadesi vardı. Nitekim Batı Şeria ve Gazze, tek bir şekilde ele alınması gereken aynı topraktı. Ürdün, İsrail’in Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararına bağlı kalıp sadece Gazze’den çekileceğinden endişeleniyordu. 242 sayılı karara göre İsrail, belirli topraklardan değil de, belirsiz topraklardan çekilecekti. Kararın İngilizce versiyonu böyleydi.
Yukarıda anlatılanlar, Filistin, Filistin halkı, Ürdün ve tüm Arap ulusu üzerinde tehlikeli bir komplonun olduğunu teyit ediyor.
Ürdün’ün Batı Şeria’da eksik özerk bir yönetime taraf olması mümkün değildir. Ürdün, 242 sayılı kararın Arapça versiyonunda belirtilen çözüm dışında herhangi bir çözümü kabul edemez. Bu kararın Arap versiyonunda İsrail güçlerinin Haziran 1967 savaşında işgal edilen topraklardan (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) çekilmesi ifadesi yer alıyor.
Sonuç olarak şu soruyu sormamız gerekiyor: Hamas ve müttefiklerinin bu yönde gittiği, Salı günü yapılan seçim sonuçlarına bakılmaksızın, İsrail’in Güvenlik Konseyi kararının İngilizce versiyonuna bağlı kalacağı ve 242 sayılı kararda Gazze’nin ifade edildiği konusunda Hamas’la el sıkışacağı açık ve net iken ne olacak?
Bu soruya şu şekilde cevap verilebilir: İsrailliler, Batı Şeria’nın tartışmalı toprak olduğunu ve burada Filistinlilere eksik özerk bir yönetim dışında başka bir şeyin olmadığını söylemeye devam etmeleri halinde, direnişe tüm eşkaliyle geri dönülecektir. Bundan sonra ne olacaksa olsun. Sonuçta hak sahipleri, zafer kazanacaktır.
TT
Hamas, 242 sayılı karar, Gazze devleti ve komplo
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة