Nüfus sayısı dışında (40-42 milyon), Sudan ve Cezayir'i benzer kılan pek bir şey yok aslında. Aralarındaki "ortak" dil bile bunu sağlayamıyor, zira Sudanlı bir şahıs Cezayirli bir kişi ile rahatlıkla anlaşamaz. Birisi petrol ve gaz bakımından zenginken, diğeri geniş doğal zenginliğine rağmen yoksuldur. Sudanlılar 1999'dan beri petrol ihraç ediyorlar, ancak bu onları petrol ülkesi yapmaz. Cezayirliler, destansı bir savaştan sonra Fransa'dan bağımsızlıklarını elde ettiler, bu savaş sonraki yöneticiler tarafından bir meşruiyet kaynağı olarak kullanıldı. Sudanlılar böylesi bir destan yazmadılar ancak onlar da İngilizlerden bağımsızlıklarını kazandılar.
Bağımsız Cezayir’i asker kurdu, mimarı ise Huari Bumedyen’dir. Bumedyen kendi rejimini inşa etti, toplumu baskı altına aldı. Bağımsız Sudan ise üç asker tarafından inşa edildi, İbrahim Abbud, Cafer Numeyri ve Ömer el-Beşir. Bu üçlü arasındaki kesintilerden dolayı Cezayir’deki gibi homojen bir yapıdan ve birliktelikten bahsedemiyoruz.
Cezayir siyaseti, bazı dalgalanmalarla birlikte, Sudan siyasetinde pek göremediğimiz genel eğilimi koruyabilmiştir. Hartum'da bulunmuş üç cumhurbaşkanının her birinde, yurtiçi ve yurtdışında çelişkili ve taban tabana zıt eğilimler görüyoruz. Sudan, 1964-69 ve 1986-89 yıllarında partilerin, sendikaların ve gazetelerin geliştiği iki demokratik dönem gördü. "Milyon şehit" veren Cezayir böylesi bir dönem yaşamadı.
İki ülkeyi her halükarda benzer kılan bazı ortak yönler olabilir, ancak farklı olduğu yönler kadar net değildir. Her iki ülke de savaşı bir rejime dönüştüren iki iktidara boyun eğmek durumunda kaldılar. Cezayir'de 1990'ların acı savaşı, Sudan'da ise doğuda Darfur savaşı ve 2011 yılına kadar devam eden Güney Savaşı… Savaş rejiminin her zaman dış uzantıları vardır, ancak çeşitli şekillerde tecelli eder; Cezayir istikrarını ancak Batı Sahra’daki çekişmelerle bulabildi, bu yüzden Fas’la olan savaşı 1976’da patlak verdi. Hartum ise bu bağlamda Usame bin Ladin'i ağırladı ve çok uluslu terör örgütlerinin destekleyici oldu.
Uluslarararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından arananlar listesine eklenen Beşir, dış uzantılara açık olma bağlamında doruk noktayı temsil ediyordu. Ancak savaş rejiminin olmazsa olmazı, ekonomik baskılarla birlikte özgürlüklere el koyma yoluyla toplumun hedef alınmasıdır. İlginçtir, Cezayir rejiminin azalan petrol ve gaz gelirleri, rüşvet uygulama yeteneğinin azalmasına da neden olmuştur. 1980'lerden bu yana devam eden petrol fiyatlarındaki düşüş işsizlik, yoksulluk, durgunluk ve borçlanmayı ikiye katlamış, ekonomik gerilemeye neden olmuştur. Petrol ve gaz, ihracat kazancının yüzde 95'ini oluşturuyor. Sudan'da on kişiden biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Son günlerde yaşanan iki intifada, iki ülkedeki iki halk hareketi arasında ortak bir payda olduğunu göstermiştir: İki rejimi devirmek konusundaki etkileyici sivil ısrar ve olup bitenler bahane edilerek hamasi nutuklar atılmaması ki sonradan Arap devrimleri bunu karşıt bir argüman olarak kullanmıştır.
Rejimlerin bilgiye ulaşma konusundaki despotik tavırları kırıldıktan sonra, değişimin yegâne çözüm olduğunu öğrenmiş genç bir nesil meydana geldi. Dünya Bankası kısa bir süre önce mevcut demografik eğilimin devam etmesinin 2050'de Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın 300 milyon iş fırsatı yaratması gerektiği anlamına geleceğini öngörüyordu. Durum ise iç açıcı değil, zira genç nesillerin ataları birçok fırsatı değerlendiremediler, genç nesiller ise – kendileri güçsüz olarak nitelenseler dahi- özgürlüklerini ve haklarını elde ettikleri takdirde kendi işlerini rahatlıkla yürütebilecek nitelikte olan tek kesimdir.
İki ordunun niyetlerini eyleme geçirme yeteneği hakkında konuşmak için erken olabilir, Ancak iki ülkenin halk hareketlerini harekete geçiren niyet, kesinlikle başka bir ortak unsur.
Ayrıca, Cezayir, Sudan ve bir dizi diğer Arap ülkesi arasındaki en büyük ortak payda, devrimlerinin darbelere karşı yapılmış olmasıdır. Diğer bir ifade ile ordunun ve güvenlik birimlerinin siyasetin rolünü devralmasına karşı yapılmıştır. Zira bu durum toplumun geleceğini etkilemektedir. Darbeci olmayan rejimleri hedef alan devrimlerin de olduğu doğrudur, zira Cezayir rejimi askeri bir darbenin sonucu ortaya çıkmamıştır. Ancak, bu rejimlerin halk iradesini hiçe sayan bir rejime dönüştükleri, adeta bir darbe rejimine evrildikleri de doğrudur. Bugün bunun krizini yaşıyoruz, çünkü iktidar darbe yoluyla gelmek her zaman bir kriz nedenidir. Ortaya koydukları hiçbir gerekçe bu gerçekliği örtememektedir.
Sudan ve Cezayir’deki askeri rejimler bizi iki seçeneğin önüne koyuyor; Ya asker –meydana getirdikleri krizlerle beraber- siyaset sahnesinden çekilecek ya da halk hareketini bastırarak iktidarla kalmak için ısrarcı olacak. Ancak bu defa da vatanın kendisi imkânsız bir projeye dönüşmüş olacak.
TT
Darbelere karşı,devrimler...
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة