Hanna Salih
Lübnanlı yazar
TT

​Netanyahu, ortakları ve yetersiz zafer

​İsrail Başbakanı Netanyahu, 1 milyondan fazla oy alan 35 milletvekili ile İsrail seçimlerinde açık ara bir zafer kazandı. Bu seçim zaferi ile Knesset’in 120 sandalyesinden 64’ünü kazanan Likud Partisi ve diğer aşırı dini sağcı müttefiklerini de kapsayan beşinci liderliği altında aşırı sağcı bir hükümet kurmasını sağlayacak en iyi konumu elde etti.
Netanyahu erken seçimlere oynadı ve Filistinliler ile Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı ırkçı dalgayı yükselterek daha fazla aşırılık yanlısı kitleyi yanına çekmeyi başardı. Aslında birbirine karşı olan dış güçlerde bir araya gelerek seçim yarışında ona eşsiz hediyeler sunarak destekledi.
Dış güçlerin, özellikle de ABD’nin Netanyahu’nun gelecek süreçte  oynayacağı role çok büyük önem verdiği söylenirken Netanyahu’nun önceliği ise peşini brakmayan yolsuzluk suçlamalarından kaçmaktı. Yargının kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarını son kez görüşeceği 10 Temmuz tarihinden çekinen Netanyahu, bu tarihten önce Knesset’in daha önce 2005 yılında kaldırmış olduğu otomatik dokunulmazlığı geri getirecek bir yasa tasarısını geçirmeye çalışabilir. Zira ancak bu şekilde İsrail savcılığının peşine düşmesini engelleyebilir. Netanyahu’nun önceliklerinin başında bu geliyor. Zira rüşvet aldığına yönelik 4 suçlamanın yanı sıra son olarak askeri ve güvenlik kanadını ilgilendiren ve Almanya’dan İsrail ordusunun istemediği bir denizaltı alımını kapsayan bir dosya daha ortaya çıktı. İddialara göre bu alım sürecinde verilen rüşvet milyonlarca dolara ulaşıyor.
Genel olarak seçimlerin sonuçları, Yahudiler arasında aşırılığın arttığını ve orta sol bloğunun rolünün büyük oranda gerilediğini ortaya çıkardı. Sadece 6 milletvekili çıkartabilen İşçi Partisi ile 5 milletvekili çıkarabilen Meretz Partisi tarihe karışma sürecine girdi. Gantz-Lapid liderliğindeki genareller partisi Mavi-Beyaz İttifakı ise tam 35 milletvekili çıkardı. Bu, İsrail'de hiç de küçümsenmeyecek bir güç. Bu oran, partinin çoğunluğu Tel Aviv ve banliyöleri gibi kentsel-endüstriyel bölgelerden olan 1 milyondan fazla seçmenin oyunu aldığı anlamına geliyor. Ancak bu durum, merkezin İsrailli solcu çevreler ile bir araya gelmesinin sonucu olarak görülmemeli. Zira bu yeni parti İsrail’de yeni bir olgu yarattı. Dış güçlerin Netanyahu’ya verdiği dört ayaklı destek olmasa seçimleri kazanması işten bile değildi.
Dışarıdan verilen bu dört ayaklı destek seçimlerin sonucunu belirledi ve İsrail-Filistin çatışmasında minumum düzeyde bile uzlaşı arama olasılığını da rafa kaldırdı. Kuşkusuz Netanyahu’yu desteklemekte birleşen bu tarafların her birinin kendi vizyonu ve çıkarları vardı.
Netanyahu’yu destekleyen başlıca taraf ABD oldu. Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği'ni işgal altındaki Kudüs'etaşıma kararının ardından Başkan Trump bu kez de BM Güvenlik Konseyi’nin kararları ile Arap Birliği’nin 2002 yılında düzenlediği ve “toprak karşılığı barış” kararı aldığı Beyrut Zirvesi’ni tüm yönleri ile hiçe sayarak İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki hakimiyetini kabul etti.
Washington bu yaklaşımı ile kamuoyunda “Asrın Anlaşması” olarak bilinen projesini açıklamadan önce sahada dayatma yapmaya çalışıyor. Netanyahu da bu anlaşma hakkında “Ayrıntılarını bilmiyorum. Tek bildiğim İsrail’in var olan yerleşim birimlerinden hiçbirini boşaltmayacağıdır” demişti. Bu da Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin Siyonist oluşuma katılacağı anlamına geliyor.
Bu desteğin ikinci ayağını ise Rusya oluşturuyor. Avrupa’daki bütün halkçı güçleri açık bir şekilde destekleyen Moskova diğer yandan Netanyahu’ya verdiği desteği de açık bir şekilde ilan etti. Suriye’de İsrail ile arasındaki askeri koordinasyonun yanı sıra kendisine verdiği desteği seçim akşamında, İsrail’in 1982 yılında Sultan Yakub savaşında öldürülen İsrail askerinin kalıntılarını teslim almasını kutlamak için düzenlediği büyük askeri kutlamalar ve merasimler ile taçlandırdı. Bu devir teslim töreni aynı zamanda “Direniş” ekseninin ve özellikle de Suriye rejiminin bu operasyonun tamamlanmasında oynadığı rolü de ortaya çıkarmıştır. Moskova, ABD içinde ve dışında çok etkili olan bir mafyanın iplerini elinde tutan Yahudi lobisinin hizmetleri aracılığıyla Washington ile arasında bir iletişim kanalı sağlamak için Tel Aviv’e oynarken Suriye rejiminin tek derdi ve korkusu ise ayakta kalabilmekti. Bu ikisinin yolu da İsrail’in çıkarlarından geçiyordu. Direniş ekseninin diğer tarafları ise saldırgan bir ırkçı olarak Netanyahu’nun varlığını, bölgedeki egemenliklerini ölümsüzleştirmek için bir bahane olarak kullandı.
Bu dörtlü ayağın üçüncüsü ise Hamas’tı. Seçim yarışının kızıştığı bir dönemde Gazze’den sözde  “yanlışlıkla” atılan 2 roket Tel Aviv’i hedef aldı. Bu da Netanyahu’ya Filistinlilerin kanlarını dökerek İsrail’deki seçmenlere onların güvenliğini sağlayacak bir numaralı isim olduğunu gösterme fırsatını verdi. Tahran tarafından desteklenen ve Netanyahu’nun ofisi aracılığıyla da Katar’dan finansman desteği alan Hamas’ın bu hediyesine Netanyahu ne Batı Şeria ne de Gazze Şeridi’nde bir Filistin devleti olmayacağı ve Tel Aviv’in Mahmud Abbas başkanlığındaki Filistin yönetiminin Gazze’yi kontrol etmesine izin vermeyeceğini açıklayarak daha güzel bir hediye ile karşılık verdi
Dördüncü taraf ise Katar... Katar yönetimi; güvenilir yıldızı Azmi Bişare aracılığıyla bazı Filistinlilerin vicdanlarını satın alarak Ortak Arap Listesi’ni çökertmeyi başardı. İslami Hareket ve Azmi Bişare’nin eski lideri olduğu Birleşik Arap Listesi Partisi içerisindeki destekçilerini kullanarak Ortak Arap Listesi’ni böldü. Böylece Arap seçmenlerin temsil oranı yüzde 50’nin altına düştü. Şu aşamada 3 milletvekili kaybettiler ancak askerlerin de oylarının sayılması ile bu kaybın daha da artması bekleniyor. Halbuki seçimlere ortak bir şekilde girselerdi 2 milletvekili daha kazanabilir ve Netanyahu’nun yolunu kesmeye katkıda bulunabilirlerdi. Katar’ın; Siyonist planı destekleme ve Filistin Yönetimi’ni zayıflatmadaki rolü açık. Bununla yeni bir sürece girdi.
İsrail seçimleri Netanyahu’nun açık zaferi ile sona erdi. Ancak bu zafer, bir yandan Liberman’ın Hamas’ı tasfiye etmek için bir program hazırlanması şartları diğer yandan güçlü bir muhalefetin varlığı nedeniyle yeterli değil. Dolayısıyla kendisi yönetimde iken yargılanmasını engelleyecek yeni bir yasa tasarısını geçirmek Netanyahu için hiç de kolay olmayacak. Bu yılın ikinci yarısı, Netanyahu’ya açık bir şekilde yolszuluk ve rüşvet suçlamalarının yöneltilmesine ve erken seçim hazırlıklarına başlanmasına tanıklık edebilir. Ancak bu süre, uzlaşmanın bedelini karşılayacak uygun koşullar olmadığı için herhangi bir siyasi uzlaşı projesini rafa kaldırmak için yeterlidir. Buna kaşılık FKÖ üzerindeki kuşatma şiddetlenecek, Hamas’a yatırım önemli bir konu olmayı sürdürecek ve bunu ırkçı ve fanatik dalgalar izleyecektir.