Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

İran’ın saldırmazlık paktı teklifini nasıl değerlendirmeliyiz?

Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif ve Savunma Bakanı Mustafa Neccar, İran ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında saldırmazlık paktı önerisini yineledi.
Bazıları, bu önerinin Tahran tarafından atılmış dikkat çekici bir adım olduğunu ve tehlikeli gerilimi sonlandırmak ve yıllardır süren çekişmeyi bitirmek için önemli bir fırsat oluşturduğunu söyledi. Eğer teklif, samimi bir şekilde yapıldıysa gerçekten bu, önemli bir fırsattır.
Fakat bu teklif, bize 1989 yılında meydana gelen gelişmeyi hatırlatıyor. O dönemde Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Kral Fehd’e Suudi Arabistan ile saldırmazlık paktı imzalamayı önerdi. Kral Fehd, herhangi bir gerekçe ve öncül olmadığından ve Irak-İran savaşı yeni bittiğinden dolayı şaşırmıştı. Taraflar arasında anlaşma imzalandı. Ancak Irak’ın Kuveyt işgalinden bir yıl sonra Kral Fehd, anlaşmanın Suudi Arabistan’ın tutumunu tarafsızlaştırmaya yönelik bir girişim olduğunu keşfetti.
Her şeyden önce İran, komşuları Suudi Arabistan ve BAE ile barış konusunda ciddi olsaydı, sosyal medya aracılığıyla değil de diplomatik kanallar vasıtasıyla net bir teklif yapardı. Ancak Dışişleri Bakanı Cevat Zarif ve Savunma Bakanı Mustafa Neccar’ın basına yaptıkları açıklama, bölgedeki kamuoyunun zihnini karıştırmaya ve İran’ın barış, ABD’nin ise savaş isteyen taraf olduğu noktasında Arapları ikna etmeye yönelik bir girişim olduğu izlenimi veriyor. 
Genel olarak buradaki saldırı, İran’ın Suudi Arabistan ile BAE’ye savaş açması ya da saldırması ve aynı şekilde Suudi Arabistan ve BAE’nin İran’a savaş açması ya da saldırması demektir. Fakat sorun şu ki İran, klasik anlamda orduya sahip bir devlet değildir. Aksine İran, bölgeye yayılmış militanlara sahip ideolojik bir rejimdir.
Örneğin İran, sürekli Lübnan’a saldırarak, ülkeye egemen olan ve ülkenin politikalarını belirleyen silahlı bir parti kurdu. Ensarullah olarak da bilinen Husiler, İran tarafından desteklenen Yemen merkezli silahlı milislerdir.
Aynı şekilde Irak milisleri de böyledir. Anlaşmaya uyma zorunluluğu görülmeyen silahlı milislere sahip Tahran hükümetiyle saldırmazlık paktı nasıl imzalanabilir? Hatta bu milisler, anlaşmaya uymayı kabul etse bile birbirlerine güvenmeyen taraflar arasında bu tarz bir anlaşma için ne bir garantör ne de bir mekanizma var.
Bu tür anlaşmalardaki garantiler, güvene dayanmaz ve kâğıt üzerindeki imza mürekkebine eşit olmaz. Tam tersine garantiler, orduları azaltmak, silahlanmayı sonlandırmak, denetleme mekanizması kurmak, kara ve deniz bölgelerinde yer alan birlikleri tahliye etmek, provokasyondan vazgeçmek ve düşman gruplarını desteklemeye nihai bir şekilde son vermek gibi saldırı ihtimallerini bertaraf eden adımlar atarak gerçekleşir.
Suudi Arabistan, İran ile uzlaşma konusunda geçmişte her defasında hayal kırıklığı yaşadı. Suudi Arabistan, anlaşmazlık durumuna son veren bir anlaşma belirledi. Dönemin İçişleri Bakanı Prens Nayif bin Abdulaziz ve şu anki İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de bu anlaşmayı imzaladı.
Anlaşma gereğince ilişkiler yeniden başladı, elçilikler açıldı, konsolosluklar etkinleştirildi, ticari heyetler gelip gitti, hava sahalarının kullanımına ve yolcu taşımacılığına izin verildi. Bu dostluğun üzerinden uzun bir süre geçmeden Suudi Arabistan, Devrim Muhafızları’nın oyununu keşfetti.
Zira Devrim Muhafızları, düşman yerel gruplar hazırlıyor ve İran hava yollarını kaçakçılık için kullanıyordu. Bundan dolayı ilişkiler koptu ve eskisinden daha kötü hale geldi.
Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri -belki Katar hariç- hepsi de 40 yıldır devam eden krizi ve gerilimi bitirmek istiyor. Fakat Ayetullah Humeyni, devrimleri destekleme adı altında, Körfez ve diğer bölge ülkelerinin rejimlerini değiştirmeye kararlı olduğunu açıkladığından beri Tahran rejimi, ne felsefesini ne de faaliyetlerini değiştirdi.
Politikalar ve kişiler aynı. İran değişmedi. İran ve Kuzey Kore, dünyada son iki devrim ülkesidir. Birlikleri ve militanlarıyla bölgeye yayılan İran’ın aksine Kuzey Kore, kendi sınırları içerisinde dünyaya meydan okuyor. Dolayısıyla saldırmazlık paktı öneren iki yetkilinin basın açıklamalarına inanmamız ve bunu olumlu bir gelişme addetmemiz mümkün değildir.
Hamaney, Ruhani ve Kasım Süleymani, Yemen’de Husilerle irtibatlarına son verdiklerini ve Lübnan’da Hizbullah’ı silahlandırmayı durduklarını deklare etme konusunda ciddi olsalar, mesele bu kadar uzun sürmez. Bu mümkün mü? Bunu uzak bir ihtimal olarak görüyorum.