Hamad Macid
TT

Propaganda ve teşvik arasında ateizm

Terörist El Kaide lideri ile yaptığı uzun röportajları nedeniyle Al Jazeera televizyonunu eleştirenler haklıydı.
O zamanlar Al Jazeera, haberlerinin formu, sunum şekli ve içeriğinin yoğunluğuyla El Kaide ve sembolü Usame bin Ladin’in propaganda ve reklam kanalına dönüşmüştü.
Al Jazeera’nın Bin Ladin’in ideolojisini pazarlamasının arkasında belirli bir amaç mı vardı yoksa tek istediği ilginç bir haber yapmak ve öne geçmek miydi? Önemli değil. Asıl önemli olan yıkıcı bir ideolojinin propagandasını yaparak tabuyu yıkmış, El Kaide liderinden bir sembol ve kahraman yaratmış, sağlıklı zihinleri kirletmesi için şiddet ve aşırılık mikroplarının güçlü bir şekilde yayılmasını ya da en kötü ihtimalle terör düşüncesinin daha fazla sempati kazanmasını -ki bu hastalığın kuluçka dönemidir- sağlamış olmasıdır.
Bu durum sadece terör, şiddet ve aşırılıkçı düşüncelerin propagandası için geçerli olmayıp, ahlaki çöküntü, inanç ya da düşünce yozlaşması, ulusal birliği bölme, mezhepçilik ya da milliyetçilik propagandası yapan her türlü medya içeriği için geçerlidir.
Arapların büyük bir çoğunluğu nasıl ki düşüncelerinin yayılmasından korktukları için medyada eşcinsellerin toplantıları, birbirleri ile nasıl iletişime geçtikleri, onları ikna etme yolları ile ilgili bir geniş bir dosya ya da röportaj yayınlanmasını kabul etmiyorsa, aynı şekilde ateist ya da ateizme götüren veya dini ve milli değişmezlerin sorgulanmasına yol açan zehirli fikirlere sahip kişilerin propagandasını yapanlara da karşı olmalıdır.
Şüpheli düşüncelerin ya da dini ve milli değişmezleri sarsan görüşlerin sahiplerinin propagandalarının yapılmasının altında yatan tehlike, sadece arkasında bıraktığı şiddetli karışıklık ile sınırlı değildir.
Bundan çok daha fazlasını yaparak, aşırılık yanlısı düşüncelerin güçlenmesi, destekçilerinin, sempatiznlarının ve yandaşlarının çoğalması için uygun bir ortam yaratır. Çünkü her tepki bir karşı tepki uyandırır.
Deneyimler de aşırı soldan aşırı sağa fanatiklerin birbirlerine hizmet ettiklerini gösterir.
Örneğin radikal Müslümanlar, Yeni Zelanda’daki camilere saldırılar düzenleyen aşırı sağcı Hıristiyanların eylemlerini öne sürerek, buna yönelik tepkilerini de Sri Lanka’da birden fazla kiliseyi hedef alan terör saldırıları gerçekleştirerek göstermişlerdir.
Bu, karşı taraf için de geçerlidir. Radikal Müslümanların birçok Batı ülkesine gerçekleştirdiği terör saldırıları, aşırı sağcıların siyaset ve medyada pozisyonlarını güçlendirmelerine ve saldırılarını haklı göstermelerine yardımcı olmuştur. Aynı şeyi ateizm propagandası, sosyal ve ulusal barışı tehdit eden her şey için de söyleyebiliriz.
Evet; teşvik ile düşünce, ahlak ve inanç suçları yayan medya içeriklerini yayınlamak arasında çok ince bir çizgi vardır. Dini ve ulusal birliği yıkan, ateizme ya da inkara götürecek yollara teşvik eden bu tür medya içeriklerini kabul etmek için medyatik propaganda, düşünce ve din özgürlüğünü gerekçe gösterenler, daha önce Bin Ladin ile gerçekleştirdiği o uzun ünlü röportajı gibi Al Jazeera’nın El Kaide ve DEAŞ’ın önde gelen isimleri ile ilgili yaptığı yayınları da haklı göstereceklerdir.
Aynı şekilde Al Jazeera’nın öne geçme ve merak uyandırma adı altında terör ve aşırılığa teşvik etmesine de ses çıkarmayacaklardır. Bu, özgürlük ve merak uyandırma adı altında ulusal birliği sarsan görüşler aracılığıyla toplumsal barışı tehdit eden her türlü şüpheli düşünceler için de geçerlidir.