“Devrim” kelimesi birkaç harften oluşuyor olsa da dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle Avrupa'da, yaşamın gidişatını etkilemeye başladığından bu yana hakkında çok şey yazılıp çizilmiştir. Arap ülkelerinde, kelimenin adı askeri darbelerle beraber bilinir bir hale geldi. İlk başta, yazarlar ve gazeteciler bir avuç subayı iktidara taşıyan askeri hareketler hakkında farklı kelimeler kullanmaktan çekinmediler. Farsçada “darbe” kelimesi “devrim” anlamında kullanılıyor. Bazı durumlarda bu kelime yerine düzeltme, kurtarma vb. kelimeler kullanılmıştır.
Darbe kelimesi, meşruiyete karşı komplo anlamı taşımaktadır, bu yüzden ordu kendi hareketlerine daha ziyade “devrim” demeyi tercih etmiştir. Arap ülkelerindeki askeri hareketlerin birçoğu, ordunun var olan iktidarı zorla ve silah kuvvetiyle ele geçirilmesi anlamına gelen “darbe” şeklinde gerçekleşmiş olsa da söz konusu olumsuz hamleye bir “reçete” uydurularak “devrim” denmiştir. Bu reçete, bir dizi slogan veya politika içeriyor: Arap birliği, Filistin davasına destek, anti-emperyalizm, sosyalizm, Sovyetler Birliği ile yakınlaşma ve ağır sanayi hamlesi…
Askeri darbelere, sabahın erken saatlerinde resmi ulusal radyodan ilk resmi açıklama yapılarak başlanır, ardından darbeye destek sesleri yükselmeye başlar. Darbecilerin ilk açıklaması, kalıplaşmış cümleler içerir; yıkılan rejimin bozgunculuğundan ve yeni iktidara gelen taifenin adalet, ilerleme, zulmün kaldırılması, Filistin’in kurtuluşu vs. bağlamındaki hedeflerinden bahsedilir. Nedenleri ve hedefleri, başarıları ve başarısızlıkları bir darbeden diğerine değişebilmektedir. Askeri darbelerde kanın akması kaçınılmaz bir durumdur ve bu türden hareketler lider kadronun birbirine düşmesi şeklinde neticelenir. Ancak bu darbelerin niteliği her zaman aynıdır, devrim.
“Devrim”e neden olan saiklar, Arap ülkelerindeki varlığının anatomisi objektif ve bilimsel bir metodoloji ile sorgulanmadı, dolayısıyla da tutarlı bir veri elde edilemedi. Elbette ki bunun pek çok nedeni var, bunlardan en önemlisi ideolojik ve politik tek seslilik, bilimsel standartların yokluğu, akademik çalışmaların yetersizliği ve fikri sığlık. Bazı Arap ülkelerinin bu yüzyılın ikinci on yılının başında tanık olduğu “Arap Baharı” birçok şekilde nitelendirildi; halk devrimi, isyan, komplo, fitne, iktidar mücadelesi ve diğerleri… Olayı derinlemesine ve çok yönlü inceleyen bilimsel bir çalışma yapılamadı. Bilakis yapılan tahliller daha ziyade siyasi ve çıkar odaklı renklere sahip, izlenime dayalı gazete analizlerini andırıyordu.
İki Libyalı akademik profesör, Dr. Malik Ubeyd Ebu Şuheybe ve Dr. Mahmud Muhammed Halef, “20. Yüzyılın Sonlarındaki Devrimler" adlı bir kitabı Arapçaya çevirdi. Bir grup sosyoloji ve siyaset profesörü de kitaba katkı sundu. Çevirinin ilk baskısı 2003 yılında yayınlandı. Bazı Arap ülkelerinde yaklaşık yedi yıl sürecek hareketliliğe henüz tanıklık etmemiştik. İki çevirmen kitabın önsözünde şunları söylüyor: "Bu kitabı Arapçaya aktarma fikri esasında yapmış olduğumuz ‘Siyasal teoride devrim: devrimin bilimsel bir çalışmasına doğru’ başlıklı analitik ve teorik bir çalışmadan doğdu.” Kitap, 20. yüzyılın üçüncü çeyreğinde gerçekleşmiş halk destekli on devrim hareketinin bir incelemesi. Bunlardan yedisi eski rejimleri düşürdü, bölgesel ve uluslararası politikaları etkiledi. Paradoksal olarak bu kitap, aramızda neler olup bittiği hakkında daha dün yazılmış gibi duruyor.
Kitabın editörleri, dünyanın farklı ülkelerinde 20. yüzyılın sonlarına ait on devrimi masaya yatırdılar ve derinlemesine analiz ettiler: Vietnam, Nikaragua, İran, Polonya, Afganistan, Filipinler, Kamboçya, Zimbabwe, Güney Afrika. Yazarlar 1987'deki Filistin intifadasına ilişkin bir bölüm eklediler. Yazarların amacı, etnik, sosyal, politik, dini, entelektüel açıdan birbirinden farklı, coğrafi olarak da birbirine uzak çeşitli ülkelerde gerçekleşen devrimlerden elde edilmiş objektif bir bilimsel özete ulaşmaktır. Devrim tüm yönleriyle ele alınmış, kavramsal bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır.
Çevirmenlerin, kitabın giriş kısmında söz konusu çalışmanın yöntemine, içerdiği kavramlara dair vermiş oldukları bilgilerle dahi bu kitaba ayrı bir derinlik ve boyut kattıklarını söyleyebiliriz. Devrim ve darbeleri tetikleyen saiklara dair âlimlerin sundukları görüşler, kitabın giriş kısmında kendine genişçe yer buldu. İngiliz toplumbilimci Giddens’in askeri darbe ile devrim arasında farka işaret eden analizi bazı ülkelerin geçen yıllarda şahit olduğu pek çok şeye ışık tutabilir. Dr. Mahmud Halef, Giddens'den şöyle bir alıntı yapıyor: "Devrim sadece siyasi liderliği değiştirmiyor değişime sosyolojik bir anlam kazandırıyor. Devrim, kapsamlı kolektif bir seferberlik içermeli, büyük reform ve değişikliklere yol açmalıdır.”
1961 ve 1965 yılları arasında dünya, 48 iç savaşa ve devrime tanık oldu. Yalnızca 9'u zafer veya büyük imtiyazlarla sonuçlandı. 35’i ise askeri yenilgiyle sonuçlandı ve bunlara dair çatışmalar hala devam ediyor. Devrimlerin yol açtığı politik değişim halkalarının her birinde, çeşitli sosyolojik ekonomik ve politik süreçlerde yeni kazanımlar ortaya çıkabilmektedir. Burada yönetime dair standartlar, değişimle elde edilen sonuçla başlıyor; devrimle hedeflenen sonuçlar gerçekleşti mi? Sorusu önem kazanıyor. Elbette, değişim hareketinin başarısından sonra, ülkenin karşı karşıya kaldığı pek çok zorluk var.
Yeni güç dengeleri pek çok farklı yönelimi, dengeleri ve düşünceleri de beraberinde getirebilmektedir. Kitabın üçüncü bölümünde sayfa 143’te, Jack Goldstone şunu söylüyor: “Devrim, hükümetin zorla devirilmesidir, ardından iktidarın, politik ve bazen de sosyal kurumlar tarafından yönetilen yeni bir cemaat tarafından karmaşık bir süreçte güçlendirilmesi gelir. Hükümetin çöküşü ani olabilse de, düşmelerine neden olan nedenler, mücadeleciler ile iktidardakiler arasındaki güç mücadelesinin bir sonucu olarak gelmektedir, dolayısıyla istikrarlı bir devletin yeniden inşası genellikle yıllar alır.” Goldstone, iktidarın yıkılması ve yeni bir cemaatin iktidarı devralmasından sonraki sürece dair başka bir öngörü ekler: “Radikaller bu ideolojik temele hâkim olduklarında, sonraki rejimde baskın güçler olarak ortaya çıkmaları muhtemeldir. Bu gözlem, devrim sonrası çatışmalarda kendine alan yaratmaya çalışan ılımlı cemaatler için bir strateji önermektedir. Bu nedenle, bu devrimci çatışma modeli, genel yönetim düzeyinde öngörülebilir ve uygulanabilir bir kabiliyete sahiptir.”
Birçok Arap ülkesinde gerçekleşen intifadalara dair objektif bilimsel çalışmaların, derin, tarihsel ve bilimsel çalışma laboratuarına girmesi çok zaman alacaktır. Neden mi? Dr. Mahmud Muhammed Halef ‘Siyasal teoride devrim: devrimin bilimsel bir çalışmasına doğru’ başlıklı çalışmasının birinci bölümünde bunu şu şekilde izah ediyor: “Tarihçi, diğer gözlemciler, araştırmacılar, kursiyerler, uzmanlar ve profesyonel diplomatlar tarafından hazırlanan raporlara ve belgelere ulaşma şansını ancak yıllar sonra elde edebilmektedir. İşlevsel olarak görevleri kısmen gizli raporları hükümetlerine iletmek olduğu için son dilim oldukça önemlidir, zira hadiseler ve nedenleri hakkında bütüncül bir resim oluşturmaya katkı sunabilmekteler. “
Zaman, olayların jeolojisinin bilimsel olarak tespitinde, meselenin sosyal, politik ve hatta psikolojik köklerine inilmesinde önemli bir faktördür. Hiçbir şey yokluktan doğmaz, olayların rahmi varlıktır, önemli olan, olup bitmiş hadiselerin üzerinden sis perdesini aralayabilmektir. Birisi Mao Zedong'a Fransız Devrimi hakkındaki görüşlerini sorar. Lider şu soruyla karşılık verir: Bu devrim ne zaman gerçekleşti? Soru soran ona cevap verir: Neredeyse 200 yıl önce. Mao Zedong'un cevabı: ‘herhangi bir yargıda bulunmak için çok erken’ olur.
TT
Devrimler, kimya laboratuvarında
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة