Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

Libya’ya gelmeyen politik çözüm

Geçmişte ABD birçok kez; doğru yola girmeden ve takip etmesi gereken yolu bulmadan önce uzun uzun düşünen bir adam gibi dünyanın farklı ülkelerine yönelik politikalarında bütün hatalı çözümleri denerdi. Deneye deneye sonunda doğru çözüme ulaşır hatta bazen ulaşamazdı.
Halihazırda bu anlamı en iyi şekilde temsil eden bir durumu arayacak olsak açık ve net bir örnek olarak Libya’dan daha iyisini bulamayız.
Çevremizdeki örnekler arasında bunu en iyi anlatan örneği araştıranlar; Washington’un en başından beri siyasi desteğini, “Ulusal Mutabakat” hükümeti ya da uluslararası toplum tarafından –elbette başında kendisinin bulunduğu- tanınma meşruiyetine sahip bir hükümet olarak gördüğü için Fayiz Serrac’ın başında bulunduğu hükümete verdiğini keşfedecektir. Zaten bu destek olmasa Serrac’ın hükümeti bir gün bile başkent Trablus’u yönetemezdi.
Esas olarak Fas’ta imzalanan ünlü Suheyrat Anlaşması’na dayanarak kurulan bu hükümetin uluslararası toplum tarafından tanınmasının nedeni, özelde Müslüman Kardeşler’in Libya kolunu genelde ise siyasal İslam akımını içeren bir hükümet olduğu içindir.
Serrac hükümeti gerçekten de Libya toplumunu bir araya getirebilen bir hükümet olsaydı, uluslararası toplumun ya da bizzat ABD yönetiminin desteğine sahip olmasına büyük olasılıkla hiçkimse karşı çıkmazdı. Aynı şekilde kendisine sığınan, gölgesi altında saklanan, onun gibi görünen Müslüman Kardeşler, açıkça ve herkesin önünde şiddete inanmadıklarını, şiddete başvurmadıklarını, kışkırtmadıklarını, başta sivil anayasası ve kanunları, birliği olmak üzere ulusal devlet ilkelerine saygı duyduklarını deklare etmeye hazır olsaydı hiçkimse bu hükümete itiraz etmezdi.
Fakat bunların hiçbiri olmadı. Çünkü Serrac hükümeti yakın bir zamanda Mareşal Halife Haftar’ın liderliğinde ülkeyi kötü güçlerden temizleyen Libya Ulusal Ordusu ile anlaşmazlığa düştüğünde herkes başkentte kendisine ait bir ordu bulundurduğunu ve bu orduyu ülkenin ulusal ordusuna karşı kullandığını gördü. Serrac hükümetinin istihdam ettiği bu ordu, bilinen anlamıyla düzenli bir ordu değil, bazen gizlice bazen de aşikar bir şekilde farklı taraflardan silah yardımı alan çeşitli milis güçlerden ibarettir.
Modern anayasalarda neredeyse hiçbir ülkede ve anayasada değişmeyen bir anayasal metin vardır. Bu metne göre herhangi bir ülkenin topraklarında silahlanma ve silahı kullanma hakkı sadece devlete aittir. Ülke içerisinde başka herhangi bir tarafın silahlanmasına ve silah kullanmasına, bu konuda devlet ile rekabet etmesine izin verilemez. Yine bu metne göre herhangi bir devlet bu hakkı sadece istediği için değil topraklarında güveni sağlamak, sınırlarını muhafaza etmek, istikrarını korumak, ayrım yapmadan istisnasız bütün vatandaşları arasında adalet ilkelerini uygulayacağı kuruluş aşamasına ulaşmak için kendi tekelinde bulundurur.
Libya’da en başından beri var olan bu ayrım hala devam etmektedir. Libya Ulusal Ordusu'nun; ulusal devletin temellerini muhafaza etmesi ve sınırlarını koruması,yasalara karşı gelenlerin vatandaşlarının günlük hayatlarını tehdit etmesini engellemesi için ihtiyacı olan silahları elde edilmesi engellendi.
BM’nin kendisi Serrac hükümetine meşruiyet sağlayıp ülkeyi geleceğe yönlendirecek siyasi bir çözüme ulaşma gayesi ile kendisine ardı ardına özel temsilciler gönderirken, Libya Ulusal ordusuna New York’taki BMGK’nin kararı ile ambargo uygulandı.
Halihazırda BM Libya Özel Temsilcisi görevini yürüten Gassan Selame, Libya’ya gönderilen 5’inci özel temsilcidir. Selame’nin gerçekleştirmeye çalıştığı siyasi çözümün ise Libya’daki duruma çare olacak siyasi bir çözüm gibi görünmediği açıktır. Libya’da siyasi çözüm ne Selame’nin ne de kendisinden sonra gelecek ve belki de sayıları 100’e ulaşabilecek özel temsilciler tarafından sağlanamayacaktır. Bunu söylememizin nedeni; ülkenin ulusal ordusunun ihtiyacı olan silahları elde etmesinin engellendiği bir ortamda, siyasi çözümden bahsetmenin gelmeyecek bir şeyi beklemek ve bir seraptan bahsetmeye benzemesidir. Bu, bir tür kandırmacadan başka bir şey değildir.
Geçtiğimiz salı günü Güvenlik Konseyi’nden Libya’ya uygulanan silah ambargosunun uzatılması kararı çıktı. Ama alınan bu kararda, sıradan bir okuyucunun okuduğunda anlayabileceği gibi ambargonun bütün Libya’yı kapsadığına dair hiçbir işaret yoktu. Bilakis bu ambargo sadece Ulusal Ordu için geçerlidir.
Belki de bu yüzden; Belçika ve Güney Afrika gibi Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmayan iki ülke, diğer üyeler gibi kararı onaylamalarının hemen ardından Libya’ya karadan ve denizden silah akışının devam etmesinden duydukları üzüntüyü belirttiler.
Ancak üzüntülerini bildirdikleri ve Libya’ya karadan ve denizden silah akışının devam ettiğini belirttikleri açıklamalarında eksik bir bilgi vardı. O da Libya topraklarına ve sahillerine silah akışının ordu dışında birçok tarafın çıkarına gerçekleştiğidir.
Ulusal ordu başkent Trablus’ta insansız hava araçları düşürüyor ve uçakların Türk yapımı olduğunu belirtiyor. Ulusal ordu bu açıklamaları ile sanki uluslararası toplumu, Serrac’a bağlı milisleri bu uçaklar vb. silahlarla destekleyen Türklere karşı harekete geçmeye çağırıyordu. Ama buna rağmen BM’de hiçkimse harekete geçmedi. Uluslararası toplumdan bir kişi bile çıkıp da sadece meraktan da olsa Türkiye’ye Libya kıyılarına silah kargoları gönderdiğini sormadı.
Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinin ortak kararı ile ambargo kararı alınıyorsa bunun anlamı; daimi üye olan ABD’nin bunu kabul ettiği, onayladığı ve tasvip ettiğidir. Yine bundan ABD’nin Libya’da siyasi bir çözüme ulaşılması arzusundan bahsederken ciddi olmadığı anlamı çıkmaktadır. Çünkü bahsettiği ve BM temsilcisinin araştırdığı türden bir siyasi çözümün Serrac hükümeti ve milisleri istedikleri silahlara sahip olurken, ulusal ordunun ihtiyacı olan silaha ulaşamadığı bir ortamda gerçekleşmesi mümkün olmayan bir çözümdür.  
Buradaki “istediği” ile “ihtiyacı olan” fiilleri arasındaki fark tamamen anlaşılırdır. Yine açıklanmaya, yorumlanmaya ya da izaha ihtiyaç duymayacak kadar nettir.
Libya’nın istikrarına giden yol; silah ambargosunu ulusal ordu yerine milis güçlere uygulamak ile başlayacaktır. Bu, uzun bir yolda atılacak ilk gerçek adımdır.