Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Ulusal çıkarlar, dayatmalar ve popülizm

Lübnan’ın eski başbakanları, ulusal çıkarlar için Suudi Arabistan’a gitti. Halk ve yönetim olarak Suudi Arabistan, Arap ve İslam dünyası için ana mercidir. Ancak Suudi Arabistan, Lübnan için bundan daha fazlasıdır. Suudi Arabistan, Arap ve ulusal meselelerde de ana mercidir. Unutmamalıyız ki Kraliyet, 1989 yılında savaşı bitiren ve anayasayı yapan Taif Konferansı’na ev sahipliği yaptı. Ayrıca Suudi Arabistan, en az üç defa Lübnan’ı imar etti. Yüz binlerce Lübnanlı, Suudi Arabistan’da çalışıyor. Geçmiş yıllarda din, eğitim ve hayır kurumlarına yaptığı yardımların, bağışların ve hediyelerin yanı sıra Kraliyet, Merkez Bankası’ndaki mevduatla Lübnan’ın mali bütünlüğünü de korudu.
Neden bunu şimdi zikrediyoruz? Bunu tabii ki başbakanların ziyaretinden, Kral Selman bin Abdülaziz’in onları karşılamasından, yukarıda bahsi geçen konulardan, devleti, rejimi, Lübnan halkının birliğini, istikrarını ve güvenliğini tehdit eden büyük tehlikelerden dolayı zikrediyoruz. Hizbullah Genel Sekreteri’nin 12 Temmuz 2019 Cuma  akşamı yaptığı konuşması tüm bunları açıklıyor. 30 küsur yıl boyunca Lübnanlıların, Arapların ve uluslararası toplumun İran yanlısı silahlı örgütün bu tarz söylemlerine ve uygulamalarına alışmasına rağmen bu defa Hizbullah Genel Sekreteri, Washington ve Tahran arasında cereyan eden ekonomik ve güvenlik savaşında İran ve ekseninin fiilen zafer kazandığını dile getirdi. Öyle ki ABD’nin iki Hizbullah milletvekiline ve bir güvenlik yetkilisine yaptırım uygulamasıyla birlikte ekonomik ve güvenlik alanında Lübnan’a yönelik savaş zirveye ulaştı. Daha önce de Trump yönetimi ve Avrupa ülkeleri, Hizbullah’ı terör örgütü listesine almıştı.
Mevcut durumda Lübnan için tehlikeli olan, Lübnan devletiyle Hizbullah arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır. Bugün Lübnan’daki olgu, yaklaşık 20 yıl önce başladı. Fakat bu olgu, mevcut dönemde zirveye ulaştı. Şöyle ki Hizbullah milletvekillerine yönelik yaptırımların açıklanmasının hemen ardından Lübnan Cumhurbaşkanı, Temsilciler Meclisi Başkanı ve Başbakan bu tutumu kınayarak kendilerine yaptırım uygulanan milletvekilleriyle dayanışma içine girdi. ABD söz konusu yaptırım kararını Hizbullah’ın ve söz konusu isimlerin Lübnan devletini parçalamayı hedefleyen faaliyetler içine girmesi nedeniyle aldı. Bunun için Obama ve oğul Bush döneminden beri ABD yönetimi, Hizbullah’ın askeri, güvenlik, mali ve idari yönetimlere yönelik ihlallerinin Lübnan’ın içişlerini ve devletin Arap ve uluslararası ilişkilerini tehdit ettiği konusunda Lübnan’ı birçok kez uyardı. 
Hizbullah Genel Sekreteri, daha önce birçok defa İran’la olan irtibattan bahsetti. Kendi savaşının İran savaşı ve kendi barışının İran barışı olduğunu söyledi. Hatta ABD-İran arasındaki gelişmelere bağlı olarak İsrail’i tehdit etti. Son yıllarda Suudi Arabistan’a karşı düşmanca söylemleri arttı. Sonunda Hizbullah Genel Sekreteri şu açıklamayı da yaptı: Husilerin direnişi olmasaydı Trump, Yüzyılın Anlaşması’nda başarılı olacaktı.
Hizbullah ve İranlılar, Lübnan’ın ardından Suriye, Irak, Yemen, Bahreyn ve Kuveyt gibi farklı Arap ülkelerinde savaşçı, katil ve göç ettirici unsur olarak hareket etti. Hizbullah Genel Sekreteri, her gelişmede bunun İran stratejisiyle bağlantılı olduğunu dile getirdi. Kral Selman döneminde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran işgaline karşı koyduğundan dolayı Hizbullah Genel Sekreteri, Kraliyet’e saldırıyor. 4 Arap başkentini kontrol etmekle övünmelerinin ardından bu durum, İran ve taraftarlarını tedirgin etti. Suudiler, Yemen, Suriye, Irak, Bahreyn ve Lübnan’dan vazgeçmenin ve bu ülkeleri İran işgaline terk etmenin ne demek olduğunu başkalarından daha iyi biliyor.
Lübnan’da ve söz konusu ülkelerde rahatsız edici ve endişe verici yeni bir olgu mevcut: İran yanlıları. Arap ülkelerindeki üst düzey yetkililer, ideolojik ya da menfaat dürtüsüyle İran çıkarlarını kendi ülkelerinin çıkarlarına tercih ediyor. Bu durum, son yıllarda Lübnan’da açık ve net bir şekilde yaşandı. Şöyle ki Lübnanlı yetkililer, Hizbullah’ın havaalanı, liman ve çeşitli kurumları işgal etmesine sessiz kalmakla yetinmeyip uluslararası kararlara, Arapların ortak görüşlerine ve ulusal çıkarlara karşı İran’ın söylemlerini de benimsedi. Bazı Lübnanlı yetkililer, İran-Rusya himayesinde bölgede “Azınlık Koalisyonu” söylemini kabul ettiğini açıkladı.
Taif Anlaşması, anayasa ve ortak yaşam en azılı düşmana dönüştü. Anayasayı değiştirmekten bahsettiler. Seçim yasasında Hıristiyanları Müslümanlardan ayırmaya çalıştılar. Hıristiyanların hakkı olduğu gerekçesiyle kamu görevlerine saldırdılar. Çünkü Müslümanların hakları uzun süre önce sona erdi. Devlet kurumlarında açık bir şekilde yolsuzluk yaptılar. Yolsuzluk yapmaya da devam ediyorlar. Maalesef bunu da “Hıristiyanların haklarını geri alma” adı altında yapıyorlar.
Lübnan’da ne Hizbullah’ın ne de yeni popülizmin işgaline karşı somut bir muhalefet kaldı. Hizbullah Genel Sekreteri, son konuşmasında yeni popülizmin en değerli müttefiki olduğunu ifade etti. Özellikle Cebel-i Lübnan’da meydana gelen olayların ve ülkedeki ekonomik çöküşün ardından devlet ve rejim içerisinde artan bu kriz, eski başbakanları Suudi Arabistan’ı ziyaret etmeye teşvik etti. Nitekim kriz zamanlarında üst düzey Lübnanlı yetkililer de böyle yaptı. Kral ve diğer yetkililerle görüşmeye yönelik bu tutum ilk defa meydana gelmiyor. Anayasa, ekonomi ve istikrar gibi konuların yanı sıra ABD, İsrail ve İran arasında ‘irtibat hattına’ dönüşme gibi tehlikelere dikkat çekmek için önceden açıklamalar yapıldı.
Lübnan Temsilciler Meclisi, halen 2019 yılı bütçesini görüşmeyi bir kenara bırakmış durumda. Hükümeti oluşturan taraflar, bütçeyi mecliste kendileri görüşecekler. Buna rağmen birçoğu yapılanlardan memnun ve de hoşnut değil. Çünkü yolsuzluk devam ediyor. Yolsuzluğu ve israfı engellemeden yeni vergiler koymak,  halkın yoksul kesimine zarar veriyor. Tabii bütçe onaylanacak. Hizbullah ve Genel Sekreteri, Lübnanlıları ve dünyayı tehdit etmeye devam edecek. Şizoit popülizm, mezhep temelli hareket etmeyi körüklemeye ve vatandaşlar arasında ayrılığı yaymaya devam edecek. Fakat şöyle diyenler de var:
“Lübnan daima böyleydi. Bunun için daha büyük olaylar olacak diye endişelenmeyin. Nice mutlu yıllara!”