Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Lübnan, yetkilileri ve meşruiyetleri!

İran’ın gerek doğrudan gerekse Arap ülkelerinde yuvalanan milisleri üzerinden Suudi Arabistan’a yönelttiği saldırılardan sonra Beyrut banliyösündeki Hizbullah Genel Sekreteri çıkıp peş peşe yaptığı açıklamalarla Suudi Arabistan'a saldırdı ve Riyad'a üstün geldiğini iddia etti.
Daha sonra da İran’ın, BAE ile birlikte Suud'u da yerle bir edeceğini söyledi. Kendisi de Velîyy-i Fâkih ordusunun bir askeri olarak kabul ediliyor.
Buradaki ‘Velî’ ise çağın Hüseyin’i!
Yıllardır tekrar eden resitali böylece devam ediyor. Beyrut’ta çıkan Yurdun Sesi (Nidau’l-Vatan) gazetesi, Nasrallah’ın son konuşmasının ardından şu başlığı attı:
Hamaney Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz!
Savcı, bu başlıktan ötürü gazeteyi basın mahkemesine havale etti. Gerekçe ise kardeş cumhuriyetle olan ilişkileri aşağılamak ve kötülemek!
İran’ın ve Hizbullah’ın liderinin Krallığa yönelik saldırıları peki? Kimse buna bir cevap vermedi.
Suudi petrol tesislerine yönelik son saldırıyı kınayan Başbakan bile ABD de dahil olmak üzere herkesin adını zikrettiği saldırgandan bahsetmedi.
Olay, Cumhurbaşkanı’nın Dışişleri Bakanı olan damadı Cibran Basil’e iletildiğinde o da hiç duraksamadan şöyle dedi: Suudi Arabistan’ın Yemen’de yaptıklarını kınamadığımız sürece Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınamamız doğru olmaz!
Bir kabahatten daha büyük olan bu özür karşısında şaşırmamamız gerekir. Zira Basil’in tutumunun yıllardır aşinasıyız.
Öyle ya İran’daki Suudi konsolosluğu ve elçiliğine yönelik saldırıyı da o dönemde kendisini uzak tutma gerekçesiyle kınamaya yanaşmamıştı.
Lübnan rejimi geleneksel olarak şu üç meşruiyete dayanır:
Birincisi, Taif anlaşmasının ve Anayasaya dayanan ulusal meşruiyet;
İkincisi ise Lübnan’ın bağımsızlığından bu yana Arap Birliği sözleşmesinde imzası bulunması, Arap fikir birliğine bağlı olması ve Arap çıkar sisteminden yararlanmasından kaynaklanan Arap meşruiyetidir.
Bu ikinci meşruiyet kapsamında yüz binlerce Lübnanlı, Krallık ve diğer Körfez ülkelerinde çalışır ve Krallık, özellikle Hizbullah ve İsrail arasındaki 2006 savaşından sonra güneyi başta olmak üzere Lübnan’ın yeniden yapılandırılması işini bizzat üstlenir. Üçüncü meşruiyete gelince bu da Lübnan’ın bağımsızlığından bu yana BM üyesi de olmasına dayanır.
Lübnan’ın çıkarı, güvenliği ve himayesi için çıkarılan birkaç uluslararası karar mevcut.
Bunlardan 1559 no’lu karar, Lübnan toprakları üzerinde yabancı bir ordunun ya da silahlı milislerin varlığını yasaklar.
2006’da alınan 1701 no’lu karara göre ise Lübnan ordusu ülkenin güneyine geri döner ve işgal edilmiş Filistin ile olan sınırların korunmasında uluslararası güçlerle işbirliği yapar.
Bu karar, Litani nehrinin güneyinde Lübnan ordusu ve BM güçleri dışında silahlı güçlerin bulunmasını kabul etmez.
2016’da göreve başlayan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın döneminde üçüncü meşruiyet yoğun bir şekilde ihlal edildi. Ulusal meşruiyete gelince; General 1989-1990 yıllarından bu yana daima cumhurbaşkanlığının yetkileri ile Hristiyanların haklarına aykırı olduğunu düşündüğü Anayasaya ve Taif Anlaşması’na karşı olduğunu belirtti.
Mevcut Anayasanın temellerine göre cumhurbaşkanı olarak seçildikten sonra da pratikte tutumu değişmedi. Cumhurbaşkanı ve damadı olan Dışişleri Bakanı, resmiyette yürütme erkinin başı olan Başbakan’ın yetkilerini de devraldı.
Bu durum, Cumhurbaşkanı’nın, Bakanlar Kurulu’na neredeyse her zaman başkanlık etmesinde kendini gösteriyor. Aynı şekilde yargı, diplomasi ve idare atamalarında da göze çarpıyor. Anayasaya göre birinci ekibin görevleri, yalnızca ‘pay’laştırmaya tabidir. Ama Cumhurbaşkanı ve Basil, dördüncü ve beşinci ekibin görevleri de olsa devletin tüm görevlerinin Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında ‘pay’laştırılması gerektiği konusunda ısrarcı!
Sivil Hizmet Kurulu’nun yürüttüğü seçme sınavlarında başarılı olan Hristiyanların sayısı hiçbir zaman yarıyı oluşturmadığı için başarılı olan yüzlerce Müslüman, senelerdir atanmadı. Çünkü ilgili bakan ve Başbakan’ın yanı sıra Cumhurbaşkanı imzalamayı reddediyor. Diplomatlar, noterler, Lübnan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri gibi kesimlerde başarılı olanların çoğunluğu Hıristiyan oluyor ve bunlar kimsenin itirazı ile karşılaşmaksızın her zaman atanıyor. Cumhurbaşkanı’nın görevde olduğu yaklaşık üç yıl boyunca bu durum, devletin diğer makamlarının Özgür Yurtsever Hareket’ten tekrar oluşturulmasına yol açtı. Üstelik yeterlik şartları gözetilmeden. O kadar ki Samir Caca, Süleyman Franciye ve son olarak Velid Canbolat gibi diğer Hristiyan güçlerin bu konudaki yakınmaları yoğunlaştı. Bununla birlikte Basil, bir keresinde Anayasa’nın, metnini değiştirmek söz konusu olmazsa da uygulamada değiştirilmesi gerektiğine işaret etti. Bir konferansta ise, Sünnilerin Hristiyanların haklarını yediğini, kendisinin de bu hakları geri almayı istediğini söylemişti. Cumhurbaşkanı da Anayasanın 95. ve ‘pay’laştırmaya ilişkin maddesini, tekrar yorumlanması için Temsilciler Meclisi’ne gönderdi.
Lübnan’ın Arap meşruiyetine gelecek olursak bu da Cumhurbaşkanı ve damadının, Hizbullah ve Beşşar Esed ile kurulan ittifaktan hareketle Araplara karşı politikalar izleme konusundaki ısrarlarından ötürü yarıldı. Bu, tüm açıklamalar ve tasarruflarla da kendini belli ediyor.
En büyük ihlalse Lübnan’ın uluslararası meşruiyetinde yaşandı. Nitekim Hizbullah milislerinin varlığı, tesisler ve kurumlar üzerindeki kontrolü, ayrıca Lübnan’ın güneyinde sınırlara yakın bir noktada silah üslerinin bulunması, 1559 ve 1701 no’lu BM kararlarına aykırıdır. Bu, iki ay önce BM güçlerinin yıllık yenilenmesi esnasındaki tartışmalarda uluslararası güçler tarafından dile getirildi. Cumhurbaşkanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın ve hatta Başbakan’ın açıklamalarına baktığımızda 2006’dan bu yana ilk kez yetkililerin, Hizbullah’ın silahlanmasının meşruiyetini ve tüm gerekçelerini kabul ettiğini görürüz. Cumhurbaşkanı diyor ki Lübnan, ordusunun zayıflığından ötürü Hizbullah’ın silahına, terörle mücadele etmek için de Hizbullah’a muhtaç.
Başbakan da 2005 yılında Refik Hariri’yi öldürmesine, 2008 yılında Beyrut’u silahla işgal etmesine ve 2005 ile 2013 yılları arasında uyguladığı suikastlara rağmen Hizbullah’ın içeride silah kullanmadığını söylüyor.
Cumhurbaşkanı, Hizbullah silahının Ortadoğu krizi son bulana kadar var olacağını da söylemişti!
Hizbullah’ın etkinliği ve asıl olarak Arap ülkelerine ve kasıtsız olarak aralarında, iki tarafın da gözettiği ‘çatışma kuralları’ bulunan İsrail’e yönelik tehditleri artarken ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Lübnan’a geldi.
Lübnan’a Amerikalıların, Hizbullah ile iş tuttuğu gerekçesiyle kapatılmasını emrettiği Jammal Bank’ın tasfiyesini gözetlemek için gelen Amerikalı yetkili, Hizbullah’a yönelik baskının artması ve Hizbullah ile finans faaliyeti yürüten şüpheli siyasetçilerin, iş adamlarının ve Hristiyan ve Sünni bankaların cezalandırılması konusunda tehdit etti!
Bilindiği üzere Lübnan, boğucu bir mali ve ekonomik krizden geçiyor. Geriye kalan tek umut, Cumhurbaşkanı Macron’un bir yılı aşkın süre önce gözettiği konferanstan çıkan Sedir (CEDRE) projesinin desteklenmesi.
Başbakan Hariri, Paris’e giderek Macron ile görüştü. Yolda Riyad’a da uğradı. Lübnanlı gazeteler, Suudi bir yetkilinin yaptığı açıklamaya dayanarak Riyad’ın yardım sözü verdiğini yazdı. Hariri, Fransa’dan basit umutlarla Lübnan’a döndüğünde onu Temsilciler Meclisi’nde bir Hıristiyan devrimi karşıladı. Zira O ve Meclis Başkanı, Hristiyan bölgeleri için on milyonlarca kararı geçirememişti.
Bu büyük felâketin, alışıldık bir şekilde oluk oluk akan israfın ve Nasrallah ile Basil’in Suudi Arabistan Krallığı’na yönelik düşmanca siyasetlerinin ortasında soruyoruz: Suud ve diğer Körfez ülkeleri, neden Lübnan’a yardım etmek zorunda olsun ki? Fransızlar ve Amerikalıların bile sabırları tükenmişken biz, sabrından dolayı Suudi Arabistan'dan hoşnuduz.
Bunun içindir ki Lübnanlı ve Arap yurtseverler olarak Suudi siyasetçilerden, bu kokuşmuş rejime yardım etme konusunda halen kararlılarsa, ona en azından Fransızların ve Amerikalıların talep ettiklerini şart koşmalarını istiyoruz.  
Bir vatan ki halkı parçalanıyor
İnsanları gökyüzünde bile birbiriyle tartışıyor
Onların yurtlarında kedi, aslan kesiliyor