Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

Suriye'deki tehlikeli oyun

ABD Başkanı Donald Trump’ın Twitter üzerinden yaptığı açıklamaların bu hafta yarattığı kafa karışıklığı ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri harekatına yansımaları ABD’nin Suriye krizi ile ilgili kafa karışıklığı dizisinde yeni bir bölümden ibaret. İşin aslı şu ki krizin 2011’de başlamasından bu yana ABD’nin bu konuda uzun vadeli açık bir stratejisi yok. Tam aksine gerek Obama yönetimi döneminde gerekse mevcut yönetimin gölgesinde Suriye krizine yönelik politikasına kafa karışıklığı damga vurdu. Bu kafa karışıklığı birçok evresinde krizin daha da karışık hale gelmesine katkıda bulundu. Bundan da öte yanlış adımlar ya da belirsiz mesajlar ile adeta var olan yangını körükledi.
Trump’ın Twitter mesajları ve etrafında koparılan gürültü tam olarak bu bağlamda yer alıyor. ABD’nin Suriye krizi, bölgesel ve küresel boyutlarına ilişkin karışık ve anlaşılmaz bakış açısının etkilerine bir kez daha ışık tuttu. ABD Başkanı pazar günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Beyaz Saray tarafından yayınlanan açıklama ile birçok kesimi şaşırttı. Bu açıklamada Trump, Suriye’de sembolik olarak var olan ABD güçlerini çekeceğine işaret ederek Suriye’nin kuzeyindeki askeri harekatını başlatması için Türkiye’ye yeşil ışık yakıyormuş gibi göründü. Bu açıklamayı Trump’ın ABD güçlerinin ülkelerine geri döneceği ile ilgili vaadine odaklanan Twitter mesajı takip etti. Trump mesajında şunu söyledi:
“3 yıl bekledim ve artık bu sonu olmayan saçma savaşlardan çıkmamızın ve başkalarının durumla ilgilenmesine izin vermemizin zamanı geldi.”
Trump’ın bu beklenmedik tutumu ABD içinde bir eleştiri yağmuruna, birçok başkentte ise bir endişe dalgasına yol açtı. Aralarında Trump’ın önde gelen destekçilerinin de olduğu Temsilciler Meclisi’nin Demokrat ve Cumhuriyetçi üyelerinin büyük bir çoğunluğu bu adımı eleştirerek sonuçlarına karşı uyardılar. Erdoğan’ın DEAŞ’a karşı savaşta ABD’nin kilit müttefiki olan Kürt güçlerine operasyon düzenlemesi ve Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge inşa etme planını uygulaması için yeşil ışık yakmak olarak gördükleri bu adıma karşı çıkan açıklamalarda bulundular. Kongredeki bazı Cumhuriyetçi liderler bu adımın yalnızca Rusya, İran, Esed rejimi ve DEAŞ’ın işine yarayacağı uyarısında bulunurken senatör Lindsey Graham daha da ileri giderek bunu Trump’ın almış olduğu sorumsuz ve dar görüşlü bir karar olarak niteledi.
Trump’a yönelik eleştiriler Avrupa’ya da uzandı. Avrupa, Türkiye’nin askeri harekatının Kürtler ile geniş çatışmalara ve Suriye’nin kuzeyinde durumun istikrarsızlaşmasına neden olmasından ve bunun da yeni bir mülteci krizini tetiklemesinden endişe duyuyor. Bölgedeki savaş ve karışıklığın Kürtlerin elinde tutuklu bulunan ve aralarında 2 bin yabancı savaşçının da bulunduğu yaklaşık 10 bin DEAŞ savaşçısının kaçmasına yol açmasından korkuyorlar. Buradan yola çıkarak Londra, Berlin, Paris ve AB, Trump yönetimine tutumunu gözden geçirmesi çağrısında bulundu.
Bu eleştiri dalgası karşısında Trump, Twitter üzerinden “Türkiye, limiti aşar ve benim büyük ve emsalsiz bilgeliğimle sınırları aşmak olarak değerlendirdiğim bir şey yaparsa Türk ekonomisini yok ederim” mesajı yayınlayarak durumu düzeltmeye çalışıyormuş gibi göründü. Bunun yanında Ankara’nın DEAŞ savaşçılarından ve halihazırda Suriye’nin kuzeyinde Kürt güçlerinin elindeki ailelerinden de sorumlu olacağını belirtti.
Şu ana kadar Türkiye’nin askeri harekatında ABD’nin “uygun” gördüğü sınırların ne olduğu açık değil. Ağustos ayında Türkiye ve ABD, Suriye-Türkiye sınırında, Türkiye’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Suriyeli mültecinin geri dönmesini sağlayacak güvenli bölgenin çekirdeğini oluşturacak 5 kilometrelik bir tampon bölge konusunda anlaşmışlardı. Şimdi ise Ankara, Suriye sınırları içerisinde 30 km derinliğe ulaşmak ve Kobani, Kamışlı gibi Kürt şehirlerini kontrol etmek istiyor. Bunun ise Türkiye’yi PKK örgütü ile ilişkilerinden dolayı terörü desteklediklerini düşündüğü Suriyeli Kürtlerden oluşan güçler ile kanlı bir askeri çatışma içine sokması mümkün. Nitekim Erdoğan daha önce de önerilen güvenli bölgenin Rakka ve Deyrizor illerine kadar uzanmasını sağlayarak Suriye’de daha derinlere ilerlemekten bahsetmişti.
Türkiye’nin planları bu kez Suriyeli Kürt gruplara bir darbe indirmek, sınırdan uzaklaştırarak Türkiye’deki Kürtler ile stratejik bağlantılarını kesmekten de öteye gidiyor. Ankara görünüşe bakılırsa Suriye’nin kuzeydoğusunun demografik yapısını değiştirmeyi ve buradaki Kürt varlığını zayıflatmayı düşünüyor. Bu da yıllara uzanabilecek etnik temelli çatışmaların ve karışıklıkların kapısını aralayabilir. Çünkü Türk kuvvetleri ile birlikte Arap ve Türkmen oluşumların oluşturduğu, Ankara’ya bağlı ve onun tarafından desteklenen Suriyeli silahlı gruplar da bu bölgeye girecek. Ankara bu grupların bölgede kalmasını ve halihazırda Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin yarısının taşınacağı güvenli bölgenin korumasını üstlenmesini umut ediyor.
Türkiye’nin yaptığı Suriyeli mültecileri yeniden yerleştirmek değil, yeniden göç ettirmek. Nitekim Türkiye, güvenli bölgeye yerleştirmeyi düşündüğü mültecilere bu konuyu danışmadı. Aynı şekilde buraya yerleştirmeyi düşündüğü mültecilerin çoğu da bu bölgeden değil. Ancak Suriye’nin başka bölgelerinden gelmiş olsalar da demografik yapının değiştirilmesi için Suriye’nin kuzeyine yerleştirilecekler. Erdoğan’ın tek amacı Türkiye sınırında “tampon bir kuşak” inşa etmek. Daha önce Erdoğan, daha da ileriye gitme ve Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını engelleme sözü vermişti. Güvenli bölge ve mültecilerin geri dönmesi örtüsü altında şimdi bu sözünü yerine getiriyor. Bölgenin demografik yapısını değiştirme planı tamamlandığı takdirde kuşkusuz Suriye ve bölge için ciddi bir sorun yaratacaktır.
Trump’ın son Twitter mesajlarını Suriye krizine yönelik net bir ABD stratejisinin yokluğu çerçevesinde ele aldığımızda Washington’ın politikalarına eşlik eden kafa karışıklığının maliyeti hiç bugün olduğu kadar net değildi diyebiliriz. 2016 yılında ABD güçlerini Ortadoğu’nun sona ermez savaşlarından çekme vaadi ile başkanlık seçimlerini kazanan Trump, o zamandan beri Suriye’de var olan az sayıdaki ABD askerini ve araçlarını geri çekme düşüncesine takılı kaldı. Bu adımın muhtemel sonuçlarına rağmen birkaç yüz kişiden oluşan güçleri çekmek için 2 kez uygun bir zemin hazırlamaya çalıştı. ABD’nin Suriye’deki varlığı büyük ölçüde siyasi ve sembolik. ABD güçlerinin Suriye’den çekilmesi mümkün, hatta gerekli.  Ancak bu, savaşı sona erdirerek muhalefetin bütün oluşumları ile katılacağı ve yeni anayasanın hazırlanması ile sonuçlanacak bir siyasi süreci başlatacak kapsamlı siyasi düzenlemeler çerçevesinde gerçekleşmeli.
Ancak ABD’nin güçlerini birden çekerek Suriye’nin kuzeyinde derinlere dalması ve güvenli bölge projesini uygulaması için Türkiye’nin önünde kapıyı aralık bırakması bölgeyi endişe verici bölgesel ve küresel senaryolar ile karşı karşıya bıraktı. Nitekim Suriye Kürtleri ile Türk ordusu ve müttefikleri arasında olası kanlı çatışmalardan yeni küresel mülteci krizine, kış uykusuna yatan DEAŞ hücrelerinin uyanmasına, binlerce savaşçının Suriyeli Kürtlerin yönetimi altında olan cezaevlerinden kaçmasına ve yıllarca sürebilecek karışıklıklara yol açabilecek demografik değişimlere kadar bir dizi olası senaryonun gerçekleşmesi mümkün.